"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

20 Ağustos 2002

GÖZÜMÜZÜN İÇİNE BAKA BAKA
Mustafa yıldırım

Olan oldu vakıflar yasasını bir gece yarısı değiştirdiler. Onlar kesinlikle ne yaptıklarının bilincindeydiler.

Geçmişten iki bilgi belki akıları başa getirir:
1996: ABD Federal Devlet Başkanı Clinton Uluslar arası Din Hürriyeti ile ilgili olarak "Ekümenik Patrik Bartholomeos" ile görüştü. T.C. Fener Rum Patikliğinin hiçbir zaman dünya Ortodokslarının lideri ve merkezi olarak davranmasına izin vermemişti. Ama ABD onu tanıyordu. F. Gülen, Fener Rum Patriği ile dinler arası diyalog başlığıyla Polat Rönesans otelinde özel olarak görüştü ve Bediüzzaman konferansına çağırdı.

7 Mayıs 2000: Hükümetin. özellikle İstemihan Talay ve İsmail Cem İpekçi'nin destekleriyle hazırlanan Kapadokya ayini nedeniyle konuşan Fener Rum Patriği Barthelomeos şunları söyledi:
"Türkiye'nin AB'ye üyeliği Anadolu'da önceden var olmuş Hristiyan toplumların yasadığı bölgelerde yeniden Hristiyanlarn yaşamasına izin vermelidir. Eğer AB üyeliği bunu müsait kılarsa ve Hıristiyanlar yaşadıkları bölgelere tekrar yerleşirlerse, o zaman Patrikhane de o bölgelerde bulunan kiliselerin yeniden ayine açılmaları düşünebilir"
Şimdi anlaşılıyordur herhalde; Denizli Belediyesi'nin Ulu Camiyi, hem de il devlet görevlilerinin bilgisi içinde yıkmasının ve Pamukkale'de izi bile kalmamış kilisede ayin yaptırılmasının ne anlama geldiği!
Bunu isterseniz bir hafta düşünün.

***

Geçen yıl Çal'da, ilçenin üretim ve kalkınma sorunlarını konuşuyorduk. K. Derviş'in Amerikan ortağı olarak hükümete alanlar, dünya bankasından dönüm başına 10'ar milyon lira para yardımı yapmaya karar vermişlerdi. Amerika'nın adamı da teftişe gelmiş ve devletin defterlerini Antalya'da denetliyordu. "Acaba, bu Türk devleti parayı verdi mi, yoksa... " diye.
Birden muhtar, öfkeyle söz almıştı:
"Ülen arkadaş! Almayalım anasını satayım, dedik! Sabah oldu, yine caydık, almaya karar verdik!"

Muhtar, güneşten yanmış yüzündeki acıyı gölgeleyen mavi gözlerini bana dikmiş ve şöyle demişti:
"Şimdi Mustafa Bey, sen diyeceksin ki, alınır mı bu gavur parası! Ama sen bir de sor bakalım, muhtarın cebinde bir milyon lira var mı?.."
Sözünün gerisini getirememişti muhtar! Mavi gözlerinden ince bir yaş şakaklarına iniyordu. Başını eğdi, öylece kaldı!
İçim yandı! O gün bugün, bu olayı her ekonomi tartışmasında ahkam kesene anlattım, bir ağır şamar gibiydi!

***
Şimdi Ankara'da ne oluyor? Seçim var ya, partiler, yeni yeni binalar inşa ettiriyor ya da kiralıyorlar. Binalar birer şato gibi! Binaların içi en iyisinden döşeniyor. Moon'un Türkiye temsilcisinin dünürünün partisi yakınımızda bir bina tuttu. Komiser Refik Bey'e göre kirası, 170 milyarmış. Belki de halkın öfkesi nasıl katlanıyorsa, kötülükler de öyle katlanıyordur.
Partilere hazineden trilyonlarca lira yardım yapıyorlar. Şimdi, aklıma şunlar takılıyor:

(1)Bu adamlar vırt zırt yurt dışına, özellikle akıl sormaya Amerika'ya gitmiyorlar mı?
(2)Yetmiyor, İngiltere parlamentosuna bile bizi şikayete gitmediler mi?
(3)Yetmedi, ülkemizi kötülemek için Amerikalara gitmedikler mi?
(4)Milyarlarca lira maaş almadılar mı? Çoluğu çocuğu işe sokmadılar mı?
(5)Vatana hizmet edecek adam, alsın bastonu eline anlatsın politikasını köy köy dolaşıp.
(6)Biz zorunlu muyuz, onların suratlarının renkli resimleriyle donanmış afişlerinin parasını ödemeye?!

Muhtarın cebinde bir milyon, adamların...
Burada bitirsem iyi olacak! Yoksa bu öfkenin sonu kötüye varacak!

***

Biliyorsunuz ABD Ortadoğu'ya bin yıl sonra yerleşmek istiyor. Gerisi bahane!
Dün Amerika'da devlet yetkilileri Kürt aşiret ve Kürt İslam hareketi temsilcileriyle toplandı. Amerikan devlet temsilcisi aynen şunu söylemiş:
"Birlikte çalışmanın öneminin büyük olduğunu anlattık. Çok etnikli (ırklı) bir demokrasi kurmanın önemini de.."

***

Demirel'in eski danışmanı, Nuri Bayar'ın oğlu, ABD bakan yardımcısı Wolfowitz ve K. Derviş ile Koç'ların evinde basına ve T:C Dışişlerine kapalı bir yemek toplantısı yapan, Washington'dan transfer Mehmet Ali Bayar demiş ki: "Nasıl olsa Irak'a girecekler. Biz 50 milyar dolar isteyelim!"
Yani demiş oluyor ki, 1000 yıldır yapmadığımızı yapalım ve Ortadoğu'yu para karşılığı satalım!
Bunu akla getirenden ne beklenmez ki!
Örneğin "Kıbrıs'a nasıl olsa girecekler... Biz en iyisi..." ya da "Özbekistan'a nasıl olsa girecekler... Biz en iyisi.." diyebilir miyiz?!

Bu arada hemen belirteyim ki, ABD'de bu işleri yorumlayanlar şöyle diyor: "Türkiye olmadan bu iş olmaz!" Haksız da değiller. Yoksa adamlar içerdeki "sivil" davetlere niçin koşup gelsinler? Hem de bilmem ne düzeyindeki adamlar. Eski,den adamların kıytırık görevlisi gelse bayram edilirdi. "İşte dost geldi" denirdi. Maşallah şimdi biri geliyor öteki gidiyor...
Buradakiler de diyor ki: "Nasıl olsa girecek!... Biz de..."
Kim söyletiyor?!

Türkiye istemezse, kimse bir yere giremez!
Doğu Anadolu'ya girebildiler mi?!
Hem bizim işimiz, bölgede huzur ve barışın lideri olmak!
Eşkıyanın taşeronu olmak değil!
Yoksa Avrupalılaşıyoruz diye ahlakımızı bir yere mi soktuk!..
İsterseniz bunu da bir hafta düşünün!
Ben kendi hesabı ma iki değil üç kere düşüneceğim.
Esenlikler!

Not: Bu arada Rockefeller parasıyla barajların inşaatını durdurmayı pek seven biri, "Ana dilde sınırlar kalktı da ırkçılardan başka herkes sevindi" diye yazıyor ve a"Anamın dili Azerice'yi paylaşayım" diyor...
Bizim kuşaktan öncesi, orta öğrenimde "dil nedir ne değildir... Etimoloji nedir... v.b" konuları okurlarmış. Sonradan bu dersler kaldırıldı. Zararı belli değil mi?
Çal Gücü, 14 Ağustos 2002

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |