|
|
 |
|
GÜNDEM |
|
 |
|
 |
 |
 |
|
10 Ocak 2005
DOSTUMUZU, MÜTTEFİKİMİZİ VE KOMŞUMUZU
ARTIK TANIMAMIZIN ZAMANI GELDİ
Cem BAŞAR
Türkiye’nin
diplomasi lügatında yer alan üç sözcük, İkinci
Dünya savaşından sonra bize hayli sorun
yaratmıştır. Bu üç sözcük şunlardır.
“DOSTUMUZ”, “MÜTTEFİKİMİZ” ve “KOMŞUMUZDUR”.
Bu üç sözcük
yüzünden elli yıldır, kimin dostumuz, kimin
müttefikimiz olduğunu anlayamadık ve sonunda
Yunanistan örneği düş kırıklığına uğradık.
1985-1999 yılları arasında terörün tırmandığı
günlerde gazetelerde sıkça şöyle haberler
okurduk. “Bomba korken yakalanan terörist
verdiği ifadede bir KOMŞU ülkede eğitildiğini
söyledi” Haberi okuyanlar bu veya benzeri
haberlerde, bu KOMŞU’nun kim olduğunu yıllarca
öğrenemediler. Çünkü Dışişleri diplomatik
ilişkilerin bozulmaması için söz konusu ülkenin
ismini gizli tutulmasını tasfiye etmişti. Ta ki
Aptullah Öcalan, bir Yunan elçiliğinde
yakalanıp, yargılanması sırasında Yunanistanın
PKK terör örgütünü nasıl beslediğini
anlatıncaya kadar bu gizlilik sürüp gitmişti.
Bu arada NATO
müttefiklerimizin elli yıl boyunca bize
attıkları kazıklara da MÜTTEFİKLERİMİZ diyerek
yuttuk.
Şimdi sıra
Avrupalı dostlarımıza geldi. En zayıf noktamız
olan AB üyeliğini istismar ederek Türkiye
Cumhuriyetini kendileri istedikleri ölçülerde
parçalamak için kılıktan kılığa giriyorlar.
Kısacası bunca yıl
kimin dostumuz, kimin düşmanımız olduğunu
öğrenemedik gitti.
Bütün bu
“DOSTLARIMIZ” ve “MÜTTEFİKLERİMİZ” yetmiyormuş
gibi şimdi bir de hasbelkader AB üyesi cüce
Kıbrıs Rumları ortaya çıktı.
Artık bir gerçeği
görmemizin zamanı geldi, hatta geçiyor. “Türkün
dostu Türktür” deyimi bile geçersiz, ne yazık ki
aramızda bile bize, yani Türk’e dost olmayanlar
var.
Ne ise biz gelelim
şimdi şu günlerde yaşadıklarımıza, gazetelere
şöyle bir göz attığımız zaman neler görmüyoruz
ki. AB’nin öne sürdüğü şartlar bile bizi yok
etmeye yeter.
Şu sıralarda AB
uğruna Yunanistana toz kondurmuyoruz. Hatta ne
Cem’in ”Sirtaki’si” ne de Tayip Erdoğan’ın
“Kumbaros’u” bizi Yunan meğeli idea’sının
elinden kurtaramayacak. Yunanistan bütün iyi
niyetli görüntüsüne rağmen kendi oyununu
oynuyor.
APO olayından
sonra Yunanistan bir dostmuş gibi gözüküyor ama,
bu görüntü bize ve dünyaya tevcihli.
Yunanistanda ise her şey farklı. “Eski hamam
eski tas”. Yunanistan’ın, Türkiye’ye karşı
gerçek duygularını 17 aralık 2004 günlerinde
Yunan Devlet televizyonu ERT’i izlemek kafi.
Aralık ayı içinde
tesadüfen gördüklerimizi şöyle sıralayalım.
·
Pontus Rumları ile ilgili
bir açık oturumda sözde Türk vahşeti, uydurma
Pontus soykırımı işlendi. Bu arada ailesini
Mustafa Kemal’in askerlerinin öldürdüğü Pontuslu
bir ailenin yetim kızın anıları ile ilgili bir
filmin Türkiyede çekilmesi için AB’nin para
verdiğini, filmin Trabzonda çekildiği ve figüran
olarak gizli hıristyan olan sözde Pontuslu
figüranlar kullanıldığını öğrendik.
·
”Küçükasyada Yunanlılık” adlı bir belgeselde
Trabzonu ziyaret eden Yunanlı turistleri gördük.
Sanki hepsi tek tek seçilmiş gibi hepsi de
Pontus nesli. Trabzon ve civarında dolaşırken
gördükleri her güzel binanın dedelerine ait
olduğunu üstüne basa basa ilan ettiler.
·
Bir diğer programda 6-7 Eylül 1955 konusu
işlendi. Olaylarla ilgili fimler gösterildi ve
Türkiye aleyhine işlendi. Öyle işlendi ki sanki
“Türkiye AB’ye uygun değil..”der gibi. Bu
programda iki kişi oturum masasında yer
almışlardı. Biri İstanbulda Patrikhanenin
fotoğrafçısı iken, Türkiye aleyhinde yıkıcı
faaliyetlerde bulunduğu için Bakanlar Kurulu
kararı ile sınır dışı edilen Kalumenos, diğeri
de 30 yaşları civarında Mustafa Yavuz adlı biri.
5-7 eylül olaylarına tanık olmuş gibi öyle
anlattı ki insanın inanacağı geliyor. Belli ki
birileri senaryoyu hazırlayıp okuması için eline
vermişler. Tahminimize göre Mustafa Yunanistana
iltica etmiş bir solcu örgütün militanı.
·
Bu arada eski Başbakanlardan Rallis, bir açık
oturumda AB konusu Türkiye’nin en zayıf tarafı
olduğunu. Bu durumdan fırsat kaçırmadan
yararlanılması gerektiğini ve özellikle
Yunanistanın deniz sınırlarını 12 mile
çıkarılabilmesi için, Türkiyenin imzalamadığı
“Deniz Hukuku” anlaşmasını imzalaması için tüm
imkanlar kullanılarak baskı yapılması ve daha da
önemlisi Yunanistanın deniz sınırlarının bir
emri vaki ile genişletmesini önlemek için
TBMM’de yasalasan “Casus Belli” savaş durumunun
yeni bir yasa ile kaldırılmasının sağlanmasını
önerdi. Kostas Rallis Yunanistanın NATO’ya
dönmesine Türkiyenin yeşil ışık yaktığı günlerde
Başbakandı ve NATO Avrupa Kuvvetleri Başkomutanı
General Rogers ile birlikte bu işi
kotarmışlardı.
·
Ve nihayet Yunanistan’ın birkaç aydan beri tüm
dünya üzerinde işlediği bir konu da İMROZ
adasının dolaylı şekillerde ifade edilen Türk
işgali altında olan bir Yunan adası olduğudur.
Son günlerde Kıbrısın Rum kesiminde gösterilen
Yunan yapımı “Ege’de Yunan Adaları” belgesel
dizide, İMROZ adası bir Yunan adası olarak
tanıtılıyor ve belgeselde gördüğümüz Yunanlı
seçme turıstler, Trabzonda olduğu gibi ada
üzerindeki binaların ve arazilerin ailelerine
ait olduğunu tekrarlayıp durdular. Bu arada
adanın Yunanlılığı ile ilgili şiirler ve
şarkılar okundu.
Bu saydıklarım çok
kısa bir süre içinde tanık olduğum olaylardır.
Bu işlenen konuların arkasında yatan gerçek
sanırım Yunanistanın AB’yi fırsat bilerek
TRABZON, ISTANBUL ve BOZCADA Rumlarını Avrupa
mahkemesinde Türkiye aleyhinde dava açmaları
için zemin hazırlıyor. Tabi bu arada Patrikhane
ve Heybeli ada ruhban okulu da en fazla işlenen
konudur.
-
Geri -
|
|
 |
|
|
|