"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

17 Ocak 2003

IRAK'TA GERÇEK SAVAŞ, KIBRIS'TA SÖZDE BARIŞ
Talat SARAL

Irak'taki savaş tehlikesinde en kritik günlere yaklaşıyoruz. Ancak yalnızca Saddam'ı devirmek değil. Bunu artık herkes biliyor. İşin bu noktasında Türkiye'nin durumu ve tutumu çok önemli. Çünkü hangi nedenle olursa olsun, Irak'taki bir savaş en çok Türkiye'yi etkileyecektir. Öyle' ki bu etkilenme savaşa girmesek dahi olacaktır. Bu nedenle Türkiye böyle bir savaşı haklı olarak istememekte, bir zorunluluk doğduğu taktirde ise, uluslararası meşruiyeti (BM güvenlik konseyinin kararını) şart koşmaktadır. Başka bir değişle, Türkiye bu savaş için uluslararası hukuka uygun hareket edilmesini temel almakta, ayrıca Irak'taki ulusal çıkarlarını korumak için gerekeni çekinmeden yapacağını açıkça ilan etmektedir.

Gelelim Kıbrıs'a : Acaba Kıbrıs'ta uluslararası hukuku ve ulusal çıkarlarımızı ne ölçüde koruyoruz? Son gelişmelere baktığımızda bu konuda Irak politikası kadar berraklık ve tutarlılık göremiyoruz. Bu yargıya nereden vardığımızı açıklayalım;

  • AB ile ilişkilerimizde, bazı dış odakların ve medyamızdaki uzantıların da etkisiyle yalnızca müzakere tarihi almaya odaklandık.
  • Son AB zirvesi öncesi ve sırasında yaptığımız temaslarda zikzaklı bir yol izledik. Kıbrıs konusunda uluslararası hukuku hiçe sayarak bir kararı tanımayacağımızı açıkça tepki verdik. Tabii bu da etkili olmadı.
  • Resmi beyanlarda Annan planının hem içerik hem de zamanlama yönünden ne tür tehlikeler ve tuzaklar içerdiği, yaygın propagandanın' da etkisiyle yeterince vurgulanamadı. Bu yüzden KKTC ve Türkiye'de toplum adeta ikiye bölündü.
  • AB teslimiyetçilerinin ve lobicilerinin etkisinde, Kıbrıs davamızın adeta sembolü olan, ömrünü Kıbrıs'ta Türklerin eşitliğine ve egemenliğine adamış olan ve hep Türkiye ile birlikte hareket eden Sn. Denktaş'ın haksızca ve insafsızca suçlanmasına karşı kendisi yeterince kucaklanmadı. Bu bir burukluk yarattı.
  • Türkiye'den Kıbrıs'a hep AB gözüyle bakıldığı için (sanki bizim suçumuzmuş gibi) buradaki çözümsüzlüğü (?) aşmadan AB' den takvim alamayacağımız saplantısına kapıldık. Oysa AB yetkililerinin zirvede yaptığı açıklamalarda Kıbrıs'la AB üyeliğimiz arasında bir bağlantı olmadığı sıkça vurgulanmıştı.( Aslında bunun anlamı: "Çöz Kıbrıs'ı al takvimi" değil, ("Kıbrıs'ta taviz yetmez,diğer ek şartlara da bakarız" idi.)

Sonuç: Irak'ta uluslararası hukuku isteyen Türkiye, Kıbrıs'ta farklı davranamaz. Çünkü AB'nin Kıbrıs'ı mevcut haliyle üye yapması ve Kıbrıs Türk halkına uzattığı sözde barış eliyle Kıbrıs Türklerini Rumların içinde eritme yolunu açması Türkiye'ye karşı düşmanca bir tavırdır. Annan planına karşı Türkiye'nin vazgeçilemez şartları şunlar olmalıdır:

  1. Asla sulandırılmamış (göçü içermeyen) iki bölgelilik,
  2. Siyasal ortaklık ve egemen eşitlik,
  3. Zikzakları içermeyen güvenli sınırlar,
  4. Ambargosuz yaşam,
  5. Türkiye'nin etkin garantörlüğü....

Bunlarız bir plan, belki bir süre için sözde barışı sağlayabilir,ama yakında başlayacak yeni iç savaşın tohumlarını eker. Kıbrıs'ı Girit ve Batı Trakya haline kimse getiremez. Bu uğurda ulusal dayanışma içinde her türlü demokratik tepkiyi göstermemiz zorunludur. Böyle büyük bir haksızlığa karşı AB hayaliyle tepkisiz bir toplum olamayız. Kıbrıs'ta satılmışlar ve aldattıklarının ihanet mitinglerine karşı,çok daha büyükleri yine Kıbrıs'ta, Türkiye'nin her kentinde, hatta Avrupa'da yapılmalıdır. Bunun için ne bekliyoruz ?
"Türkiye'de savaşa hayır" diyenler, Kıbrıs'ta "ver kurtul"a öncelikle hayır demelidir.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |