"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

19 Ekim 2002

AMERİKA'NIN "UZAK" SAVAŞI
Hüseyin MÜMTAZ

Washington'dan beri Amerikan millî stratejisinin değişmeyen maddesi "Okyanuslar Amerika'yı korur" düşüncesidir. Sonraki bütün uygulamalar bu temel düşüncenin üzerine inşa edilmiştir.
Amerika kıtalar arası balistik füzeleriyle, nükleer silahlarıyla, nükleer denizatlılarıyla, uçak gemileriyle dünyanın dört bucağında kol gezecek, keyfine göre hareket edecek, yol kesecek, köprü başını tutup geçenden geçmeyenden üç dolar alacak ama o okyanuslar ötesindeki anavatanında sakin, huzur içinde yaşayacak, savaşın kötü yüzünden hiç etkilenmeyecek.
Dünyanın dört bir yanında çatışmalar çıkacak, Amerika bir şekilde hepsinin içinde, kıyısında, köşesinde bulunacak fakat Amerikan çiftçisi, avukatı, profesörü, sade vatandaşı günlük hayatına devam edecek.

Dağlarda trekking yapacak, Niagara şelalesini gezecek veya sakin göllerde balık avlayacak.
Irak savaşında da öyle olacak.
Amerika Irak'ta, 6 yıl önce Saddam ileri harekâta başlayınca palas pandıras Diyarbakır üzerinden Guam'a naklettiği ve "eğittiği" CIA'li peşmergeleri kullanacaktır,(acaba Türkiye'de de var mı böyleleri?) Barzani-Talabani'yi kullanacaktır.

Türkiye'yi kullanacaktır.
Ama kendisi elini sıcak sudan soğuk suya sokmayacaktır.
Akdeniz'de, Basra Körfezi'nde, Hint Okyanusu'nda bulunan uçak gemilerinden, üslerinden kalkan uçak ve fırlatılan füzelerle Irak'ı havadan günlerce dövecek; bölgeye sokacağı sınırlı sayıda Özel birliğinin ateşlerini uydudan destekleyecek.

Fakat Amerika'nın bu "uzak" savaşını Türkiye "yakından" yaşayacak.
Türkiye Irak'ın komşusu, aynı tarihi, coğrafyayı paylaşıyor.
Fakat Cıvaoğlu'nun 15 Ekim 2002 tarihli yazısında Yıldız'da bir paşaya atfen söylediği "Kuzey Irak vurulamaz, orada akrabalarımız var" sözü; bu ortak paydalara rağmen asla kabul edilemez.

Bu üslûp Özal üslûbudur.

Türkiye'yi parçalayan, bölen, federasyonlar-eyaletler dönemini çağrıştıran bir üslûptur.
Kuzey Irak nasıl vurulamaz; KADEK sürgünde bir Kürt parlâmentosu kuruyorsa; Barzani-Talabani kurdukları devletin haritasına 19 Türk ilini dahil ediyorsa ne demek vurulamaz.
Cıvaoğlu ve atıfta bulunduğu "AB'ye uyumlu" paşası "Akrabanın akrabaya, akrep etmez ettiğini" halk deyimini bilmiyorlar mı?

Savaş başlayınca Mersin ve İskenderun limanları, Diyarbakır, Malatya, Batman, İncirlik Havaalanları yoğun bir malzeme, silah, teçhizat ve "yabancı asker" akımına marûz kalacak.
Sınır şehirleri acaba Saddam'ın bombası ne zaman patlayacak diye yatağa girecek.
Sınırlarımızda, kontrolunun BM'ler veya "yabancı askerlerde" olacağı, bizi karıştırmayacakları, 1991'de olduğu gibi İngiliz askerinin kaymakam tokatladığı mülteci kampları kurulacak.
O kamplarda, 1991'de olduğu gibi silahlı PKK-KADEK militanları kol gezecek, salgın hastalık, açlık, sefalet alıp başını yürüyecek.

Amerika savaşı "uzaktan" seyredecek, yönetecek, biz "yakından", içimizde hissedeceğiz.
Amerika; Barzani-Talabani'ye Kürt Devleti'ni, acaba bizi savaşa mecbur etmek için mi kurduruyor?

Büyük bir ihtimalle öyle.

Pentagon'dai Teksaslı-çarıklı erkânı harp kovboylar kıs kıs gülüyorlar.
O halde onların oyununu bozmak gerek.
Bu savaşı, Amerika'nın değil, Türkiye'nin savaşı yapmak gerek.
Bush kendi halkına Irak savaşını makûl göstermek için "İsrail ve Türkiye'deki Amerikan vatandaşları da Saddam'ın füze tehdidi altında" diyor.

Dikkat edin, Türk vatandaşları ve Türkiye değil tehdid altında olan, Amerikan vatandaşları.
Türkiye bu savaşı kendi "uzak" savaşı yapmak için behemehal kendi sınırları dışında kabul etmeli.

Türkiye İran ve Suriye'nin müsbet çekimserliğini sağladıktan sonra bölgeye girerek, kendi tarihi, coğrafi, askeri sınırlarına ulaştıktan sonra masaya oturup Amerika'yı beklemeli.
Saddam'a karşı Barzani ve Talabani'yi gücendirmek istemeyen Amerika'ya, Türkiye'nin de gücendirilmeye gelmediği anlatılmalı.

Bir şey gözden kaçırılmamalı, petrol.

Kürtler filan değildir Amerika'nın derdi, Musul-Kerkük petrolleridir.
Birinci Dünya savaşı sonunda uluslar arası bir oldu bitti ile elimizden gasp edilen Türk petrolleri.

Washington'a göre, Irak'ın Saddam türü bir diktatörlükle, Sünni azınlık tarafından yönetilmesine son vermek, Kürtler ile Şiiler'in ayrılıkçı emellerini bitirecek bir adım. Merkezi hükümette tüm grupların temsili, bu merkezi hükümetin ülkenin petrol gelirlerini kontrol etmesi, bu gelirlerin de federe bölgelere nüfusları oranında eşit dağılımı öngörülüyor. Bu sağlandığında, ulusal savunmadan ve dış politikadan sorumlu bir merkezi hükümetin, federe bölgeleri kendi iç işleri konusunda büyük ölçüde özerk bırakabileceğini düşünülüyor.
ABD'li yetkililere göre, "idari federalizm ve petrolün merkezi denetimi" formülü, bir Kerkük kapışmasını önlemenin en akılcı yolu.

Ülkenin Başbakanı Fikret Bilâ'ya Kuzey Irak'taki devlet oluşumunu resmen "dost ve müttefik" Amerika'nın desteklediğini söylüyor.

"Dost ve müttefik" Amerika'ya birileri Türkiye'nin bu işi istemediğini anlatmalı.
Birileri Amerika'nın, 11 Eylül bahanesiyle son bir yılda, tarihinde ilk defa Orta Asya ve Kafkasya'ya yerleştiğini, sırada Ortadoğu'nun bulunduğunu külahını önüne koyup ciddi şekilde düşünmeli.

Kafkasya'da Rus ve Amerikan kuvvetlerinin Gürcistan sınırında karşı karşıya geldiğini; Irak'ta savaş varken Afganistan'da Türk askerinin yine neden bir Amerikan uzak savaşının piyonu olduğunu sorgulamalı.

Amerika önce Suriye-Irak ve İran'ı "şer ekseni" ilan ediyor, sonra bu coğrafyaya yerleşiyor.
Bu üç ülke de Türkiye'nin komşusu ama Türk askeri Afganistan'da.

Amerika'nın bir başka müttefiki Almanya, Bush'u Hitler'le kıyaslıyor, Irak savaşına destek vermeyeceğini belirtiyor ama durumu dengelemek için Afganistan'da Türkiye'den sonra komutanlığı kabul ederim diyor.

Yâni ya Afganistan ya Irak pazarlığı yapılıyor.
Fakat Türkiye'ye hem Irak, hem Afganistan deniyor.
Afganistan'daki Amerikan kuvvetleri Türk komutanın emrine verilmiyor fakat Irak'ta Türk Ordusunun Amerika'yı sorgusuz sualsiz yedeklemesi isteniyor.
Elbette isterler..

Abdullah Öcalan'ı asamayan Türkiye'den Talabani-Barzani ve Osman Öcalan'ın korkması için sebep var mıdır?

Abdullah Öcalan'ı asamayan, yâni egemen olma kararlılığını göstermeyen bir Türkiye'yi Amerika'nın veya bir başkasının ciddiye alması mümkün müdür?

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |