"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

17 Ekim 2002

Ortadoğu yerine "Doğu Akdeniz" güvenliği kimden sorulacak?
Musatafa YILDIRIM

"Concept" terimini çok sevdiler. Yüzlerce yıldır "Ortadoğu" olarak bildiğimiz bölgenin adını birdenbire "Doğu Akdeniz" yaptılar. Ardından "Ortadoğu Barış ve İstikrar" sürecini, "Doğu Akdeniz'in Güvenliği"ne çevirdiler. "Türkiye güvenlik stratejisi ihraç etmelidir," dediler. Bu yetmeyince Macar-İngiliz-Amerikan Musevisi (T.C. 'ne yürekten bağlı Musevi ya da Yahudi yurttaşlarımızı ayrı tutuyoruz) George Soros, "Türkiye asker ihraç etmelidir!" dedi.
ABD, "Saddam" deyip, Ortadoğu'nun siyasal sınırlarını değiştirdi. Irak'ın kuzeyinde ABD-İngiliz uzmanları denetiminde sözde "üniversite" kuruldu, Barzani ve Talabani aşiretlerinin elemanlarına "politika" ve "demokrasi" öğretildi. Irak'a "demokrasi" getirme örtüsü altında, federatif sınırlar çizmek için siyasal ve iktisadi alt yapı oluşturdular.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı, birbuçuk yıl önce, Davos' da toplantıdayke, kendisini telefonla arayan Bush'un, "Arkanızdayız,", dediğini açıklamasından kısa bir süre sonra, "Maalesef orada fiili bir devlet kuruldu" deyiverdi. İki gün önce Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı, "Bağdat yönetimi altında olmak üzere federatif devlet kurulmasına, (..) Türkmen, Şii, Kürt federatif yönetimleri kurulmasına ses çıkarmayız" türünden bir açıklama yaptı. Ama, Bağdat'ın kimin yönetiminde olacağı anlaşılamadı.

ABD, Kuzey Irak'ı gösterip, İsrail'in bağnaz, dinci yönetimi komutasındaki ordusu, ABD silahlarıyla Filstin'de soykırım ve tehcir uyguluyor, ABD iş makinalarıyla Filistinlilerin evlerinin üstünden geçiyor. Türkiye susuyor. Dincisi, Laiklikçisi, Milliyetçisi, Atatürkçüsü, Sosyalisti, CHPlisi, AKPlisi, DYPlisi, Kuvayı Milliyecisi, Osmanlıcısı v.b. susuyor. Ne de "concept" deyip geçiyorlar. Oysa Ortadoğu'da gelecek yüzyılın sınırları çiziliyor. Tıpkı, seksenbeş yıl önce olduğu gibi! Düğmeye basıp Türkiye'yi iktisaden bunalıma sokanlar, Türklerin bağımsızlık, zayıfın yanında olma, "sulh"dan yana durma, adaletli düzene saygılılık, kısaca erdemlilik ruhunu satın almak istiyorlar ve bunu kısmen de olsa başarıyorlar.

Neden mi?

Çünkü, her suskunluğun ağız bantları geçmiş on-onbeş yılda üretildi. Bugün Irak'a "demokrasi" getirenlerin, Türkiye'ye de "demokrasi(!)" getirecekleri kesin. Yakın tarihe dönüp, taşların nasıl döşendiğini anlamak için "project democracy ağında Türkiye" kitabından iki alıntı daha yaptık. "project democracy" ağında Türkiye, s.48-49 ve s.120-123'den alıntılar yapmamıza izin veren kitabın yazarına teşekkür ederiz.

<<ABD-İsrail çıkarlarına uyumlulaştırmak

Bu çağda, vatan-ulus önceliğini savunan eski takıntılar ne denli yersiz değil mi? Ve ARI'lar bu yersizliği göstermek istercesine, gezilerini sürdürdüler; olumlu sonuçlar da aldılar. WINEP'in uzmanı Alan Makovsky'yi, 8 Haziran 1999'da, sıcağı sıcağına İstanbul'da konuk ettiler.

Alan Makovsky, uzun yıllar ABD Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Bürosu'nda, Güney Avrupa Yakındoğu şefi olarak çalışmıştı. Makovsky, Körfez savaşı sırasında ABD ordusuna siyasi danışmanlık da yapmıştı. Daha sonra WINEP'de Türkiye masasının başına getirilen Makovsky, Türkiye ile ilgili konularda olağanüstü çalıştı. Türkiye'den başbakanları, bakanları, WINEP'de konuk edip konuşma yapmalarını sağladı. İşte böylesine becerikli bir yönlendirici uzman olan Makovsky, ARI'ların "kanaat önderleri" sınıfına giren cinstendi.

Ne ki, Makovsky'den, bağımsız bir bilimci tavrıyla, Türkiye-Ortadoğu, Türkiye-ABD, Türkiye-Ortadoğu ilişkilerini inceleyip, makaleler yazması beklenemezdi. Onun işi, görevlisi olduğu devletin milli çıkarlarına uygun işler yapmaktı.

Makovsky ile gerçekleştirilen ön görüşmenin ardından, ARI'ların ilk büyük konferansı İstanbul'da, The Marmara Oteli'nde başladı. "Doğu Akdeniz'de Güvenlik ve İşbirliği Konferansı"nı BESA (Begin Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi) ve Almanya'dan FSN (Friedrich Naumann Stfitung) ile birlikte düzenlediler.

ARI'nın hareketi böylece, yetkililer katında tam bir kabul görme onurunu elde etti. Başbakan Ecevit, Başbakan yardımcısı Devlet Bahçeli, Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, Dışişleri Bakanı İsmail Cem İpekçi, İçişleri bakanı Sadettin Tantan, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel birer telgraf yolladılar. ABD Başkonsolosu ve İsrail Başkonsolosu da konuştular. Konferansın finansmanını, Amerikan örgütü IRI, Alman örgütü FNS ve Cerrahoğlu karşılamıştı.
Ev sahibi ARI Derneği'nin koordinatörü Kemal Köprülü, "Batı ile, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile bağlantılı istikrar sağlayıcı faktörler olarak Türkiye ve İsrail'in bölgedeki rolü gerçekten büyük önem taşımaktadır," diyerek, ABD'nin belirleyici önderliğini ve Ortadoğu'da Türkiye'ye düşen rolü vurguladı. Köprülü, "..bu konferansı düzenlemekteki temel amacımız; bölgedeki sorunların irdelenmesini sağlamak ve dünyadaki siyasi şekillenmelere Türkiye adına katkıda bulunmak olacaktır," diye ekleyerek, ARI'ların Türk dış politikasındaki önemini de ortaya koydu.

WINEP'den Alan Makowsky konuşmasında, Özal'ı derin bir saygıyla andı. İster 'demokrat' ister 'Cumhuriyetçi' her ABD'li görevlinin teslim ettiği gibi, Makowsky'e göre de, Türkiye'nin dış politikasında etkinlik, Özal ile başlamıştır. Körfez savaşında ABD ordu danışmanı istihbaratçı Makovsky, Türkiye'yi komşularına, özellikle Irak'a karşı kışkırttı. Makovsky'ye göre Türkiye, her zaman ve her daim ABD ve İsrail'in yandaşı olmalıdır. Çünkü, Türkiye'nin kimi komşularında kitle imha silahları vardır ve bunlar Türkiye için tehdittir.

Peki, İsrail'deki kitle imha silahlarının ve Ortadoğu'nun en büyük, en modern araçlarla donatılmış İsrail ordusunun durumu nedir? Vakıf-Institute-thinktank- hareket(derneği) eliyle yürütülen konferans buluşmalarının gizi buradadır. Yabancılar gelecektir, ABD Milli Güvenlik Komitesi'nin onayından geçirilmiş tehdit değerlendirilmesine dayalı yönlendirmeyle Türkiye'yi "aktif" olmak için ikna edeceklerdir. Tıpkı Özallı yıllarda olduğu gibi.

Konferansta kimse de kalkıp, "Türkiye'nin komşuları, Türkiye'yi nasıl tehdit ediyorlar? Bu aktiflik dediğiniz hangi petrol işine bağlanıyor?" diye sormamıştır da! Böyle sorulara ne gerek vardı?! Sonra bir başkası kalkar ve "Irak, ABD'yi tehdit etmiş miydi?" diye soruverir. Belki de bir başka acı soru daha yöneltir bu art niyetli kişi: "Irak'ın silahlanmasın da kimin payı var?" Daha bir başka münafık da, "Bir koyup üç alalım dedik, nerede üç? Nerede Özal ve aktifliğin sonu? Bölge istikrarı illaki, ABD ve Avrupa petrol kartellerinin ve İsrail'in egemenliğine mi bağlı?" diye sorabilirdi. Ne ki, bu soruları sormak için, birazcık "Milli" ve çokça da "Yurtta sulh, dünyada sulh" ilkesini içtenlikle savunuyor olmak gerekiyor. İyi de, böylelerini bu tür toplantılara kabul ederler mi dersiniz?

"Stiftung"dan ABD-İsrail güvenliği ve Karanlıklar Prensi Perle

Bu konferansın "Project Democracy" ile doğrudan ilişkisini anlayabilmek için düzenleyicilerden, Alman FNS'un Türkiye temsilcisi Dr. Wilhelm Hummen'e kulak vermek gerekiyor. Temsilci öncelikle, Stiftung'un 16 ülkede "faaliyet" gösterdiğini belirtti. Onun derdi, Ortadoğu'dan çok, Türkiye'ye demokrasiyi öğretmek; bunun ardından da, Türkiye'ye demokrasiyi yerleştirmektir. Bunu sağlayacak olan da liberallerdir, kendi deyimleriyle, "Bireycilik ve politik tolerans.." Stiftung sözcüsü Hummen, Türklere her ne olursa olsun liberalliği de, demokrasiyi de, öğretmeye kararlıdır. Bakın Hummen ne de açık sözlü:

"Seminerler ve çeşitli çalışmalarla Türkiye'de liberal düşünceyi tanıtmayı ve yerleştirmeyi amaçlıyoruz. Türkiye'de özellikle Liberal Demokrat Parti, Arı Hareketi ve genç girişimcilerle ortak çalışmalar yapıyoruz. Amacımız, Türkiye'de etkin bir sivil toplum örgütü yaratabilmek; çünkü sivil toplum bütün alternatifler içerisinde en iyisidir."

Ne denebilir ki?! Türkiye'ye demokrasiyi yerleştirme görevi, Türkler'in becerebileceği bir iş sayılmıyordu ki, elin adamı geliyor, "sivil toplum örgütü eğitimi" adı altındaki "atölye" çalışmalarıyla, "etkin bir sivil toplum örgütü yaratmayı" hedeflediğini açıkça ve övünçle söylüyor. Bu çalışmalrın suyunun yanıtı da, NED oluyor. NED kaynaklarından beslenen IRI'lerin açtığı yolda, "kanaat önderleri" nin çizdiği rotada, İsrail kurslarının eğiticiliğinde, şu Türkler'e her bir şey öğretilecektir. Alman temsilci, hızını alamıyor "Bu noktada; gerek Friedrich Naumann Vakfı, gerekse Arı Hareketi, Türkiye'deki liberal düşüncenin köşe taşları olacaktır," sözleriyle demokrasi projesinin taşlarını yerli yerine oturtmaya çalışacaktır.

ARI ve İsrail destkçisi örgütlerin ortak konferansında, oturum başkanlığını Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton'un yaptığı "Doğu Akdeniz'de Bölgesel Güvenlik" paneli daha da ilginçtir. Panelin "Stratejik Konular" başlığı bölümünde konuşan ABD Girişimcilik Enstitüsü'nden eski operatör Richard Perle , ABD, İsrail ve Türkiye ilişkilerine değindi.

Karanlıklar prensi olarak ünlenen Perle tam bir yönlendirme ustası olduğunu gösteriyordu:
"Doğu Akdeniz'de güvenlik konusunda Türkiye-İsrail ve ABD'nin inisiyatifinden bahsedildiği zaman, her üç ülkede de hükümetler demokrasi ile yönetiliyor ve yöneticiler halk tarafından seçiliyor. Her üç ülkede de kanun hakim. Her üç ülkede serbest piyasa ekonomisi uygulanıyor. Bu üç ülkenin demokratik toplumlar savaş çıkarmaz ve şiddet yanlısı değildir. Türkiye, İsrail ve ABD, terörizmden etkilenen ülkeler olarak ortak çalışarak, harekete geçilmesi gereken yerlerde birbirlerine destek vereceklerdir."


"Karanlıklar prensi" sanına uygun işler yapan Perle 2002 Eylülünde bu üstün öngörüsünü öyle bir kerteye ulaştıracaktır ki, Irak'ta 11 Eylül 2001 saldırısını gerçekleştirenlerin Irak devlet başkanı ile görüştüğünü kanıtlamak için çırpınıp duracaktır. Bu gelişmeleri sonraya bırakalım ve panele dönelim.
Aynı panelde söz alan Begin-Sadat Stratejik Etüdler Merkezi (BESA)'nden Prof. Barry Rubin şu noktalara dikkat çekti:

"Rusya ve ABD'nin bölgedeki rolünü iyi görmek lazım. Türkiye-İsrail yakınlaşmasının yanı sıra Amerika'nın barışa desteği de son derece önemli, ABD, Irak konusunda kredibilite kaybetmiştir. ABD-Suriye ilişkilerinde, Amerika'nın yumuşak metodu hiçbir sonuç vermemiştir. Bu konuda Türkiye'nin izlediği politika çok daha etkili olmuştur. Bölge için şu fırsatlar vardır: Radikal ülkelerin çoğu zayıf, soğuk savaş bitti ve Türkiye son 70 yılda inanılmaz bir değişim ve ilerleme gösterirken Arap ülkeleri tüm zenginliklerine karşın oldukları yerde kaldı. Belki bundan bir ders alınmıştır."

İsrail'in önemli ideologlarından Rubin'e bir şey anlatmaya gerek yoktur. Onun yerlilerin marifetiyle ilettiği şundan ibarettir: ABD sertleşmelidir ve bu Ortadoğu işlerini bir çırpıda bitirmelidir. Çünkü bölge ülkelerinin insanları, para pul bolluğuna karşın bir türlü adam olmayacak denli beceriksiz, akılsızdırlar.

Sözlerdeki cilayı sıyırıp atarsak, Batı'nın üstün insanlarından bir ders daha almak kaçınılmaz görülüyor.

Anti-Arap ve dahası, Anti-Doğu ruhu içine işlemiş Rubin'e, İngilizlerin bölgeye asker çıkarmalarını, ABD ve Batı desteğinde tarihsel akışı hiçe sayıp İsrail üs-devletini kurmalarını, bu gelişmelere direnen ulusalcı Mısır yönetimini dize getirmek üzere, Mısır'ı bombalamalarını, CIA-İngiliz istihbaratının "dirty work" operasyonuyla, seçimle gelmiş İran yönetimini devirerek, ulusalcı gelişmelerin önünü kesmelerini, bölge ülkelerini esaret altına alıp, Arap prensleriyle en küçük demokratik oluşumun önüne geçilmesini kim sorabilirdi? Dahası, İsrail ve Amerika'nın koruyucu kanatları altında yetiştirilen HAMAS'ın bağımsız, laik Filistin devletinin kuruluş sürecindeki işlevini soran çıkabilir miydi?

Bu soruları öne çıkaracak herhangi bir bilim adamının, sözde "think tank" toplantılarına, "global forum"a çağrılması olanaklı olamaz elbette.

Böyle bir olanak yaratmak, "düşünce özgürlüğü" şampiyonlarına uymamaktadır. Onlara uyan, sözde bilimsel toplantılarda, medya kampanyalarıyla Türkiye'yi yönetenleri yönlendirmek! Bu iş için uyumlu yorumları içerden de almak. Bu uyumu iyi sergileyecek olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Köni, Akdeniz jeopolitiği ve imparatorlukların etkilerini anlattığı konuşmasında şunları söyledi:

"Doğu Akdeniz'de güvenlik, Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz'deki güvenlikle ilgili ise, Türkiye çok önemli bir konumda, Ortadoğu ile Batı dünyası arasında ayrıca bir enerji köprüsü. Ayrıca laik rejimi ile İslami köktendinciliğe dinamik bir alternatif oluyor. Rusya, Türkiye'yi dengeliyorsa, Türkiye de Rusya'yı dengeliyor. Kafkas ve Orta Asla ülkeleri ile olan ilişkiler ve problemlerde Rusya'nın etkisini hissetmek mümkün. Barış sürecinin gelişmesi bölgedeki ekonomik gelişme ve stabilite açısından çok önemli. Körfez Savaşı ile Türkiye yalnız olarak değil, aynı zamanda terörizmin yayılması konularda büyük zarar gördü. Körfez savaşından, Türkiye'nin tek kazancı, İsrail ile yakınlaşma ve işbirliğinin ilerlemesi oldu."

Ne yazık ki, konferanslarda Türkiye'nin dışişlerinde ve önemli davalarında uzmanlaşmış bilim adamlarına yer yoktur. Ama ne denli ünlü ABD-İsrail yönlendirme uzmanı varsa İstanbul'dadır. Doğu Akdeniz dendi mi, elbette bir Yunanlı olmazsa olmaz! ARI'ların "faaliyet" raporlarında adından söz edilmemekle, Amerikan Yunanlısı John Sitilides'e haksızlık yapılmıştır. Bu tutum Amerika'da yetişmiş, "modern" ve "moderate" ARI'lara gerçekten yakışmamıştır.

Bu şık olmayan durumun kaynağını kavrayabilmek üzere, "Moshe Dayan Center" da düzenlenen "sivil toplum" kurslarına, ABD Cumhuriyetçi Partisi'nin seçim kampanyası stajlarına, WINEP ve JINSA'da eğitim sürecine bir göz atmakta yarar vardır.>>

El parasıyla demokrasicilik yıllarından birinde

<< 1998: NDI meclisteki yasama işlerini sürdürürken, Müslüman Hukuku Altında Yaşayan Kadınlar yöresel liderlerin yetiştirecek sivil temsilcileri eğitiyor, Kürt-Türk çalışmalarına İngiliz sterlini değiyor; IRI, TESEV ve TBB 450.000 dolarlık proje yürütüyor, liberaller milletvekillerine yemek düzenliyor. A.B büyük projelere geçiyor.

  1. Parayı veren: NED / Bağış alıcı: NDI / Alt bağış alıcı: Belirtilmemiş / Konu: Millet Meclisi / 196.545 $ / Meclis reformu için 1997'de başlatılan eylemler genişletilerek, sürdürülecek. (..)
  2. Parayı veren: NED / Bağış alan: Avrupa Ortak Zemin Merkezi / Alt bağış alıcı: TOSAV / Konu: Medya - yayın, eğitim / 42.000 $ . (..)
  3. Parayı veren: NED / Bağış alıcı: WLUML (İslam Hukuku Altında Yaşayan Kadınlar) / Alt bağış alıcı: Kadınların İnsan Hakları için Kadınlar (KIHP) / Konu: Kadınlar, insan hakları / 38.000 $ / WLUML, NED'den yeniden destek sağlamıştır. (..)
  4. Parayı veren: NED / Bağış alıcı: IRI / Alt bağış alıcı: TESEV ve TBB / Konu: Millet Meclisi, Siyasi Partiler / 450.000 $ / IRI, bir dizi "workshop" çalışması yaparak, siyasi partiler ve demokratik reformlarını teknik konularını tartacaktır.(..)
  5. Parayı veren: NED / Bağış alıcı: Helsinki Yurttaşlık Derneği / Konu: (Örgütlenme) Eğitim / 31.000$ / Cemiyet, örgütsel yapısını güçlendirecektir. Yeni üyeler kazanacak ve öteki NGO'ları örgütlenme konusunda eğitecektir. (Van ve Mersin'de.)(..)
  6. Parayı veren: NED aracılığıyla WESTMİNSTER / Bağış alıcı: TOSAV / Konu: Medya ve Yayın, Eğitim / 6.250 £ / Sivil gelişmeyi, demokratik değerleri ve süreçleri konu alan radyo programlar yayınlanacaktır.(..)
  7. Finansal Anlaşma /01-98 / Operasyonel Ortak: TOBB / Proje: Avrupa Türkiye İş Merkezleri inşası / Toplam tutarı: 18.635.000 euro / A.B katkısı: 17.300.000 euro. (..)
  8. Finansal Anlaşma /05-98 / Operasyonel Ortak: Boğaziçi Üniversitesi / Proje: Teknoloji Temelli Eğitim ve Yetenekli İnsan Kaynakları Geliştirme Merkezi / Toplam tutarı: 2.182.000 euro / A.B katkısı: 1.800.000 euro.(..)
  9. Finansal Anlaşma /06-98 / Operasyonel Ortak: Marmara Üniversitesi A.B Enstitüsü / Proje: Türkiye'de insan haklarını iyileştirme seminerleri / Toplam tutarı: 300.000 euro / A.B katkısı: 250.000 euro. (..)
  10. Finansal Anlaşma /07-98 / Operasyonel Ortak: Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporter Sans Frontiers) / Proje: Türkiye'de basın özgürlüğü hakkında 'enfermasyon' alışverişi ve toplanması merkezi / Toplam tutarı: 43.140 euro / A.B katkısı: 35.000 euro. (..)
  11. Finansal Anlaşma /08-98 / Operasyonel Ortak: KEDV / Proje: Türkiye'de çevre geliştirmek üzere kadınların desteklenmesi / Toplam tutarı: 358.400 euro / A.B katkısı: 200.000 euro. >>

WINEP (Washington Institute for Near East Policy): İsrail'in ve ABD'nin Ortadoğu girişimlerine siyasal ve düşünsel taban oluşturmak üzere kuruldu. T.C. yöneticileri bu örgütü sık sık ziyaret eder.WINEP'in bir ayağı İstanbul'dan eksik olmaz. WINEP her yıl Özal'ı anar ve onun Ortadoğu'da uyguladığı "aktif" politikayı yad eder. A. Makovsky, ABD ordusunun Ortadoğu eylemlerinde danışmanlık görevi yapmıştır. İstanbul'lu Musevi, istihbarat görevlisi, Kürt destekçisi Henry Barkey (Fuller ile Apo'yu görmek üzere İtalya yollarına düşmüştü) de etkindir. Henry Barkey evinde siyasal yaşamımızın değişen dinci siyasetçilerini konuk etmiş, ABD Deniz (Kuvv) Klubünde, ABD'deki Nurculuk uzmanlarını, Sabancı Ü. öğretim üyesini, RAND danışmanı Sabri Sayarı'yı yemekte buluşturmuştu.
Zehra Güngör, Milliyet, 15 Haziran 1999
Richard Perle: George Soros'un önemli adamlarından Paul Reichmann, önceleri Olympia-York noteridir. Macaristan doğumlu bir Musevi olan Reichmann, Soros'un gayrimenkul fonu, Quantum Realty'nin ortağı ve aynı zamanda İngiliz-Kanada yayın grubu "Hollinger" şirketinin yönetim kurulu üyesidir. Henry Kissinger ve İngiltere Dışişleri eski Bakanı Lord Carrington da, Hollinger'ın yönetim kurulu üyeleridir. Lord Carrington, aynı anda, Kissinger Associates (New York)'in de, yönetim kurulu üyesidir.
Hollinger, Kanada'da London Daily Telegraph ile İsrail'de yayınlanan Jerusalem Post gazetelerinin sahibidir. Bu gazeteler, İsrail'in bölgesel egemenlik politikalarını destekleyen yayınlar yapar. Hollinger'in bir başka ünlü yöneticisi de, Richard Perle'dir. Deneyimli istihbaratçı Perle, 2001 yılında, Pentagon'da Savunma Politikası Yönetimi (Defence Policy Board )'nde görevlendirilmiş ve Irak yönetimine karşı müdahaleyi onaylatmak üzere propagandayı yönetmektedir..
moderate: (İng) Ilımlı. ABD raporlarında 'siyasal İslam' örgütleri ve F.Gülen gibi kişiler için "moderate Islamic Leader" olarak kullanılmaktadır.
RSF, Paris metrosunda, diktatörler gelen geçenin ayakları altında çiğnensin diye dünya haritasını yere renkli olarak resmetti. Türkiye' haritasında da Gen. Kur. Bşk. Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun portresi bulunuyordu. Aydınlık dergisinin yayınından sonra birkaç Türk genci haritayı örtmek için boyadılar. Aydınlık, 12 Mayıs 2002, Sayı: 773, s.3-9. Ayrıca RSF için Bk. Bölüm:İstanbul'da İki Kere İki Gün.
KEDV: Ishak Alaton'un eşinin kurduğu uluslararası örgüt GROOTS'a bağlı. Alaton, George Soros'dan bu vakıf için yardım istemişti. Bk. Bölüm: İstanbul'da İki Kere İki Gün
1999 belgesine göre: 10., 11. ve 12. projeler sözleşme imzalama; 7-8-9. projeler de finansal anlaşması imza aşamasında.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |