|
19
Şubat 2003
"M"TRATEJİK
ORTAKLIK
Hüseyin MÜMTAZ
Irak'lı Kürt kabile
reisleri "Türk askeri kendi başına Irak'a
girmesin" buyurmuş. Ve ilâve etmişler; "Girecekse
de Amerikalı komutanın emrinde olsunlar.
Amerika bizimle bunun pazarlığını yapıyor.
Arap-Kürt şeyhler, dervişler, beyler, krallar
buyurmuş; "Musul-Kerkük Kürt şehridir. Oraya
da Türkler girmesin."
Amerika da bir çözümmüş gibi halâ imzalamadığı
Lozan'ı hatırlıyor, "Lozan Formülü"nü
ortaya atıyor. Musul-Kerkük tarafsız bölge olacakmış,
Kürtler de Türkler de girmeyecekmiş, Amerikalılar
"vaziyet ve nezaret" edecekmiş.
Bizde bazı aklı evveller de seviniyor, Kürtlerin
girişine engel olundu diye.
Yaldızlanarak "Lozan Formülü" diye takdim
edilen şey, sadece ve sadece Türklerin girişini
engellemek için icat edilmiş bir "düzenbazlıktır".
Kürt kabile reisi kılığındaki siyasi dansözler
buyuruyor; "Türk askeri girecekse bile savaşmasın,
insani yardım-dekorasyon ile uğraşsın.
Amerika bunun da pazarlığını yapıyor.
Aynı dansözler, hem de Ankara'da hükümetin üst
kademeleri tarafından kabullerinde "KADEK
çok çekti, genel af çıkarın" buyuruyor.
Amerika masaya bunu da koyuyor.
İsrail; "Türkiye girecekse on-onbeş kilometreden
daha ileri gitmesin diyor."
Amerika "olur" diyor.
Türkiye Irak'ı hazmedememişken Amerika "İlle
de Kıbrıs" diyor, "28 Şubat'a kadar
çözün" diyor.
Amerika bölgedeki yeni müttefikleri ile bir oluyor,
"stratejik müttefik"i Türkiye'nin boğazına
çöküyor.
Bu nasıl ittifak, müttefiklik, "oydaşmak"?
Bunun adı stratejik değil, olsa olsa "mtratejik
müttefik"lik olur.
Oydaşmak filan da değil, "orta oyunu"
olur.
Özkök yazıyor; "Amerikan askerinin Türkiye
toprağından geçmesine izin verdiğimize göre bunun
sayısını niye 40 binle sınırlıyoruz?"
Bu gayet insani iyi dileklerin, Amerika'nın ilgili
servisleri tarafından "memnuniyetle"
not edildiğinden eminim.
Fakat basında her gün köşelerinden okyanus ötesine
mektup yazanlar elbette sadece o değil.
Görevleri kamuoyunu uyuşturmak, paralize etmek,
nelerin olup bittiğinin farkına varılmasını engellemek.
Ne var Türk askeri Amerikalı komutanın emrine
verilirse? Ne olur Türkiye'ye 80 bin, 100.000
Amerikalı, hâttâ bir o kadar da İngiliz askeri
gelse?
Terhis edin Türk askerini efendiler, savunmayı
yabancılara ihale edin.
Torunlarınız askerlik filandan da kurtulmuş olur.
Ne gerek var barış-hoşgörü-diyalog içindeki bu
dünyada askere, askerliğe?
Ne demek hele "Milli Güvenlik Kurulu"?
Güvenliği uluslar arası ihaleye çıkarınca "milli"
güvenliğimizle de Pentagon ilgilenmeyecek mi?
Bakın ikinci dünya savaşından sonraki Almanya
ve Japonya'ya.. Asker ve ordu beslemeleri yasaklandığı
için nasıl da dünyanın en büyük ekonomik gücü
oluverdiler !
Ben, ülkenin içinde bulunduğu "kriz"
dolayısı ile mecburen uyum içinde görünmek zorunda
kalan asker ve Akepe iktidarının işbirliklerindeki
kırılma noktasının işte bu Amerikanofil yazar-çizer
takımı tarafından desteklenen okyanus ötesi güçlere
teslimiyetin ölçüsüne bağlı olduğunu düşünüyorum.
Washington Emperyal Otel'deki tanıksız-tutanaksız
görüşmelerde verilen sözlerin sınırı "yeter
artık" sesinin duyulacağı andır.
Savaş başlamadan önce Amerikan askerlerinin bağlı
olacağı hukukun netleşmemesi, komuta bağlantılarının
iyi çizilmemesi ya da Kürt kabilelerin istekleri
doğrultusunda "çözülmesi"; başladıktan
sonra da askeri gereklere karşı iktidarın sergileyeceği
Amerikancı-Kürtçü müdahaleler, hele bölgede bir
de İngiliz birlikleri var ise bardağı taşıran
damla olabilir.
Bakmayın siz… Asker tarihi iyi okumuştur ve Amerikalılar
tarafından Kore'de, Kunuri'de atılan kazığın acısı
ile Mondros Mütarekesi günlerinde Musul'da ve
Cumhuriyetin ilk yıllarında İngilizler tarafından
sergilenen düzenbazlıkların tadını iyi hatırlamaktadır.
Memleket dahilinde iktidara sahip olanların şahsi
menfaatlerini, hem de Emperyal otel köşelerinde
müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilmelerinin
de bir sınırı olmak lâzım gelir.
"Sınır" ise askerlerden sorulmaz mı?
www.giresungazete.net 09.02.2003
08:37:54
-
Geri -
|