"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Haber
      Okuyucu Köşesi
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

09 Ocak  2004

RUMLARLA ANLAŞMAK

       Kemal AKINCI
(HALKIN SESİ Gazetesi-KKTC)

Biz Türkler batı ve güneybatı kapı Komşularımızın kimine Rum deriz, kimine Yunan. Ama onlar kendilerine ne Rum derler ne Yunan. Tek kelimeyle “Elenler” derler ve kendilerini parlak zekalı üstün bir ırk olarak görürler.

Eski Yunanlılar yeryüzünde yalnız kendilerinin uygar olduğuna inanırlar ve diğer bütün insanlara barbar gözüyle bakarlardı. Büyük İskender’ın imparatorluk armasındaki yazı bunu çok güzel yansıtırdı: “Bas mi ellin varvaros” yani her kim ki Elen değildir barbardır.

Vatikan’ın yayın organı Osservatore Romano gazetesi eski Yunanlıların bu psikolojisine işaret eden bir yazı yayınlamıştı.

Şimdilerde Rumlar ve Yunanlılar barbar olarak yalnız Türkleri görüyorlar. Onların gözünde Türkler “Asya’nın derinliklerinden kopup gelen ve Elenlerin ata yadigarı topraklarına yılan gibi çöreklenen barbar sürüsüdür. Gün gelecek Elenler bu yerleri onların pis varlığından temiz­leyip Elenizme yeniden kazandıracaklardır”! •Megali İdea denilen büyük ülkü budur işte.

Büyük ülkü yalnız Türk topraklarına yayılma ile sınırlı değildir. Balkanlarda Makedonya ve güney Arnavutluk gibi topraklara da yayılmayı öngörmektedir. Yunanlıların bu emelleri zaman zaman depreşir. Geçmiş yıllarda “Hellenik Kuzey Epir” teranesinin yine ayyuka çıktığı bir defasında zamanın Arnavutluk lideri Enver Hoca sert bir çıkış yapmak gereğini duymuş ve “Kuzey Epir yoktur. Güney Arnavutluk vardır. Arnavut milletinin kanıyla sulanan bu topraklar asla Yunanistan’a bırakılamaz” demişti.

Kıbrıs da Türk milletinin kanıyla sulanmıştır. Arnavutoğlu kanıyla suladığı topraklan Yunana bırakmı­yor. Türkoğlu da bırakmaz tabii; ama “artık bırakalım” diyen sesler ne ola ki?

Her zaman her yerde Rum’un Yunanın aklında fikrinde hep bu büyük ülkü vardır. Kendileriyle anlaşmanın olanaksız değilse bile çok zor olmasının nedeni budur. Müzakere ve pazarlık masalarında çok çetin cevizdirler. Talepleri, kaprisleri ve inatlarıyla rakiplerine kök sök­türürler. Birkaç örnek verelim:

1974 savaşları öncesinde Kıbrıs sorununu çözmek için yıllarca süren çok yoğun görüşmeler yapılmış ama sonuç alınamamıştır.

Derler ki insanlar konuşa konuşa anlaşırlar. Doğrudur ama konuştuğunuz insanlar Rum ise anlaşamazsınız.

Herkes Türklerle Rumların görüşme masasına oturtmak için çırpınıp duruyor. Çünkü konuşa konuşa anlaşacak­larını zannediyor. Görüşmeler ne kadar yoğun olursa anlaşmanın o kadar çabuk gerçekleşeceğine inanıyor. Dediğimiz yıllarda kısa aralıklarla bir Denktaş’ın evinde bir Klerides’in evinde buluşuluyor ve her buluşmada sabahtan akşama kadar görüşme yapılıyordu. Görüşme sabah başlıyor, öğleyin sofraya oturuluyor; yiyip içerken görüşme sürüyor ve yemekten sonra da ikindi faslına geçiliyordu. Ama yine sonuç alınamadı. Çünkü Kıbrıs’ı fethetmeyi aklına koyan Yunan cuntası anlaşmayı engel­liyordu. Bunu en yetenekli ağız olarak Makarios’un ken­disi Yunan işgalinden sonra kaçıp gittiği New York’ta BM Güvenlik Konseyi kürsüsünden açıklamıştı. Ama daha sonra Rumlar Yunanistan’ı suçlamaya devam etmenin davalarına zarar vereceğini düşündüler ve suçlayıcı par­maklarını Denktaş’a çevirerek anlaşmazlığın sorumlusu­nun Denktaş olduğuna dünyayı inandırmışlar ve Türk diplomasisinin kendilerine bomboş bıraktığı meydanda şimdiki durumu yaratmayı kolaylıkla başarmışlardır.

Zürih ve Londra anlaşmalarının imzalanmasından sonra ek anlaşmaların ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın hazırlanması çalışmalarına başlanmıştı. Çetin müza­kereler oluyordu. Rumlar anayasanın Türkçe metnine ‘Rum kelimesinin yazılmasına şiddetle karşı çıktılar. “Elen yazılacak” dediler ve direttiler. Türklerle uzun

sert tartışmalardan sonra  kabul  ettirdiler.

Rumlar İngiliz üs bölgelerinin yüzölçümü konusunda da İngilizlere kök söktürdüler. Üs bölgelerinin yüzölçümü 99 kilometre karedir. Bilenler bilirler, bilmeyenler merak ederler; neden 100 değil de 99?

İngilizler 120 km2 istiyorlardı. Makarios 80 dedi ve çetin bir pazarlık başladı. İngilizler birkaç basamak iniyor, Makarios birkaç basamak çıkıyordu. İngilizleri indire indire 100 km2’ye kadar indirdiler. Tarafların taleplerinin tam ortasıydı fakat Makarios hala imzalamayı reddedi­yordu. “İki rakamlı olacak” dedi.

Dedi ve inadı koydu. 100’ün altına inmek istemeyen İngilizler çok uğraştılar ama Makarios’un inadı ile başa çıkamadılar ve üs bölgelerinin sınır çizgisini oradan kıvırdılar, buradan kıvırdılar, 99 kilometre kareye indirmek zorunda kaldılar.

Bütün bunlar olurken aylar geçip gitti ve ilkbaharda da yapılması tasarlanan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilanı ağustos ortalarına, yakıcı sıcakların ortasına kaldı. Kıbrıs Cumhuriyeti 16 Ağustos’ta ilan edildi ama kuruluş yıldönümü 1 Ekim’de kutlanıyor. Bilmeyenler.yine merak’ ederler. Neden gerçek tarih olan 16 Ağustos değil de 1 Ekim?

Ağustos herkesin tatile çıktığı aydır. Protokol gereği kutlama törenlerine katılma durumunda olan Rum yet­kililere ağır geliyordu tatil keyfini yarıda kesip ağustos sıcağında Kıbrıs’a dönmek ve paçavralı devletin’ kutla­ma törenine katılmak.

Öyle derlerdi Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağına: ‘Sarı-beyaz paçavra!’

Ve sonunda bir kalem darbesiyle yıldönümünü havanın serinlediği ve herkesin tatilden döndüğü 1 Ekim’e kay­dırdılar. Ve bunu da dünyaya kabul ettirdiler. Her yıl dünyanın dört bucağından kutlama mesajları 16 Ağustos’ta değil 1 Ekim’de gelir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bayrağına ‘paçavra’ diyecek kadar aşağılayan Rumlar, Türkleri silah zoruyla koyup devlete istedikleri şekli verdikten ve bunu dünyaya kabul ettirdikten sonra onu baştacı eder gibi görünerek Türklere karşı bir mevzi, bir hisar burcu olarak kullan­maktadırlar. Ve en önemli taleplerinden biri de bir uzlaş­maya varıldıktan sonra kurulacak devletin hukuk açısın­dan yeni bir devlet değil de; kendilerinin egemenliği ve yönetimindeki şimdiki ‘devletin’ devamı olmasıdır. Devamı olsun ki; bu sefer de Türkleri kovduklarında dünyanın tanıdığı şimdiki ‘devlet’ olarak yaşamını sürdürsün diye. Bunu ‘Epanenosis ve metamorfosis’ kelimeleriyle ifade ediyorlar. Yani “yeniden birleştirme” ve “şekil değiştirme”. Kurulacak devletin yeniden birleştirilmiş ve şekil değiştirmiş bir devlet olmasında ısrarlıdırlar.

Bundan bir yıl kadar önce Rum hükümet sözcüsü bunu yinelemiş, yalnız “metamorfosis” yerine aynı anlama gelen “metashimatismos” kelimesini kullanmıştı.

İster kapris deyin, ister inat. Rumlar istediklerini sonunda alırlar. Militan sendikacıların çok sevdikleri bir deyim var ya, ‘söke söke’ işte öyle.

Şimdi Rumların masaya ne gibi şok talepler, kaprisler ve inatlarla geleceklerini ve Annan planı denen labirentin içinden nasıl bir ucube çıkarmaya çalışacaklarını bilme­den Denktaş’ı devirip onlarla masaya oturarak hemen! anlaşacaklarını ve ‘40 yıldır kimsenin çözemediği” Kıbrıs sorunu denen kördüğümü bir anda çözüvermek gibi bir mucize yaratacaklarını hayal edenlerin ve de pişkin poli­tikacı ve diplomat geçindikleri halde böyle bir mucizenin beklentisi içine girmek gibi politika ve diplomasi kita­plarında hiç yeri olmayan bir saflık sergileyenlerin ve ayrıca Denktaş’ın doğumundan çoook seneler önce var olan ilk Enosis bildirisi, 6 Aralık 1821’de Roma’da yayınlamıştı ve ölümünden sonra daha çook seneler var  olmaya devam edeceği kuşkusuz olan Kıbrıs sorununu şimdiki aşamada Rumların yalanlarına kanarak Denktaşı devirme dalaşına dönüştüren uluslararası diplomasinin kulakları çınlasın.

 

Denktaşın bu savaştan galip çıkması, kendisine kaydedilecek büyük bir zaferdir. Üstüne çullanan iç ve dış güçlerin çokluğu ve özellikle dış güçlerin kuvveti dikkate alındığında zaferin büyüklüğü daha iyi anlaşılır.

Denktaş’ın politikası kendi keyfi politikası değildir. Bu politikanın belirleyicileri ve bekçileri olan büyük güçler dipdiri ve dimdik ayakta durdukça, siz bir tane değil; on tane Denktaş devirseniz ne yazar?

 



 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |