|
19 Nisan 2004
TARİH TEKERRÜR EDER Mİ? (I)
Bülent ERANTEPLİ, Diyarbakır
1838 Ticaret Antlaşmalarından 1995 Avrupa-Türkiye
Gümrük Birliği Anlaşmasına
1830’larda yaşanan Mısır’da Mehmet Ali Paşa isyanı
sırasında, Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa
komutasındaki Mısır ordusu Kütahya’ya kadar
gelmiş, Osmanlı Payitahtı düşmek üzere. Zayıf bir
Osmanlı Devletinin varlığını sürdürmesini
çıkarlarına uygun gören ‘Düvel-i Muazzama’ araya
girer ve Osmanlı Devleti ve hanedanının bir süre
için dahi olsa yaşamasına izin verilir. Ama bu
lütfun bir bedeli olmalıydı; sanayi devrimini
gerçekleştiren Avrupa’nın Pazar gereksinimi vardı.
Osmanlı Devletinden istenen gümrük duvarlarını
indirerek, Sanayileşmiş Batı’nın ürünlerine
kapıların açılmasıydı. Önce İngiltere ile
akdedilen Baltalimanı Ticaret Anlaşması ardından
diğer Avrupa ülkelerini de kapsayacak hale
getirildi. Avrupa mallarının istilası karşısında
zaten sendeleyen Osmanlı üretimini dibe vurdu.
1854 yılına kadar bütün mali güçlüklere rağmen dış
borç kavramına yabancı olan Osmanlı, bu tarihte
ilk ‘harici istikrazı’nı yapar. Bütçe yapabilmek
için birbiri ardına alınan bu borçlar karşısında
Osmanlı Devleti, 20 yıl geçmeden ‘değil anapara
taksidini, faizi bile ödeyemez’ duruma gelir. 1881
Muharrem Kararnamesiyle ‘Düyun-ı Umumiye İdaresi’
kurulur. Yabancı alacaklılar, alacaklarına
mahsuben Osmanlı gelirlerine el koyacaklar,
lütfederlerse bunun bir miktarını Osmanlı
yönetimine aktarabileceklerdi. 1897 yılında Girit
yüzünden çıkan Osmanlı-Yunan savaşının
masraflarının karşılanması için Osmanlı halkından
toplanan vergi ve gelirlerden daha fazla pay talep
edilince; Düyun-ı Umumiye İdaresi ‘ayranın yok
içmeye’ tarzında bir karşılık vermiş ve bu savaş,
halktan toplanan bağışlarla finanse edilmiştir.
Görüleceği gibi Baltalimanı Ticaret Anlaşmasıyla
Osmanlı üretimi ve özellikle de mali yapısının
hızla çökmesi; Gümrük Birliği Anlaşmasıyla Türk
ekonomisinde görülen daralma ve mali yapının
hassas ve kırılgan duruma gelmesiyle nasıl da
örtüşüyor. Maliye Bakanı Sn. Unakıtan’ın ‘adeta
devlet içinde devlet’e benzettiği IMF’nin
dayatmaları, Düyun-ı Umumiyenin ikinci bir
versiyonu ile karşı karşıya olduğumuzu göstermiyor
mu?
Philhellenizm ya da Batı’nın Şımarık Veledi
Yunanistan
Philhelenizm, Batı kamuoyundaki (körükörüne) Helen
hayranlığını ifade eder. Bu hayranlık sayesinde
1815 Viyana Kongresinden sonra Avrupa’da kurulan
‘Restorasyon Düzenine’ rağmen Osmanlı tebası olan
Rumların isyanına destek verilmiştir. Rağmen
diyorum zira; Napolyon Bonaparte’ın yenilmesiyle
toplanan kongrede Avrupa’da Fransız Devriminin
yarattığı her türlü özgürlükçü düşüncenin kökü
kazınmak istenmiş, monarşilere karşı her hareketin
başını ezecek mekanizmalar oluşturulmuştur. Alman,
İtalyan, İspanyol, Belçikalı ve Polonyalı
isyancılara karşı işletilen bu mekanizma Rum
asiler için işletilmemiştir (Batı’nın bize karşı
uyguladığı çifte standarta tarihten bir örnek).
Savaş Kaybederek Toprak Kazanan Tek Ülke
Yunanistan
Yunanistan kurulduğu günden bu yana sürekli olarak
topraklarını Türkiye aleyhine genişletmiştir. Ama
bunu kendi gücüyle değil, her defasında Avrupa’nın
müdahalesiyle başarır. 1821’de ayaklanma başlatan
Rumlar, hiçbir askeri başarı elde edememeleri
üzerine Mart 1829’da araya giren İngiltere, Rusya
ve Fransa Yunanistan’a bağımsızlığını
kazandırırlar. Londra protokolüyle kendilerine
bırakılan toprakları az bulup sızlanmaları üzerine
Temmuz 1832’de ikinci bir protokol daha hazırlanıp
Osmanlı Devletine dayatılarak Yunanistan
toprakları genişletilir. İlk günden böyle başlar
ve hep böyle sürer; Yunanistan’ın savaş kaybederek
toprak kazanması.
Yukarıda sözü edilen ve Girit yüzünden çıkan 1897
Osmanlı-Yunan savaşı tüm kötü şartlara rağmen
Osmanlı ordusunun zaferleriyle devam eder ama
sonuçta Düvel-i Muazzama yine devreye girer ve
Girit Adası elimizden çıkar.
Ben sözü getirmeden, bu satırları okuyanlar eminim
bugün Kıbrıs’ta yaşananlarla bağlantı kurmuşlardır
bile. Bağlantı ve karşılaştırma yapmanıza biraz
daha yardımcı olayım; Kıbrıslı Rum lider
Papadopulos, Anan Planına red kararını açıklarken
kameralar karşısında gözyaşı dökerken tipik bir
Rum (Yunan) karakteri canlandırmıştır. Ama bu
ağlama – sızlanma kaybettiği için değil elbette,
adada hala Türklerin yaşamasına olanak tanınmasını
sindiremediği içindir.
Kıbrıs’ta Sevr’in Yeni Versiyonunun Bir Prototipi
Uygulanıyor
Peki bizde Annan Planını savunanlara ne demeli?
Bunlara baktığımda, eskiden ulusal futbol
takımımızın aldığı ‘yenilginin şereflisi’ ile
avunanlar gözümün önüne geliyor. Ya da iyiniyetle
böyle görmek istiyorum. Ama unutmayın beyler
kaybedilen bir futbol maçı değildir. Hatta
kaybedilen yalnızca Kıbrıs da değil; Türk ulusunun
güvenliği, belki de geleceği kaybediliyor.
Avrupa, Kıbrıs’ı ‘Şark Meselesi’nin bir boyutu
olarak görüyor. XIX. Yüzyıl öncesinde ‘Avrupa
uygarlığının kökenini besleyen Grek uygarlığını
yaratanların torunları olarak gördükleri Rumları
kafir Türklerden kurtarmak’, sonra Türkleri
Avrupa’dan atmak, geride bıraktığımız yüzyılda da
Türkleri Küçük Asya’dan atmak şeklinde
algıladıkları Şark meselesini ‘çözmek’ için
yüzyıllar boyunca yüze yakın proje ortaya
atmışlardır.
Bugün Kıbrıs’ta tezgahlanmak istenen senaryo, bu
projenin son versiyonunun adımlarından biridir.
Bunu yarın kıta sahanlığı, Fener-Bizans Teolojik
Devleti, Kürdistan, Pontus adımları izleyecektir.
Efendilerini iyi memnun ederlerse belki işbirlikçi
hizmetkarlarına bir süreliğine kukla bir Şeriat
Devleti için izin verirler.
Tarih Tekerrür Ederse
Dün 1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşması, bugün
1995 Gümrük Birliği; dün Düyun-ı Umumiye, bugün
IMF; dün Çariçe II. Katerina’nın Grek Projesi,
bugün Fener-Bizans Ortodox Devleti; dün Girit,
bugün Kıbrıs; dün mandacılar, bugün ABci ve
ABDciler; dün mütareke dönemi İstanbul basını ve
bunların tipik sembolü Ali Kemal, bugün işbirlikçi
basın ve nereye baksan başka Ali Kemaller; dün
Mustafa Kemal’i hilafet ve saltanat düşmanı olarak
görüp hıyanetle suçlayanlar, bugün vatanseverlere
‘marjinaller’ diyenler.
Bunlar tarihin tekerrür ettiğini mi gösteriyor? O
zaman tarihten başka örnekler size, Malazgirt ve
Miryakefalon zaferleri ile Anadolu’nun Türk yurdu
oluşu, Sakarya ve Büyük Zaferle bunun
kanıtlanması; ‘süper güç’ ve üzerinde güneş
batmayan imparatorluk olan İngiltere ve Düvel-i
Muazzamanın diğer devletlerinin Çanakkale’de Türk
kayasına toslaması ve İngiltere’nin süper güç
apoletlerinin Çanakkale’de yakasından sökülüp
atılması, Düvel-i Muazzamanın Türke biçtiği
kefenin ulusal kurtuluş savaşıyla yırtılıp
atılması.
Tarih tekerrürse bunları da bekleyin
-
Geri -
|