"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

16 Aralık 2002

3 KASIM SEÇİMLERİ: TEK DÜNYA DEVLETİNE DOĞRU BİR ADIM!
Hüseyin TAVİLOĞLU


3 Kasım seçimleri bir "seçme" olayından çok bir "ret etme" olayıdır. Devlet yönetiminin toptan inkarıdır. Bu öyle bir ret ediştir ki, sadece hükümeti oluşturan koalisyon ortakları değil, parlamentoda kim var kim yok hepsi ret edilmiştir. Ret edilenler, sağcısından - solcusuna, milliyetçisinden - ABcisine öyle geniş bir ideolojik yelpaze oluşturmaktadırlar ki, bu toptan inkârda sebebin sadece ekonomik olduğu açık bir şekilde ortadadır.

Sonuçta "hayali bir alternatif" olan AK parti bu toptan inkarın bir yan ürünü olarak ortaya çıkmıştır. AK parti hayali bir alternatiftir çünkü diğerlerinden farksızdır, temel sorunu teşhis edemediğinden olayların akışına o da müdahale edemeyecektir. Temel sorun ise ileride daha da ağırlaşacak olan ekonomik bunalımla beraber, 3 Kasımda yaşanan inkârın büyüyerek tekrarlanacağı ve nihayetinde tek dünya devletine varacağıdır.

Şimdi bir bakalım bir insanın iç gücünün nasıl kırılacağı konusunda "Batı"nın bilimsel yöntemleri ne diyor? Önce kişiyi alır kötü muameleye tabi tutarsınız: rutubetli, pis ve ışıksız bir hücrede bırakır temizlenmesine, tuvalete gitmesine vs.ye izin vermezsiniz. Kişi dayanır. Fakat bir süre sonra ona kendisini orada tutma sebebinin ortadan kalktığını söyler ve özgürlüğüne kavuşacağını müjdelersiniz. Kendisinin ortadan kayboluşunun medyaya mâl olduğunu, eşinin ve çocuklarının kapıda olduğunu söyler, onu yıkar, güzelce giydirir sonuçta iyice inanmasını sağlarsınız, sonra da o pis hücreye onu geri götürür atarsınız. İşte iç gücü böyle kırılır.

İşte toplumumuz da arka arkaya yaşadığı krizlerin ve ağır ekonomik sıkıntıların arkasından şimdi ilk defa koalisyon berbatlığından kurtulduğunu, tek bir kafadan çıkan sesle yönetileceğini düşünmekte ve doların düşüşüne, borsanın çıkışına vs.ye tanık olmaktadır. Açıktır ki ileride yaşayacağımız bir ekonomik krizin manevi etkileri öncekilerden çok daha yıkıcı olacaktır.

Peki bu nereye kadar devam edecektir? Bunun cevabı 100 yıldan daha eski bir dokümanda açıkça verilmektedir. "Tek dünya devleti kurma el kitabı" diyebileceğimiz bu kitabı kimin yazdığı 100 yıldır bitmeyen tartışmalara yol açmış muhataralı bir konudur ve bu noktada bizi ilgilendirmemektedir. -Esasen kitabın bir zihniyete değil de bir ırka(!) mâl edilmesi ve nefret malzemesi olarak kullanılması onun en büyük şansızlığıdır.- Bizim için asıl önemli olan kimin hangi maksatla oradaki yöntemleri uygulamakta olduğudur. Baştaki sorumuzun cevabı kitapçıkta şöyle verilmektedir:

"..Bu (tek dünya devletinin) tanıma anı gelince, idarecilerinin bizim tertip ettiğimiz düzensizlik ve beceriksizliklerinden tamamen bıkmış olan halk gürültü ile bağıracaktır ki, "Onları yok edin ve bize bütün dünya üzerinde bizi birleştirecek ve anlamsızlık sebeplerini; hudutlar, milliyetler, dinler, devlet borçları ortadan kaldıracak, bize idarecilerimizin ve mümessillerimizin idareleri altında bulamadığımız barış ve huzuru verecek bir kral (tek dünya devleti) verin."..
...Fakat siz mükemmelen ve çok iyi bilirsiniz ki bütün milletler tarafından böyle isteklerin ifade edilmesi imkanını oluşturmak için; her memlekette halkın hükümetleri ile ilişkilerinde tamamen insanlığı tüketecek derece çekişmeler, kin, mücadele, haset ile ve hatta işkence kullanarak, şiddetli açlık ile, yokluk ile karışıklıklar meydana getirmek zorunludur.."


Evet! Yukarıda yazılanların 100 yıldan eski olduğunu unutmayalım ve 100 yıldır bu çalışma tarihin tozlu raflarına gömülüp kaybolmamıştır. Hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilmiş yayınlandığı ülkelerde çalkantılara sebep olmuş sonra küllenmiş fakat 10 yıl, 20 yıl sonra bu ülkelerde tekrar tekrar baskıları yapılarak ayakta kalmıştır. Bu ayakta kalışın sebebi ise içerisindeki kurguların bugün dünyanın çeşitli milletleri tarafından gerçekten yaşanıyor olmasından başka bir şey değildir.

Nitekim bir Mısır özel kanalı bu kitapçık üzerine Ramazan ayı boyunca yayınlanmak üzere 41 programlık bir seri hazırlamış bulunmaktadır. Bu haberi okuyucularına duyuran New York Times aynı programın Mısır devlet televizyonu ve diğer Arap televizyonlarında yayınlanmasının muhtemel olduğu üzerinde durarak potansiyel izleyici sayısının on milyonlarla ifade edilebileceğini belirtmektedir.

İşte AK partinin de başarısızlığa mahkum oluşu diğer tüm partiler gibi "bizim tertip ettiğimiz düzensizlik ve beceriksizlikler.." konusunu uyanmamış olmalarından, nihai hedefin ise küreselleşme kılıfıyla tek dünya devletine varmak olduğunu bilmemelerindendir. Olayı gizleyen ve inanılmaz kılan tüm dünyada oluyor olmasıdır. Örneğin Elit'in önemli bir maşası olan IMF'nin aynı yıkıcı programları tüm dünyada uyguluyor olması gibi. Bu durum hangi partiden olursa olsun bizim ve diğer bizim gibi ülkelerin yöneticilerine büyük bir rahatlık ve mazeret vermektedir.

Oysaki IMF'nin kuruluş amacı bellidir. İkinci Dünya Savaşından galip çıkmanın semeresini toplayacak kurum olarak kurulmuştur IMF (ve Dünya Bankası). Bunu da Elit'in ABD gurubunun elinde olan, teknolojiye ve büyük ölçeğe dayalı ekonomik üstünlüğün kullanılmasını sağlayarak yapacaktır.

Önce borçlandırma, sonra da serbest ticaretin ve nihai olarak da finansal serbestleşmenin dayatılması yukarıdaki hedefin en kaba hatları olarak karşımızdadır. Fakat borçlandırma işin temeli olmasına rağmen ilk zamanlar kimse borçlanmaya hevesli gözükmemekteydi. Dünya Bankası kuruluşunun ilk dokuz yılında sadece 1.75 milyar dolar borç verebilmiştir. Ünlü yazar David Korten Dünya Bankasının bu durumun üstesinden nasıl geldiğini şöyle anlatıyor:

"Daha sonra 1950'lere gelindiğinde ... "Teşkilat-yaratma" projelerine öncelik verildi. Bağımsız hükümet temsilciliği şeklindeki bu teşkilatlar Dünya Bankası'nın düzenli kredi kullanıcıları oldu. Bu kurumların nispeten hükümetten bağımsız olması ve çalışanlarının da Bankayla yakın mesleki ve finansal bağları olan ulus ötesi teknokratlardan oluşması, Bankanın dikkat ettiği hususlardı. Banka 1956'da Ekonomik Kalkınma Enstitüsü'nü kurdu. Burada borçlu ülkelerin üst düzey yetkililerine seminerler verilerek onların, Banka görüşlerine dayanan kalkınma teorisi ve uygulaması konularında ilham sahibi olmaları sağlanıyordu. Ayrıca o ülkelerde yeni oluşturulmuş yukarıdaki türden teşkilat çalışanlarına da Banka prosedürleri ve kredi verme uygulamaları konularında teknik eğitim veriliyordu."

Peki dünyada yürütülen bu planın Türkiye'ye yansımaları nasıl olmuştur. IMF 1960'ların sonlarına doğru bir "Proje Ofisi" kurmuştur. Merkez Bankası yasası ön hazırlığı yapma amaçlı bu kuruluşa iş ve akademi çevrelerinden "mümtaz simalar" araştırmalarının sonuçlarını sunarlar. Tabi bu araştırma projelerini Dünya Bankası finanse etmekte ve yüksek paralar ödemektedir. (Dikkat şimdi bu tür "Proje Ofis"lerin yerini bazı Sivil Toplum Örgütleri almış bulunmaktadır.) Konuyla ilgili yazmış olduğu kitabında Yalçın Doğan şöyle söylemektedir:

"Proje Ofisi'nde hazırlanan yasa tasarıları daha sonra Devlet Planlama Teşkilatı'nın yıllık ekonomik programlarında 'ilke kararı' olarak yer alır. ... 1211 sayılı Merkez Bankası Yasası sonunda bu çalışmaların ve "Proje Ofisi"nin bir ürünü olarak yürürlüğe girer. Aynı yasayla bankalar sisteminin de boşlukları yaratılmış ve serbest bir banka sistemi için her türlü önleme yasada yer verilmiştir. Yapısını çok iyi bildiklerinden dolayı artık birkaç rakamla oynayarak bankacılık sistemine ve ekonomide Merkez Bankasının işlevine yön vermek, IMF için işten bile değildir. Gerçekten de öyle olmaktadır. Bugün kamu kesimi büyük ölçüde 440 ve 1211 sayılı yasalar doğrultusunda yönlendirilmektedir. Her ikisi de IMF damgasını taşır. Kamu kesiminin böylesine tökezlenmesi, belki de her iki yasadaki boşluklardan kaynaklanmaktadır. Çünkü kamu kesimi ne ölçüde başarısız olursa, IMF ekonominin yönetiminde o ölçüde "haklı" çıkacaktır."

"440 sayılı yasanın IMF gölgesinde hazırlanması ve belirli ilkelerin yasaya "ithal edilmesi" sonucunda, KİT'lerin zaten verimli ve akılcı birer kuruluş olarak çalışmaları çok güçleşmiştir."

Şimdi zamanda bir sıçrama yapalım ve bir önceki hükümetimizin yani 57. hükümetin "Bizim tertip ettiğimiz düzensizlik ve beceriksizlikler" kuyusuna nasıl düşmeğe devam ettiğini görelim. Tabi bunun için en kestirme yol söz konusu hükümetin imzalamış olduğu niyet mektuplarını incelemektir. Aşağıda çok kabaca özetlenen mektup maddelerinin sonunda yer alan rakamlar belirtilen tarihli niyet mektubundaki orijinal madde numaralarını temsil etmektedir.

İlk Niyet Mektubu: Enflasyonla Mücadele Programı - 9 Aralık 1999

1- Vergileri arttıran, ve devlet harcamalarını kısan 2000 yılı bütçesinin (rakamlar en ince detayına kadar ayrıca belirtilmiştir) parlamentoda onaylanması ön koşuldur. (21) (Ön koşul gördüğümüz yerde "yerine getirilmez" ise para yok anlamalıyız.)

2- Özelleştirme hızlandırılacak ve buradan gelen gelirler, borç ödemesi için kullanılacaktır. (23) Asla azaltılamayacak olan bir borç! Bu durum kaçınılmaz olan iflas zamanı geldiğinde karşımızda hiç azalmamış bir borç dağı ile, 80 yıllık Cumhuriyet birikimlerimizin faize anlamsızca yedirilmiş olduğu, hiç varlıksız ve çaresiz bir iflası işaret etmektedirler. O iflas ki şimdi kurallarını ve prosedürünü yine IMF hazırlamaktadır. Bizim için hayati önem taşıyan bu konu bir sonraki yazımızda incelenecektir.

3- Döviz kuru artışı 2000 yılı için %20 olarak sabitlenecektir. (31) Amaç önceki yıllarda dolar %50 artarken TL'ye %120 faiz alanların TL'lerini kolayca dolara çevirip kaçabilmeleri! Yaşanan sonuç aynen bu olmuştur! Enflasyonla mücadele kılıftır! Devletin 6 milyar dolarını bir gecede yarı fiyatına satan Merkez Bankası Gazi Erçel bu madde sayesinde müfettişlerin raporunda "niyet mektubunda yer alan maddenin gereğini yapmıştır" denilerek aklanmıştır.

4- Sermaye çıkışlarına müdahale edilmeyecektir. (33) Enflasyonla mücadele değil, Türkiye'yi kapana sıkıştırma programı.

5- Tarım destekleme politikaları tedrici olmak üzere tamamen ortadan kaldırılacaktır. Devlet bankalarınca sağlanan kredi sübvansiyonları hemen kaldırılacaktır. (40) Sonuçları 3 Kasım seçimlerinde alınacaktır!!

6- Ağustos 1999 yılında tahkime izin veren, Danıştay'ın rolünü düzenleyen (onu tavsiye verici, yetkisiz bir kuruma dönüştüren) Anayasa değişiklikleri onaylanmıştır. (48) Bu Anayasa değişikliği yabancı sermaye ülkemize gelecek yutturmacası sayesinde yapılmıştır fakat yabancı sermaye asla gelmemiştir esasen tahkim demek Dünya Ticaret Örgütü demektir. Bu örgütün ulus devletleri öldürücü etkisi kanunlarının bağlayıcılığının başlayacağı 2005 yılından sonra hissedilmeye başlanacaktır. Ayrı bir yazının konusudur.

7- İç borcun döndürülmesi için piyasa yapıcılığı sistemi getirilecektir. (51) Bu sistem büyük bankalara inisiyatif vermiştir, onlar da ilk iş olarak devlete en çok yardımcı olan yerli sermayenin sahip olduğu Demirbankı batırmışlardır!

8- Bankalar kanunu, batmış (içi boşaltılmış) bankaların yükümlülüklerinin Hazinenin üzerine yıkılmasını sağlayacak şekilde değiştirilecektir. (55) İşte Türkiye'yi en çok batıran da bu olmuştur. Bu mektubun arkasından bankalar bir bir devletin elinde patlamaya başlayınca koalisyon ortaklarından Mesut Yılmaz "Hükümet olarak uyguladığımız programın Türk finans kesimini doğru değerlendirmediğini ve zafiyetlerini tam olarak hesaba katmadığını bugün rahatlıkla söyleyebiliriz" demiştir. Ve işte sorun da tam budur! Bizim yöneticilerimiz bilmemekte fakat IMF tam ve kesin olarak bilmektedir!

9- Türkiye (kendi sanayiini korumak için) hassas maddeler listesi kapsamında üçüncü ülkelere uyguladığı yüksek gümrük oranlarını 1 Ocak 2001'e kadar AB'nin dış tarife oranları ile aynı seviyeye indirilecektir. (63) Bu madde Türk sanayisinin sadece zararına olup hiçbir açıdan hiçbir kesimimize faydası olmayan tek taraflı bir acı tavizdir.

10- Hükümet uluslararası cari işlemlere ilişkin ödeme ve transferlerin yapılmasına bir sınırlama getirmeyecektir. İthalata ilişkin herhangi bir kısıtlama getirmeyecek veya var olanları arttırmayacak veya değiştirmeyecektir. Kurlarla oynamayacaktır. (63) Nasıl da biliyorlar ithalatın patlayacağını, ödemeler dengemizin tepe taklak olacağını! Nasıl da yöneticilerimizin elini kolunu daha baştan bağlıyorlar! Nitekim de aynen öyle olmuş, çaresiz kalınmıştır. "Enflasyonla mücadele" bahane, maksat dolarları kuru yükseltmeden alıp rahatça çıkmak!


11- Hükümet gerektiğinde İMF'nin talep edeceği ek tedbirleri de almaya hazırdır. (65) Bu madde hemen her Niyet Mektubunda vardır. Sonra da utanmadan "mektupları biz yazıyoruz, bize mektuplar dikte ettirilmiyor" diyenler çıkar! Böyle bir teslimiyet ibaresi olduktan sonra .. ayıptır!
---
22 Haziran 2000 tarihli mektup:

12- Yeni kanunlar çıkarılarak TEKEL'in alkollü içki üretimindeki tekeli kaldırılacak ve içki, tuz ve tütün ürünleri üreten tesisleri satılacaktır. (24) Devlet "Tekel"i serbest piyasa için kaldırılıyor kılıflı. Oysa ki, tütün piyasasında yabancı dev "tekel"lerden başka bir şey yok! Başka bir deyişle milli "Tekel"in yerini yabancı "Tekel" alacak.

18 Aralık 2000 tarihli mektup:

13- Dolaylı, dolaysız tüm vergiler attırılacaktır. (Peşin kurumlar vergisi arttırılacak ve diğer detaylar verilmiştir) (14) Harcamalar kısılacaktır. (Şeker pancarı kotaları düşürülecek, hububat destekleme alımları azaltılacak ve diğer detaylar verilmiştir.) (15) İşte size "basiretli" yöneticilerimiz! Düştüğümüz borç batağında maalesef basiretli yönetici demek, vergileri en çok arttıran, harcamaları en çok kısan yönetici demek olmuştur. Bu şekilde ekonominin düzelmesi için tek çare yabancı sermayenin gelip Türklerden varlıkları devralması haline gelmiştir.

14- Merkez Bankasını tam bağımsızlaştıracak kanun 2001 Nisan sonuna kadar çıkarılacaktır. (30) Nitekim kanun çıkarılmış ve söz konusu kanunla tam bağımsızlık sağlandığı gibi Merkez Bankasının Hazineye herhangi bir şekilde doğrudan borç vermesi de engellenmiştir. Enflasyon hedefleme vs. gibi işlevler üstlenecek olan Merkez Bankamızın statüsü kağıt üzerinde ABD'nin Federal Rezervi ile aynı olacaktır. Şimdilik tek fark Federal Rezervin mülkiyetinin uluslararası dev bankaların elinde olmasıdır. Bizde de hali hazırda piyasa yapıcılığı inisiyatifini elinde bulunduran -ileride çoğu yabancı olacak olan - bankaların yakında Merkez Bankasını satın alacak olmaları esas hedeftir. Bu arada Federal Rezervin en büyük iki hissedarının Citibank ve Chase Manhattan olduğu not edilmelidir!

15- Elektrik sektöründe devlet varlıklarının doğrudan satılmasıyla elden çıkarma ve yabancı yatırımı çekme amaçlı bir elektrik piyasası kanunu Dünya Bankası Ekonomik Reform kredisine uygun olarak çıkarılacaktır. (36) Enron gibi şirketler gelsin bizi soysun!

16- Türk Telekom, Türk Hava Yolları, Elektrik sektöründeki devlet varlıkları, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu ve ETİ Holding fabrikaları, Devletin Şeker fabrikaları, TEKEL'in tüm tütün işleme birimleri (Bir sonraki mektupta TEKEL'in tamamı) satılacak ve elde edilen para borç ödemesinde kullanılacaktır. (38) Tütün için destekleme alım politikalarını ortadan kaldıran Tütün Kanunu Ocak 2001 sonuna kadar çıkarılacaktır. (46) Devletin tarımdan çekilmesi ve şeker fabrikalarının satılması amacıyla şeker piyasasının reformunu sağlayacak olan Şeker Kanunu 15 Mart 2001'e kadar onaylanmış olacaktır. (46) Yorumsuz!

17- Tüm yerel bankalardaki mevduatlar ve bu bankalara kredi veren kreditörler tam devlet güvencesi altında olacaktır. (Çıkarılan kanunla devlet güvencesi, ayrıca tüm finans kuruluşlarını kapsayacak şekilde verilmiştir.) (50)

.... Ve sözde "enflasyonla mücadele programı" faizlerin %1000'lere fırlaması, milyarlarca doların ucuz ucuz dışarı kaçması, arkasından kurun patlaması, ekonominin rekor seviyede küçülmesiyle son bulmuştur!!

Kemal Derviş'in gelişi ve 3 Mayıs 2001 tarihli Niyet Mektubuyla bu kez "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" başlatılmıştır! (Haklarını vermek gerekir ki, isim bulmada üstlerine yok!)

18- Batık bankaları halkın üzerine yıkma detayları ve bu konuda verilen sözlerin detayları. Batmamış bankalara hücum olmaması için zaten verilmiş olan mevduat ve kreditör garantisinin devlet tarafından ödenmesinin bir de hukuken garanti altına alma sözü. (6-18)

19- Birleşmiş Milletler ile uyumlu bir kamu ihale kanunu 15 Ekim tarihine kadar parlamentoya sunulacaktır. (19) Maalesef bu konuda bir yolsuzluk belamız bulunmaktadır ve bu da yeni ihale kanunuyla dev yabancı şirketlerin aynı haklara sahip olarak milli şirketlerimizi ezebilmesi esas hedefini saklamakta çok iyi kullanılmaktadır.

20- Türk Telekom'un çoğunluk hissesinin yabancılarca alınabilmesinin sağlanması için gerekli kanun çıkarılacaktır. (21) Devlet arazilerinin satışı için bir program başlatılacaktır. (21) Tüm satılan devlet varlıkları gibi arazilerde borç ödemesi amaçlı satılmaktadır. Başka bir deyişle artık topraklarımız sadece erozyonla değil, faizle de erimeye başlayacaktır!!

21- Ekonomideki büyüme Aralık 2000 Niyet Mektubunda %4 olarak verilmişti şimdi bunu %3 küçülme olarak değiştiriyoruz. (Yine yanlış! Sonuç %9 rekor küçülme oldu) Ancak kamunun bu yılki yüksek borçlanma ihtiyacı ve kriz nedeniyle oluşan ek borcun orta vadede ödenmesi gereği nedeniyle Aralık 2000 Mektubunda planlamış olduğumuzdan daha da fazla bir şekilde vergileri arttıracağız, harcamaları daha da kısacağız. (26) Dikkat! İşte güçlü ekonomiye geçiş denilen yutturmacanın özü sadece ve sadece budur!

Verilen sözlerden bazı örnekler:
- Nisan'daki %20 artıştan sonra Mayıs ayı başında Akaryakıt Tüketim Vergisini %15 daha arttıracağız. KDV'yi %1 arttıracağız. (30)
- Yeni hiçbir yatırım yapmayacağız. (31)
- Önemli sosyal sektörlerde .. başta sağlık ve eğitim .. istihdam arıtışına ihtiyaç duyulmasına rağmen, 2001 yılında memur sayısı arttırılmayacaktır. (31)

31 Temmuz 2001 tarihli mektup:

22- Vergiler daha da arttırılacak, harcamalar daha da kısılacaktır (Detaylar verilmiştir.) Vergi tabanını genişletmenin yolları aranmaktadır. (9) Kısaca güçlü ekonomiye geçişe devam! Bu şekilde elde edilecek paralarla borcumuzun faizinin %10'unu ödeyeceğiz geri kalanını yeni borç alacağız ve işte size güçlü ekonomi yutturmacası.

23- Dünya Bankası tarafından hazırlanan yatırımın önündeki idari engellerin ortadan kaldırılması raporuna göre hazırlanacak eylem planı Eylül sonuna kadar Bakanlar Kuruluna sunulacaktır. (22) Meşhur Endüstri Bölgeleri Kanunun temeli. Tek çare olarak görülen yabancı sermaye için çaresizce çırpınma!

20 Kasım 2001 tarihli mektup:

24- Döviz piyasalarındaki vadeli işlem kontratlarının gelişimini güçlendireceğiz. (15) Dikkat! Vadeli işlem kontratı bir çeşit bahistir, anlamlı işlevleri (hedging) olmakla beraber dev uluslararası bankaların bu kontratları kullanarak türettikleri son derece sofistike finansal enstrümanlarla (derivatives), Kayman adaları vs. gibi yerlerde paravan şirketler kurarak ve uyuşturucu ticareti yapan çeteler gibi çalışarak özellikle üçüncü dünya ülkelerinin çok canını yaktıkları bugün bilinen bir gerçektir. Nadiren aldıkları ceza ve uyarılarla da bu gerçek sabittir. Vadeli işlem kontratları kullanılarak oluşturulan bu enstrümanlar özellikle bankacılık sektörümüzün altına yerleştirilebilecek tam bir saatli bomba olabilmektedirler. Dünya finans piyasası incelenirse bunun acı örnekleri görülür. "Türetilmişler" olarak mükemmel şekilde çevirebileceğimiz "derivatives" spekülasyonun günümüzde ulaşmış olduğu en tepe noktasıdır. Spekülasyon kumar ise, türetilmişler hileli kumardır! Dev uluslararası finans kuruluşlarının sahip olduğu el çabukluğu marifetidir!

25- 2001 yılı sonuna kadar Çalışma İzni Kanun Taslağının Meclise sunulacaktır. (28) Yabancıların çalışma izni almalarının kolaylaştırılması. Artık işverenlerimiz yabancı olacağına göre kaymak işler de onların olacaktır. Ürdün Telekom özelleştirildikten sonra 5 tane Fransız yönetici 5 bin Ürdünlünün toplamda aldığı maaşı almakta ve onları yönetmektedir. Olaya birinci derecenden tanık olan şahıs bu satırların yazarına, Ürdünlülerin Fransızlar karşısında "el pençe divan" durduğunu, fikir beyan etme haklarının bile olmadığını söylemiştir.

Gerçekten de yapılanların tüm dünyada oluyor olması onu gizleyen en önemli unsurdur. Dünyanın büyüklüğünün kendi yuvarlaklığını bir zamanlar insanoğlundan gizlemiş olması gibi!

IMF bir çok ülkenin iflas durumunda olduğunu açıkça söyleyerek son bir yıldır harıl harıl ülkeler için iflas prosedürü hazırlamaktadır. Aksi taktirde bu işin kendi kontrolleri dışında gerçekleşmek durumunda olacağını bilmektedirler. Geleceğimizle ilgileniyorsak IMF'nin bu konuda pişirdikleri ile de ilgilenmek zorundayız. Hiç kuşkumuz olmasın ki hazırladıkları prosedür -temelde büyük alacaklılarla borçlu devletlerin baş başa bırakılması, ve IMF'nin "kötü adam" olmamak için kenarda durması esasına dayalıdır - ulus devleti iyice bitirme amaçlı olacaktır.

Peki tek dünya devleti kurulacak da kötü mü olacaktır? Binlerce akademisyenin iyi olacağı konusunda fikir üretmeleri için maddi ve manevi (para ve mevki) olarak teşvik edildiklerini bilelim. Örneğin: "ulus devletler arasındaki rekabet var olduğu sürece çevre kirlenmeye devam eder ve nihayetinde dünya mahvolur veya ulus devletler birbirlerine kızıp nükleer silahlarla bir günde dünyayı yok edebilirler" türünden savlar her gün daha da çoğaltılmakta ve detaylandırılmaktadır. Oysaki:

1- Allahoğuluğu zihniyeti bugün dünyadaki en etkin ve güçlü müesseseyi doğurmuştur. O zihniyetin güçlü birlikteliği var olduğu sürece sadece milli kimlikleri kaldırarak insanlar arasında homojenlik ve birlik sağlanamaz. Sınırlar kaldırılıp, ulusal birliktelikler bozulamaz. Bu ülkede ve dünyada her kim ki, bu yönde vaaz ediyor, liberalizmi, açık toplumu, bireyselliği vs.yi pompalıyor fakat kendisi Allahoğulluğu cemaatine memnunluk ile mensup - o cemaat ki kapalı ve baskıcıdır- o zaman o kişi bir "komplocu"dur.

2- Dış tehdidin olmadığı bir tek dünya devletinde toplumların herhangi bir "otorite" tanımaları için bir sebep yoktur. Bu yüzden tek dünya devleti demokratik ve özgürlükçü olamaz! Zaten "ekonomik köleliğe" başka bir deyişle "modern köleliğe" dayalı olmasının hesapları çoktan yapılmıştır ve tüm dünyada bunun ortamı da şimdiden oluşturulmaktadır.

İşte tek dünya devletine itiraz edilecek iki temel unsur budur. "Çare" ise bilmektir. Bu konuları bilmek! Eğer bilirsek, karşı taraf kendiliğinden değişir! Ve ayrıca ne kadar dibe vursak da Yüceler Yücesi Atatürk'ün "Gençliğe Hitabesi" gerçektir.

DİPNOTLAR :
1-
Siyon Hikmetlilerinin Protokolleri - Kamer Yayınları - Protokol no: 10
2-New York Times - 26 Kasım 2002 - By Naniel J. Wakin
3-When Corporations Rule the World - David C. Korten - Kumarian Press - 1995 - Sayfa 162
4-IMF Kıskacında Türkiye 1946 - 1980 - Yalçın Doğan - Tekin Yayın Evi - 1987 - Syf:114
5-Aynı eser Syf: 114-115
6-Aynı eser Syf: 109
7-25/03/2001, Milliyet
8-F.I.A.S.C.O. - Frank Partnoy, Penguin Books, 1999

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |