"Yurdun    bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir... Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

16 Nisan  2004

             ÇOBAN ATEŞLERİ YANMAYA BAŞLADI..!

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NDEN YÜKSELEN SESLER

                                                                                             Dilşen İNCE ERDOĞAN

24 Nisan’da yapılacak olan referandum öncesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkından farklı sesler yükselmektedir. Kıbrıs Türk halkı, Annan Planı’nın oylanması öncesinde “evet” veya “hayır” denmesi doğrultusunda ikiye bölünmüş durumdadır. Kıbrıs sorununu çözmeyi hedefleyen, aslında çözüm yerine çözümsüzlüğü getirecek olan Annan Planı’na karşı yürütülen “hayır kampanyası”nın liderliğini KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş yapmaktadır. Sayın Denktaş, Annan Planı’nda devlet ve egemenlik  kavramlarının olmadığı, Türklere tanınan haklara yeterince garanti sağlanmadığı gerekçesiyle; KKTC halkının referandumda oyunu hayır yönünde kullanması konusunda  kampanya başlatmıştır. Denktaş, bu konuda Türkiye’nin desteğinin sağlanması amacıyla, Anavatan’da yoğun temaslarda bulunmaktadır. AB yetkililerinin derogasyonlar konusunda sözlü olarak verdikleri teminatlara güvenerek risk alınmaması gerektiğini belirten Denktaş, gelinen aşamanın Kıbrıs Türkü’nün ada için yaptığı 40 yıllık mücadelesine, bu uğurda can veren şehitlerine ve Türkiye’nin yıllardır yaptığı maddi ve manevi büyük fedakarlıklarına yakışmayacağını ısrarla vurgulamaktadır. “Türkiye bizim her şeyimizdir” dediği Anavatan’ında susturulmak istenen Denktaş’ın, “marjinal gruplar” diye tanımlanan vatanseverlerle işbirliği yaptığı gerekçesiyle Kıbrıs’a dönmesinin gerektiği açıkça ifade edilmektedir. Ankara hükümeti bu tavrıyla Anavatan’ın yavru vatana bakışını aslında gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’ın lideri olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ise, 24 Nisan’da yapılacak olan referandum için “evet kampanyası” başlatmıştır. Kıbrıslı Türklerin Annan Planı’na “evet” demesi halinde Kıbrıs’ın dünyaya bağlanacağını her platformda tekrarlayan Talat, Ankara  hükümetinin desteğini de bu anlamda sağlamış durumdadır. “Evet demekle hem Kıbrıs Türkü hem de Türkiye büyük sıkıntıdan kurtulacaktır”, “AB yolunda Türkiye’nin önü açılmalıdır”, “Kıbrıs halkına iş, aş gelmelidir” söylemleriyle kampanyasını temellendiren Başbakan Talat, halkın gönül rahatlığı ile plana “evet” demesi gerektiğini ifade etmektedir.

24 Nisan’da son sözü Kıbrıs halkı söyleyecektir. Annan Planı’nı sadece Avrupa Birliği’ne giriş vizesi olarak algılayanları, Annan Planı’nı kabul etmekle sağlayacakları bireysel çıkarlarının KKTC’yi yani, devletlerini ortadan kaldıracağını akıllarına bile getirmemektedirler. Bunun ötesinde Plan’ı kabul etmekle Kıbrıs Türkünü hiçbir zaman dost görmemiş olan Rumlara bağımsızlıklarını teslim edilmiş olacaklarını düşünememektedirler. Dünya vatandaşı olma fikri, KKTC’de yaşayan kimilerini vatan ve millet kavramından o kadar uzaklaştırmıştır ki, manevi değerlerin maddi kazanımları sağlamlaştıracağını unutmuşlardır.

Kıbrıslı akademisyenler gençlerin oylarını “evet” yönünde kullanmasıyla, Kıbrıs’ın hiçbir zaman etnik çatışmaların yaşandığı Kosova’ya dönmeyeceğini, gençlerin barış içinde Rumlar ile birlikte yaşayarak Avrupalı olmak istediklerini söylüyorlar.

AB’ye dahil olma özlemi ile yanan Kıbrıslı Türkler, Rumların yıllardır emek verdikleri, yaşadıkları topraklara gelip yerleşmesini tepkisizce kabullenip, Türk ordusuna ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne işgalci sıfatını yakıştırabiliyorlar. KKTC Başbakanı Talat, Kofi Annan tarafından hazırlanan  Plan üzerinde yapılan  ikili görüşmelerde ya da uluslararası toplantılarda, topraklarını işgalden kurtarmak isteyen devlet adamı edasıyla karşılanmaktadır. Talat referandumdan “hayır” çıkmasının tüm dengeleri altüst edeceğini, 1974 öncesine geri dönüleceğini iddia ederek ve Kıbrıs’ta genel seçimlerle başlayan değişim rüzgarının önüne kimsenin geçemeyeceğini savunarak “evet” oylarını arttırmak yolunda çalışmaktadır. Talat, 1974 öncesinin Rumlarla birlikte yaşanan ve Kıbrıslı Türklerin en temel yaşam haklarının dahi gasp edildiği bir dönem olduğunu unuttuğu gibi halkına da bunu unutturmaya çalışmaktadır.

Evet oylarını etkileyecek diğer önemli bir faktör, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin tavrıdır. Hükümet iktidara geldiği günden itibaren “Kıbrıs Meselesi”ne acilen çözülmesi gereken bir sorun olarak bakmakta, “ver  kurtul, AB yolunda Türkiye’nin önündeki en büyük engeli kaldır” anlayışı ile davranmaktadır. Dış İşleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün verdiği demeçlerde kendi tercihinin, “KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesi olduğu, fakat bu inancının önceki hükümetlerin uygulamaları sonucu gerçekleşmesinin mümkün olmadığı” yolundadır. AKP hükümetinin politikasının hiçbir zaman “Kıbrıs’ı ver, AB’den tarih al” konusunda olmadığını belirten Gül, “Kıbrıs meselesinin AB’den tarih alma konusunda ön şart olarak masaya gelmesinin nedeninin, 1995 yılında Gümrük Birliği’ne girmemiz karşılığında, Rumların AB’ye girişine onay vermemiz” olduğunu söylemektedir. Ancak yıllardır kapalı bir kutu olan Türkiye’nin Gümrük Birliği Anlaşması’nı imzalarken verdiği ödünler, resmi olarak Türk halkına açıklanmamakta ve zaman zaman bu anlaşmaya atıfta bulunulmaktadır.

Oylarını “hayır” yönünde kullanacak olan vatandaşların üzerinde Sayın Denktaş’ın büyük etkisi bulunmaktadır. KKTC’de yapılan son genel seçimlerde mecliste 18 sandalyeye sahip olan Ulusal Birlik Partisi(UBP) Annan Planı’na “hayır” kararı  almıştır. Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) ve Milliyetçi Adalet Partisi (MAP)’de oylarının renginin “hayır” olacağını açıklamıştır. Serdar Dentaş’ın lideri olduğu Demokrat Parti(DP) ise seçmenleri arasında yapacakları mini referandum sonrası kararlarını açıklayacaklarını bildirmiştir. Yapılan yoklama sonucunda DP üyelerinin  %40’nın plana “hayır” derken , %36’sının ise “evet” deme eğiliminde olduğunun görülmesi; Serdar Denktaş’ın DP’nin kararını “hayır” olarak açıklayacak olduğunu düşündürmektedir.

“Topraksız Vatan Olmaz, Türkiyesiz Kıbrıs Türkü Var Olamaz” sloganları eşliğinde Türk Çiftçiler Birliği’nin 7 Nisan’da  düzenlendiği eylemde Kıbrıslı çiftçilerinin oylarının “hayır” olacağı açıklaması yapılmıştır. Plana “hayır” diyeceklerin  önemli bir bölümünü de hala beyinlerinde ve vücutlarında 1963 olaylarının izlerini unutamamış olan 55 yaşının üstündeki  Kıbrıslı Türkler oluşturmaktadır.

KKTC halkının referandum öncesi Annan Planı hakkında tam anlamıyla aydınlatıldığını söylemek de mümkün değildir. Kıbrıs Türk’lerine “Annan Planı’nı okudunuz mu?” diye sorulduğunda verdikleri cevap “hayır” olmaktadır. O halde bu kişilere sormak gerekir “Bilmediğiniz, önünüze çözüm planı olarak konulan ve aslında bir çözümsüzlük planı olan, Kofi Annan tarafından hazırlandığı söylenen bu plana neden evet diyorsunuz?”. Halkı Planı okumamakla eleştirmek de pek doğru bir yaklaşım olmamaktadır. Planı ilk okuması gereken, halka rehberlik yapacak olan siyasi liderlerin kendileridir. 9 bin sayfalık  Plan’ın esasının sadece 200 sayfadan ibaret olduğunu söyleyen Başbakan Talat da Plan’ın hepsini okumadığını söylemektedir. O halde Başbakan Talat’ın okumadığı bir plan hakkında nasıl bu kadar emin konuşabildiği ve halkından plana “gönül rahatlığı ile evet” demesini nasıl isteyebildiği, üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Sadece KKTC’li siyasetçiler değil, Ankara hükümeti de Plan’ın tamamını okumuş değildir. O zaman neden bu kadar acele edilmektedir? Kıbrıs, dünyanın kanayan yarası mıdır? Tabii ki hayır. Dilleri, etnik kökenleri, dinleri farklı olan, zamanında idealleri uğruna savaşan ve kan akıtan,  Kıbrıs’ta yaşayan Türklerden ve Rumlardan Birleşik Kıbrıs oluşturmak için neden bu kadar acele edilmektedir? Kıbrıs Türk halkı açısından 24 Nisan’da referanduma gitmeden önce cevabının aranması gereken birincil sorulardan birisi de budur. 

Kıbrıs meselesinin 40 yıldır çözülmediğini söyleyenler, Kıbrıs’ın arka bahçesinde ABD ve AB’nin güç mücadelesini görememektedirler. Büyük Orta Doğu Projesi rüyasını gerçekleştirmek isteyen ABD, Kıbrıs’ı Akdeniz’de yüzen bir savaş gemisi olarak kullanmak istemektedir. ABD, sadık müttefiki Türkiye’yi ve BM’deki etkisini kullanarak Kıbrıs üzerinde hakimiyet sağlamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Annan Planı ile kurulacak olan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Türk askerinin varlığı tartışılırken, İngiltere’nin adadaki varlığının akıbetinden söz edilmemektedir. ABD ve İngiltere arasındaki dinsel, ırksal, etnik bağların bulunduğu asla unutulmamalı ve müzakere masasında Yunan ve Türk askerleri adayı terk ederken neden İngiltere’nin hala Kıbrıs’ta kaldığı sorusu sorulmalıdır. Annan Planı ile amaç adaya barış, huzur, güven getirmek ise bunun sağlanabilmesi için ilk olarak İngiltere Kıbrıs’ı terk ederek güven telkin etmelidir.

24 Nisan’da yapılacak olan referandumda hem Güney Kıbrıs Rum Yönetimi hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının kullanacağı oylar adanın kaderini belirleyecektir. Kıbrıslı Türkler dönüşü olmayan bir yolda, meçhule doğru yürümek istemediklerini sandık başında “HAYIR” diyerek göstereceklerdir.         


 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |