|
15 Eylül
2004
AMERİKALI BAŞKAN ADAYLARININ DEĞİŞMEYEN “ERMENİ”
KARTI
Dr. Şenol KANTARCI
ABD’de Başkan adaylarının, sayıları 800 bin
civarında nüfus olarak az, ancak
toplu olarak bir takım bölgelerde yaşamaları ve
kurumsal lobicilikleri yüzünden nüfuz
olarak etkili olan Ermenilere yönelik seçim
propagandaları veya verdikleri -ancak
tutmadıkları- vaatler, artık gelenekselleşmiştir.
Söz konusu durum, 1912 yılında, Demokrat Parti’den
adaylığını koyan Woodrow Wilson’un Başkanlık
kampanyasından 2004 yılı Kasımı Bush-Kerry
Başkanlık kampanyasına kadar değişmeden devam
etmiştir.
1912’de Ermenilere büyük vaatlerde bulunan,
1915’lerde İngiltere, Fransa ve Rusya’nın yanında
Almanya’ya karşı önce gizli, savaş sonuna doğru
açık müttefiki olan Başkan Wilsonlu Amerikan
yönetimi -ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarları için-
Ermenileri birer piyon olarak kullanmış,
himayeleri altına alacakları vaadinde bulunmuş,
ancak daha sonra kendi kaderine terk etmiş, hatta
onlara sırt çevirmiştir. 1920’lerin Ermeni
tarihini kaleme alan bir çok Ermeni yazar, ABD’nin
söz konusu ihanetinden esefle bahsederler.
Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra Orta Doğu
coğrafyasında daha aktif rol üstlenen ABD,
kendisinin bir zamanlar misyonerleriyle
filizlendirdiği, büyüttüğü ve hatta hatırı sayılır
katkılarıyla uluslararası platforma taşıdığı ve
bir sorun haline getirdiği Türk-Ermeni
anlaşmazlığını, hem devlet olarak dış
politikasında hem de başkanlık seçimleri sırasında
seçim propagandası olarak iç politikasında
kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir.
Amerikan yönetimi, kendi katkılarıyla var ettiği
mevcut sorunu, Türkiye ile ilişkilerinde tasarılar
kartıyla Türkiye’ye karşı pazarlık unsuru olarak
kullanırken, Ermenistan cephesinde ise -Ermeni
sempatizanı görüntüsü ile- Kafkasya’da Rusya’ya
karşı politika üretmede özellikle son on yılda
değişmeyen siyaseti olarak uygulamıştır.
ABD’nin belirli bölgelerinde toplu olarak bir
arada yaşayan Amerikalı Ermenilerin oyları,
Başkanlık seçimleri sırasında -başkan adaylarının
olduğu gibi- 100 sandalyeli Senato ve 435
sandalyeli Temsilciler Meclisi üyeliği için
yarışan parlamento adaylarını da oldukça cezp eder
bir hal almıştır. Öyle ki, örneğin Hollywood
tepelerinin kuzeyinde yer alan California
Eyaleti’ne bağlı Pasadena, Burbank ve Glendale
bölgesinde Ermeni oylarını alacak olan kişi
Temsilciler Meclisi’ne girişinin garantisini
sağlamış olmaktadır.
Pasadena, Burbank ve neredeyse “Küçük Ermenistan”
olarak nitelendirilen Glendale bölgesinin
oylarının rengi, 435 sandalyelik Temsilciler
Meclisi’ne 50’nin üzerinde milletvekili gönderen
California eyaletinin seçimdeki kaderini
belirlemektedir. Bölgedeki Ermeni kiliselerinin de
katkısıyla Ermeni oylarını toplu olarak tek bir
partiye yönlendirmeleri, bölgenin seçim sonucunu
etkilediğinden, seçimler sırasında ABD’li oy
avcıları için Ermeni toplumu, önemli bir kitle
halini almış olmaktadır. Bu yüzden 1980’lerin
sonunda “Baba Bush” döneminden 2000’lerde “Oğul
Bush” dönemine kadar hemen bütün başkan adayları,
Kasım seçimleri öncesinde ABD’de yaşayan
Ermenilere yönelik özel politikalar geliştirmiş ve
başkan olacak aday -seçildiği takdirde- ilk iş
olarak bir Ermeni iddiası olan “Soykırım”ı
tanıyacakları sözünü Amerikalı Ermenilere
vermişlerdir. Mevcut geleneğin son temsilcisi ve
ABD’nin yeni muhtemel Başkanı/Başkan adayı olan
Massachusetts Senatörü John F. Kerry’de bundan
geri kalmamıştır.
1988 yılındaki seçimlerde gerek Demokrat Parti’nin
Yunan asıllı adayı Dukakis gerekse Cumhuriyetçi
kanadın adayı olan “Baba Bush” ülkedeki Ermenilere
yönelik yoğun propaganda faaliyeti yürütmüş ve her
ikisi de “Başkan” oldukları takdirde Ermeni
iddialarını kabul edecekleri sözünü vermişlerdi.
88 seçimlerinden galip olarak çıkan “Baba Bush”
her ne kadar kendisinden önceki dönemin Başkanı
olan Ronald Reagen gibi Ermeni sorunu konusunda
açık bir politikayla Türkiye yanlısı sözler sarf
etmemişse de, Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra
seçimler sırasındaki -Ermenilere vermiş olduğu
sözü yerine getirmenin Türk-Amerikan ilişkilerine
vereceği zararı hesapladığından- sözünü yerine
getirmemiş/getirememiş ancak Ermenilerin de
gönlünü alma yönünde değişik girişimlerde
bulunmuştur.
7 Aralık 1988 yılı Ermenistan Depreminde Başkan
Bush, kendisi deprem bölgesine gitmese de oğlu Jeb
Bush ile 12 yaşındaki torunu George Bush’u, yardım
malzemesi götüren uçaklardan birisiyle beraber 23
Aralık’ta Ermenistan’a göndermiştir.
Amerikan televizyonları Jeb Bush’u, gözlerinin
yaşını silerken görüntülemiş ve Jeb Bush’un 25
Aralık’ta deprem bölgesinden dönüşünde “Baba
Bush”: “Bu, belki benim oğluma verebileceğim en
büyük noel hediyesi oldu”diyerek Ermenilerin
gönlünü almaya çalışmıştır.
George Bush’un 1988-1992 Başkanlığı döneminde,
kendisinin içeriden gizli desteği ve Robert Dole
gibi Türkiye karşıtı lobi yapan Senatörlerin aktif
çalışmalarıyla Ermeni sorunu, daha da
boyutlandırılmıştır.
Hemen her seçim öncesinde benzer hadiseler
Amerikalı başkan adayları tarafından yaşanmıştır.
Bush’tan sonra Başkanlık koltuğuna oturan Bill
Clinton da, Clinton’dan sonra koltuğu devralan
George W. Bush da benzer sözler vermiş, ancak bu
sözleri yerine getirmemişlerdir. Hatta seçim
öncesi Ermenilere vermiş olduğu söze rağmen
Clinton yönetimi, özellikle 14 Eylül 2000 yılında
“398 sayılı tasarı olarak” Temsilciler Meclisi
Uluslararası İlişkiler Komitesinin 14 üyeli
Uluslararası Operasyonlar ve İnsan Hakları Alt
Komitesinde görüşülmeye başlanan Ermeni
tasarısında, Türkiye’yi destekleyen açıklamalar
yapmıştır.
Clinton yönetimi adına, ABD Dışişleri Personel
Direktörü Büyükelçi Marc Grossman, tasarıya sert
bir şekilde muhalefet eden bir konuşma yapmıştır.
Türkiye’nin NATO içerisinde olduğu gibi Irak,
Ortadoğu, Kıbrıs, Balkan ve Kafkasya politikaları
açısından da oldukça önemli bir ülke olduğunu
vurgulayan Grossman, ABD yönetiminin -tasarının
kabulü halinde- Kafkaslardaki barış ve istikrar
çabalarını zorlaştıracağına ve Türkiye’de büyük
önem arz eden Amerikan çıkarlarına zarar
vereceğine inandığını söylemiştir. Grossman, Soğuk
Savaş dönemi boyunca Türkiye’nin önemli bir NATO
müttefiki olarak sorumluluklarını yerine
getirdiğini ayrıca Kore Savaşı, Kosova, Çöl
Fırtınası Operasyonu ve Bosna’da önemli katkılar
sağladığını belirtmiştir. Irak’ta, uçuşa yasak
bölgenin kontrolünde Türk-Amerikan işbirliğinin
önemini de anlatan Grossman, Türkiye’nin Kıbrıs
sorununun çözümü çabalarında önemli olduğunu,
Ortadoğu’da hem İsrail hem de Filistin ile
ilişkileri olan ve Camp David’den beri barış
çabalarını destekleyen önemli bir ülke olduğunu
söylemiş ve soykırım tezinin
tartışılmasının tarihçilere bırakılmasını
isteyerek tasarının kabulünün hem ABD’nin dış
çıkarlarını zedeleyeceğini hem de Türk-Ermeni
yakınlaşması ve Türkiye’de insan hakları reformu
önüne set çekeceğini savunmuştur. Uluslararası
İlişkiler Komitesi’nin tasarıyı genel kurula sevk
etmesinin ardından Pentagon ve Hükümet,
milletvekillerine böyle bir yasanın
Washington-Ankara ilişkilerine zarar vereceğini ve
Washington’un bölgedeki çıkarlarını büyük ölçüde
zedeleyeceğini söylemişlerdir. Ancak, tasarının
çekilmesindeki en önemli etken, Temsilciler
Meclisi Başkanı Hastert’e son anda gönderilen iki
mektup olmuştur. Bu mektuplardan birincisi, seçim
öncesinde Ermenilere soykırım iddialarını kabul
edeceği sözü veren, ancak Başkanlık koltuğuna
oturduktan sonra bu sözü yerine getirmeyen ABD
Başkanı Bill Clinton tarafından kaleme alınırken;
diğer mektubu ise, ABD Genelkurmay Başkanı Henry
Shelton, yazmıştır. Her ikisi de, ABD’nin ulusal
güvenlik kaygıları yüzünden tasarının geri
çekilmesinin uygun olacağını belirtmişlerdir.
Ankara-Washington gündemindeki diğer konuları
ikinci plana iten ve ilişkilerde ciddi olarak
pürüz yaratma potansiyeli taşıyan tasarı, 20
Ekim’de (Türkiye saatiyle 19 Ekimi 20 Ekime
bağlayan gece 01.40 civarında) tasarının güçlü
destekçilerinden olan Temsilciler Meclisi’nin
Cumhuriyetçi Başkanı Dennis Hastert tarafından
geri çekilmiştir (çektirt ilmiştir). Böylece, hem
7 Kasım seçimlerinde Ermeni oylarına talip olan
Kongre üyeleri hem de tasarıyı kabul ettirmek için
çaba sarf eden Ermeni lobisi yenilgi almıştır.
Tasarının geri çekilmesindeki faktörlerden birisi,
hatta en önemlisi şüphesiz, MGK’nın 29 Eylül 2000
tarihinde almış olduğu tedbir nitelikli
kararlarıdır.
Bill Clinton’dan sonra 7 Kasım 2000’deki seçimler
öncesinde George W. Bush, tarafından da tıpkı yeni
başkan adaylarından olan John F. Kerry gibi
Ermenilere bir takım sözler verilmiştir. Ancak,
ABD’nin genelde Orta Doğu’daki özelde ise
Kafkasya’daki çıkarları yüzünden “Oğul Bush”
tarafından verilen bu sözler de yerine
getirilmemiştir.
2004 Kasım seçimlerinde, Başkanlık yarışının
oldukça kuvvetli bir o kadar da ABD’nin muhtemel
başkanı olarak düşünülen adayı, John F. Kerry
tarafından Ermeni iddialarının –başkan seçilmesi
halinde- kabul edileceğinin mesajı, Amerikalı
Ermenilere bir seçim vaadi olarak verilmektedir.
Söz konusu durum -bu yazının daha ilk cümlelerinde
de belirtildiği gibi- ABD başkanlık seçimlerinin
Ermenilere yönelik rutin propagandası haline
gelmiştir. ABD Başkanlık koltuğuna değil John F.
Kerry, Ermeni asıllı bir Amerikalı dahi oturmuş
olsa –ABD’nin şu andaki çıkarları yüzünden- mevcut
aşamada, Ermeni iddialarını kabul etme gibi bir
lüksü olmadığını hemen anlayacaktır.
2004 Kasım seçimlerinden sonra ABD’de 20 Ocak
2005’te resmi Başkanlık görevini her kim yürütürse
yürütsün, Ermeni iddialarını bir süre için daha
rafa kaldırmak zorunda kalacaktır. Zira, ABD’nin
Ermeni iddialarını kabul etme gibi bir riski göze
alması, zaten Irak’taki yanlışlarını çok iyi
gözlemleyen Türk kamuoyu için oldukça iyi bir
argüman olduğundan, ABD varlığının Türkiye’de son
bulmasının da zeminini hazırlamış olacaktır.
Zaten, Pentagon’daki Türkiye uzmanları da bütün bu
hesapları yapmışlardır…
-
Geri -
|