"Yurdun    bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir... Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

16 Haziran  2004

            

TÜRK LOKUMU (*)

Graham E. FULLER

 

Amerikalıların, İslam’ın Müslüman dünyası siyasetinde ne kadar yer ettiği konusunda dikkatli olmaları gerekmektedir. Bu bağlantı çeşitli sorunlara yol açmaktadır ancak laiklik gibi kurumlarla değiştirilemeyecek bir gerçektir. ABD, Bush tarafından kullanılan ve milletleri “ya kendi taraflarında ya da teröristlerin yanında” şeklinde bir ayrıma tabi tutan Manichean tarzı açıklamalardan kaçınmalıdır; bu açıklama olan biten hakkında, bin Ladin’in “Müslümanlarla inanmayanlar arasındaki savaş” olarak yaptığı nitelendirmeden farklı değildir. Gerçekte olan; İslam’ın kendisini değil, İslam anlayışını ve bu şekilde Müslüman Reformu ve bağlamda hem İslamist hem de liberal ve demokrat bir siyaset anlayışına temel hazırlayacak olan Müslüman dünyadaki potansiyel güçlerin yükselişidir. Böyle bir eğilime verilecek destek ABD için önemli bir hedef olmalıdır.

 

Türkiye örnek alınması gereken başarılı bir modeldir. Bunun  nedeni laik olması değildir; zira Türkiye’deki laiklik topyekün bir devlet kontrolüne ve hatta din üzerinde devlet baskısına dayanmaktadır. Türkiye modeldir çünkü Türk demokrasisi katı devlet anlayışının yıkılmasını ve gelenekler ile kamuoyunun büyük bir kısmını yansıtan partileri  ve bu şekilde ülkede gelişen demokratik ruhu yansıtan İslamist hareketleri içermektedir. Türkiye’de siyasal İslam, Amerikan idealleriyle uyuşup uyuşmamasına bakılmaksızın, dar kapsamlı ve anti-demokratik bir İslam anlayışından görece olarak daha sorumluluk sahibi bir anlayışa dönüşmektedir.

 

Dikkate alınması gereken diğer örnekler arasında her biri farklı siyasal ve ve sosyal liberalizasyon süreçlerinden geçmekte olan Kuveyt, Bahreyn, Fas, Ürdün, Yemen, Malezya ve Endonezya yer almaktadır. Bu ülkelerin hepsi, değişim süreci dahilinde İslami politikalar üzerindeki baskının sosyal patlamaya yol açmasını engellemeye çalışmaktadırlar. Siyasal süreçlerin önünün açılması etkili ılımlıların radikallerden ayrıştırılmasını sağlamaktadır. Adını bir şekilde duyurmuş olan teröristlerin hiçbiri, ABD’nin müttefiki olarak bilinen Mısır ve Suudi Arabistan’ın aksine, bu ülkelerin vatandaşı değildir.

 

Tüm büyük dinler bir dereceye kadar hoşgörüyü ve hoşgörüsüzlüğü bünyesinde barındırmaktadır. Hoşgörüsüzdürler çünkü yalnızca kendi inandıklarının doğru olduğunu savunurlar; hoşgörülüdürler çünkü insanlıktan, insanlığın ortak köklerinden, ilahi adaletten ve herkes için insani düzenden bahsederler. Şiddet yalnızca din kaynaklı değildir; en bağnaz dinler bile şiddetin tek sorumlusu sayılamaz. Her şeyin ötesinde, en korkunç ölüm makineleri Batı menşeili ve laik faşist ve komünist ideolojilerin ürünüdür. En gelişmiş batı toplumlarında bile dinin ortadan kalkması söz konusu değildir. Batı’nın görevi bu gerçekle başa çıkmak ve karanlıkta kalmış toplumları aydınlatmaktır. Bu süreçte, günümüzün anahtar gerçeği haline gelen İslam inanışının değişik şekilleri ya halkın da desteğiyle müspet bir yöne ilerleyecekler ya da çevrelerini zehirlemeye devam edeceklerdir. İslam halkları kendilerine bir seçenek sunulduğunda farkı anlamakta gecikmeyeceklerdir.

 

Teröristler cezalandırılmalıdırlar. Ancak Washington İslam dünyasındaki krizlerin semptomlarına karşı cezalandırıcı bir rol üstlenmekle mi yetinecektir? Filistin sorununa getirilecek adil bir çözüm and bölgesel demokratikleşmeye katkı terörizmin yayılmasına karşı kullanılabilecek olan etkili silahlar arasındadır. Terörizmle savaşın bu müessir ülkeleri liberalleştirememesi ve tam aksine hali hazırda yeterince kışkırtıcı bir potansiyele sahip anti-amerikanizmi artırması ABD ve Müslüman dünyasında kinle anılan diğer ülkeler için bir felaket olur. Bir toplumun kendisi ve politikaları şiddet ve huzursuzluk içermekteyse, dini inanışlarındaki ifadelerde aynı özellikleri taşıyacaktır.

 

(*) Foreign Affair  March/April 2002.



 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |