|
18
Aralık 2002
YARINLAR
İÇİN
Talat SARAL(MALİYE Müsteşarı(E)
KIBRIS AB'NİN
PASAPORTU İMİŞ!
Haberlere göre,
Yunan Başbakanı Simitis dün yaptığı açıklamada,
Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB'ye giriş pasaportu olduğunu
söylemiş. Simitis'in bununla kastettiği çok açık
ve basit: Vereceğiz Kıbrıs'ı, alacağız AB pasaportunu…
Meğer ne kadar
kolaymış da haberimiz yokmuş ve 37 yıldır boş
yere bunca sıkıntılara katlanmışız. Peki, pasaportu
alınca elimizi kolumuzu sallaya sallaya vizesiz
AB'ye girebilecek miyiz?
Bu konuda akıl
hocamız komşu Simitis birşey söylememiş. Herhalde
pasaport verecek kadar cömert (!) davranan komşu,
vize gibi bir formalite konusunda zorluk çıkarmaz.
AB'ye karşı olanlar,
"Bu Yunandır belli olmaz, yarın da vize karşılığı
Ege şartını ileri sürer" diyerek öneriye
soğuk bakabilir.
Herhalde, "içimizdeki
AB komiserleri" ve tarih bilincinden, jeostrateji
biliminden yoksun kimi yazarlarımız ve aydınlarımız
da şöyle düşünüyordur: "Bu kadar da kötümser
olmamalıyız. Kendisi iyi niyetli. Türkiye'ye hala
şaşı bakıyor diye, bakanı Pangalos'u bile hükümetten
attı. Bizim AB'ye girmemiz için çok çalışıyor.
Helsinki'de Yunan Megalo İdea'sını bile hiçe sayarak,
adaylığımıza karşı veto hakkını kulanmadı…."
Değerli okurlar,
ne yazık ki, kazın ayağı öyle değil: AB, 8 Kasım'da
açıkladığı Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB) ile
baklayı ağzından çıkardı. Helsinki'den bu yana
geçen 1 yıla yakın sürede, KOB'da kullanılan Kıbrıs
sorununun "adil" çözümü, insan hakları,
demokratikleşme, kendini ifade özgürlüğü, kültürel
haklar gibi sihirli ve makyajlı kavramların ne
anlama geldiğini de çeşitli vesilelerle bizlere
açıkladı. Tabii, "anlayana sivrisinek…"
misali bunları söyledi/söyletti ve yazdı/ yazdırdı.
Şahsen benim bunlardan
çıkardığım sonuç şudur: AB, tam üyelik için (daha
doğrusu bu amaçla masaya oturmak için) Türkiye'ye
karşı Kopenhag kriterlerine ilaveten, 4 ayrı ek
şart ileri sürüyor:
1. KKTC'nin Batı
Trakya gibi bir açıkhava hapishanesi olarak Kıbrıs
Rum yönetimine tabi olması (Yunanistan'ın Güneyden
de Türkiye'yi fiilen ve resmen kuşatması),
2. Ege ve diğer sorunların da Yunanistan'ın istediği
gibi çözümlenmesi (örneğin, Türkiye'yi Ege'de
adeta hapsedecek 12 milin kabulü),
3. Güneydoğu'da otonom yönetime kadar varacak
uygulamaların kabulü (Cumhuriyet'in, Atatürk mirası
temel taşlarından olan üniter devlet yapısının
terki),
4. Ermeni soykırım soytarılıklarının ve devamı
muhtemel taleplerin kabulü…
Ekonomik konulara
sıra geldiğinde, bunlara başka ek şartların da
ilavesi sürpriz olmayacaktır. Perşembenin gelişi
Çarşambadan belli olmuştur.
Uzun sözün kısası,
özü budur. AB yetkilileri ve Yunan siyasetçileri
aptal değil. Elbette, bunların hepsini birden
ve açık biçimde istemeyeceklerdir. (Zehiri bile
altın şamdanda sunarlar). Adım adın, sinsice ve
fırsat kollayarak, türlü yöntemler kullanarak
ve sihirli kavramların etkisinden yararlanarak,
toplumda kafa karıştıracaklar ve yandaş kazanmaya
çalışılacaklardır. Bütün bunları yaparken de kendilerine
en az külfet gelecek şekilde hareket edeceklerdir.
Uyum için (kuşa
döndürmüş oldukları halde) mali yardımları sürekli
erteliyorlar. Gümrük Birliği'nin (GB) acı faturası
ortadadır: Son 4 yılda (1996-99 dönemi) AB ile
ticarette tam 44 milyar dolar açık verdik. Yani
GAP'ta 36 yılda harcanmış olan paranın 3 katı
ve DOKAP'a 20 yılda harcanacak paranın tamamı
kadar… Bu açık AB'de yüzbinlere yeni iş sahaları
açarken, Türkiye'de KOBİ'leri çökertiyor ve yüzbinleri
işsizler ordusuna katıyor. Tek yanlı işleyen (işlemesine
hala göz yumduğumuz) GB'nin sonucu bu…
İşte durum budur.
Türkiye ile ilişkilerinde Atina'daki kargayı kendilerine
kılavuz seçen Brüksel'deki tilkiler, bu tutumları
ile bindikleri dalı da kesmeye koyuluyorlar. Ne
diyelim, kendi düşen ağlamaz…
Bu şartlar altında
KOB'da değişiklik yapılsa ne yazar. Nasıl olsa
burada kamufle ettikleri ya da şimdilik geri alacakları
şartları ilk fırsatta yine öne sürecekler. Hele,
"bir bu eksikti!" dedirtircesine, AB'nin
PKK'yı resmen muhatap aldığı, sözde eniştenin
mektup skandalı da ortaya çıktıktan sonra…
Bu şartları kabul
eden varsa, buyursun AB'yi alkışlasın. Bana sorarsanız;
temel özelliklerimiz ve yapımızla çağdaşlaşmaya
(ve bu bağlamda ek şart içermeyen AB tam üyeliğine)
sonuna kadar evet, ama bu ek şartlarla AB'ye sonuna
kadar hayır…
-
Geri -
|