|
20
Ocak 2003
KEDORSEI'de
oturanlar!
Mustafa Yıldırım
Adana'nın
güneyi Fransız sömürgesiydi. Fransız devleti Suriye'den
çekilecekti. Türkleri çoğunluktan azınlığa indirgemek
için, göçertmeye dönük baskılar, saldırılar başladı.
Bağımsızlık savaşının unutulmaz komutanlarından
Rahmi Apak, Atatürk'ün emri ile gizlice gönderildi.
Türk akıncı güçlerini derleyip toparlayacak, kentlerde
baskıya karşı yeni direniş odakları kuracaktı.
Atatürk, 30 Ekim 1918'da Mondros'ta imzalanan
teslim anlaşmasının hükümlerini elden geldiğince
abartan Halife ve Harp Bakanlığı'nın emriyle İngilizlere
teslim edilmiş olan toprakları almaya kararlıydı.
Görüşme masasındaki işler sarpa sarıyordu.
Bir Cumhurbaşkanı olarak, açıktan konuşup hükümetini
zor duruma düşürmek de istemiyordu. Ne ki, öfkesini
ve Türkiye'nin kararlılığını da ortaya koymalıydı.
Bir İstanbul gazetesinde ilk başmakaleyi kaleme
aldı. Makalede Fransa Cumhurbaşkanına, Başbakanına
ve hatta bakanlarına tek bir kötü söz etmiyordu.
Tıpkı, Türklere karşı ırk savaşı başlattık diyen
Hellas (Yunanistan) yöneticilerine tek bir kötü
söz etmediği gibi.
O, ne yaptı?
Fransa Dışişleri'nin oturduğu semtin adını kullanarak
"Kedorsei'de oturanlar" diye hitabetti.
Onları kötüledi mi? Hayır! "Hürriyet ve eşitlik
düşkünü" diye yazarak onurlandırdığı Fransa
halkına kendi yöneticilerini kibarca şikayet etti.
Sonraki günlerde de, T.C hükümetinin masa başındaki
çekingenliğini eleştirdi. Hükümeti ulus karşısında
zayıflatmak istemiyordu. Gazetede adı yer almayan
makalelerde "Hala neden bekleniyor?"
diye seslenmekle yetindi.
Devlet yöneticisine "zalim" ya da "Alçak"
denir mi?
Bir ülkeyi yönetmek için onun bağımsızlığına,
gururuna sahip çıkmak gerektiğini göstermenin
yanı sıra, başka ülke insanlarına da saygılı olmanın
gerektiğini bir kez daha göstermişti. Unutmamak
gerekir ki, o başka ülkeyi yönetenlerin arkasında
bir halk vardır. O yöneticiler bir kitleyi temsil
eder. Tıpkı bayrağın ulusu temsil etmesi gibi.
Bayrağı nasıl çiğnememek gerekiyorsa ulusların
yöneticilerine de zalim, alçak, Allah'ın Bedevisi,
.. Arap, .. Yunanlı, ... Türk, derseniz ya da
yazarsanız, bunun karşılığına da katlanmayı göze
alacaksınız. Birileri de kalkıp, size "ırkçı"
ya da "uşak" deyiverir. Derse ne olur,
insanlar arasındaki güven yitirilir. Kışkırtıcı,
erdemsiz olunmuş olunur. Erdemsiz tutumlara kapılanlar
ise, haktan hukuktan söz etme yetkisine sahip
olamazlar. Unutmamak gerekir ki, devlet yöneticileri
gider ama uluslar kalıcıdır. Uluslar hakareti
unutmazlar. Barış ve dayanışma için uluslara gerek
vardır.
Devletin şu ya da bu konumunu ele geçirmiş olanlarınsa
daha dikkatli olmaları gerekir. Çünkü onlar kendi
kişiliklerini değil, uluslarını, ulus olmayı seçmemişlerse
bile arkalarındaki cemaatleri, klüpleri temsil
etmektedirler. Ağızlarından çıkacak her kötü söz
o topluluklar adına söylenmiş olacaktır.
Özellikle başka yönetimlerle diplomatik görüşme
yapan devlet görevlilerine karşı terbiye dışı,
görüşme olanaklarını zayıflatıcı tavırlar almak
bugün olmasa bile yarın "ihanet" olarak
değerlendirilir.
Bütün bunlardan daha kötüsüyse, işgal edilen makamın
gereğini hiç yapmamaktır. Ülkede psikolojik savaş
başlatılmışsa, yabancılar cirit atıyorsa, "medya"
diye birkaç ekranı, bir iki gazete parçasını ulusal
değerlerinize saldırı niyetiyle açıktan kullanıyorlarsa,
her gün ulusal güvenliğiniz aleyhinde çalışıyorlarsa,
yabancı devletin ya da devletlerin sözcüsü gibi
ulusal dayanışmayı zayıflatmaya, halkı yanlış
ve eksik bilgilendirerek yabancılar lehine yönlendirme
yapıyorlarsa, siz makamlarda oturup seyredemezsiniz.
Siz susarsanız, halkı umutsuzluğa, çaresizliğe
itersiniz... Çaresizlik ise onuruna, gururuna
düşkün halkın çocuklarını sertliğe yöneltir...
Bunlar olmasa bile makamın hakkını vermemek bugün
değilse yarın, "ihanet edenlere arka çıkmak"
olmasa bile "ihanete dolaylı destek"
olarak değerlendirilir.
Devletlerin güvenlik ve yönetim makamları sabah
git akşam gel mesaisi yapılacak yerler değildir!
Makamın hakkını vermek ister... Çünkü yalnız kendi
yurdunuzun değil, tüm insanlığın kaderiyle oynayabilecek
davranışların sergilendiği yerlerdir oralar; ama
yüksek ama daha altta, hiç farketmez!
Ama ne olursa olsun, asıl özür halka aittir. Çünkü,
şunun şurasında Kıbrıs, Ortadoğu ve hatta Türkiye
tarihinden snava çekilseniz, başaracağınız çok
kuşkulu!
-
Geri -
|