"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

20 Aralık 2002

SELÇUK ERENEROL
Hüseyin MÜMTAZ

Yazı yazabilmenin en zor tarafı herhalde böyle dostların, tanıdıkların arkasından yazmaya mecbur kalmak..
Kâğıdı, kalemi atası geliyor insanın.
Bir şey sormak için kızı Sevgi Erenerol'u aramıştım. Saati olmadığı halde elim öyle gitmiş, büronun telefonunu çevirmişim. "Ne böyle erken erken Sevgi Hanım?" dedim, "Babamı kaybettik!" deyiverdi.
Ölümler neden böyle üst üste geliyor? Daha Hablemitoğlu'nu hazmedememiştik.
Selçuk Bey de yakınlarına "Cunhuriyet, evlâtlarını bile koruyamıyor" demiş Necip Beyin şehadeti üzerine ve çok sıkılmış.
Atatürk Fener Rum Patrikhanesi'nin ne tür bir melanet yuvası olduğunu çok iyi biliyordu. Bütün çabasına rağmen Lozan'da kapı dışarı edilmesi mümkün olmadı. Fakat "sözlü" olarak sadece İstanbul'daki Rumların dini işleriyle ilgilenmesi kaydıyla izin verilmesi konusunda taraflar mutabık kaldılar.
Bunun üzerine Kurtuluş savaşı'nda millî mücadeleye iştirak eden Türk Ortodokslarına "Bağımsız Patrikhane"lerini kurma izni verdi ve teşvik etti.
Cumhuriyet'in devamı görevini üstlenen kadrolar Atatürk'ten sonra, Cumhuriyet'in bir çok kurumu gibi Türk Ortodoks Patrikhanesi'ni de es geçtiler.
Selçuk Erenerol Beyefendi 91 yılından beri Patriklik görevini üstlenmişti.
Ama 1991 yılından beri de "kalbi sıkışıyordu", üzüntülü idi, küskün idi.
İlgisiz ilgililerin yeteneksizliğini protesto etmek için çok uzun bir süredir "temsil görevlerini" askıya almış, ilişkilerini Basın Sözcüsü kızı Sevgi Erenerol Hanımefendi aracılığı ile yürüyordu.
Türk'tü, Türklüğün bütün meselelerinin içinde, en önünde idi; "Memleketin çoğunluğuna aitim. Fakat azınlık sayılıyorum" diyordu. Kendi cemaati de faydalanacağı halde
"Ermeni ve Rumlar da faydalanacak" düşüncesiyle "Uyum yasaları" icabı çıkarılan ve yeni hükümetin de önündeki bütün engelleri kaldıracağını ilan ettiği "Cemaat Vakıfları yasası"nı protesto ediyordu.
Devletin, vilayetin protokolünde hak ettiği yer verilmiyordu. Uzun süre çevresinin zoruyla dayandı.
Fakat geçen sene kimseye haber vermeden zehir zemberek bir dilekçe ile "istifa ettiğini" bildirdi yetkililere, "Beni çıkarabiliyorsanız Türklükten de çıkarın" restini çekti.
Bir tek "asker" ilgilendi kendisiyle. MGK Genel Sekreteri'nin daveti ile gitti, problemlerini bir de o makama anlattı.
Sadece "asker"e güveniyordu.
"Türk Diyaneti"nin bu Ramazan'daki iftar yemeği rezaleti, herhalde sonun başlangıcı oldu.
Önce davet edildi, sonra "Kem küm, Fener Patriği…." sözleri üzerine "Başınıza çalın" dedi.
"Yanlışlık" döndü dolaştı, "İstanbul Müftü Yardımcısı'nın tecrübesizliğine" bağlandı.
Kendisine "Fener Rum Patriği siz gelirseniz gelmeyeceğini ifade etti. Onun gelmesi bizim için daha önemli, hem bir konuşma da yapacak" denilmişti.
Benim kalbim sıkışıyor dostlar, Selçuk beyinki sıkışmış çok mu?
Atatürk'ün Cumhuriyeti'nde, Atatürk'ün kurduğu Türk Ortodoks Patrikhanesi, "AB'ye üye olacağız" diye göz ardı ediliyor; sadece Fatih kaymakamı'na bağlı olması icabeden melanet yuvasının başının "ekümenikliği" içe sindiriliyordu.
Kara vicdanlı, kara cübbeli, kapkara papaz Atina'da değil, İstanbul'da davetli listesini kontrol ediyor, oturma plânını düzenliyor, konuşma yapacakların listesi ve sırasını belirliyordu.
"Hüseyin beyciğim" demişti telefonda o kalender, o İstanbul efendisi sesiyle; "Bu iş İstanbul Müftü yardımcısı'nın boyunu, İstanbul valisini, İçişleri Bakanını filan aşar. Bu iş hükümet işi, devlet işi…"
Kırıktı, buruktu, üzgündü, çaresizdi.
Fener'dekinin elini eteğini öpen yeteneksiz ilgisizler artık timsah gözyaşı dökebilir, zil takıp oynayabilirler.
Fener'e gidip kara cüppeli, kara vicdanlı, kara suratlı papaza hulûs çakabilir, biat edebilirler.
Koltuklarının altındaki "diyalog-barış-işbirliği" haçını gizlemeyip açığa çıkarabilirler.
Toprağı bol olsun.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |