"Yurdun    bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir... Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

21 Nisan  2004

            

KIBRIS’TA “EVET”; KIBRIS’TA “HAYIR”

                                                                                                    Gözde KILIÇ YAŞİN

                                                                          

New York’ta 10-13 Şubat 2004 tarihleri arasında Annan’ın çağrısı ile yapılan görüşmelerde Kıbrıs’taki sorunun çözümü için bir takvim oluşturulmuş ve bu takvim doğrultusunda sürdürülen görüşmeler, Annan’ın  tarafların talepleri doğrultusunda beşinci kez revize edilmiş olan Plan’ın son halini açıklaması ile sona ermiştir. Yine New York’ta yapılan görüşmelerde, Plan’ın yapılan müzakereler doğrultusunda ortaya çıkacak son halinin Kıbrıs’taki iki halkın onayına sunulması ve referandum sonucunun Kıbrıs’ın geleceğini belirleyen nihai karar olması konusunda prensipte anlaşılmıştır. 

Annan Planı olarak adlandırılan Kıbrıs’ın birleştirilmesinin şartlarının düzenlendiği ve birleşme sonrasında ortaya çıkacak yapının mahiyetinin belirlendiği anlaşmanın Kıbrıs’taki iki halkın onayına 24 Nisan 2004 tarihinde sunulacağının açıklanmasının ardından Kıbrıs ve ilgili devletlerin ana gündem konusu, yapılacak referandumlar olmuştur.

Bir yandan Plan’ın içeriği ve ortaya çıkışı ile ilgili tartışmalar sürerken bir yandan da her iki kesim açısından referandum sonucunda Plan’ın kabul edilmesinin veya reddedilmesinin ortaya çıkaracağı sonuçlar üzerinde, çeşitli kesimlerden farklı değerlendirmelerin yapıldığı görülmektedir. Plan’ın içeriği anlamında hem Kıbrıs Türk kesiminde hem de Kıbrıs Rum kesiminde tarafların taleplerinin karşılanmadığı açıklamaları yapılırken, Plan’ın ortaya çıkışı anlamında da yine iki kesimde de anlaşmanın tarafların müzakereleri neticesinde değil Annan’ın öngördüğü biçimde yapılmış olmasına dönük itirazlar yapılmaktadır. Referandum konusunda ise her iki kesimde de ortamın tam bir fikirler savaşına döndüğü anlaşılmaktadır.

Kıbrıs Rum kesiminde referandumda “evet” denilmesi gerektiğini düşünenler, Plan’da talepleri doğrultusunda düzenlenmemiş olan kısımların birleşme sağlandıktan sonra uzun vadede düzeltilebileceğini savunmaktadırlar. Bu anlamda Kuzey’de terk etmiş oldukları topraklarına geri dönebiliyor olmayı şimdilik yeterli bulan Kıbrıs Rumlarının “evet”çi cephesi, Kıbrıs Türkleri ile bir arada yaşayabileceklerine ve Plan’ın “eksik” ve “yanlış” kısımlarının zamanla düzeltileceğine inanmaktadırlar. Kıbrıs Rumlarının “hayır”cı cephesi ise “şimdilik” kısıtlama getirilen Kuzey’e geçiş maddelerinden ziyade Annan Planı’nın Kıbrıs’taki idari işleyişi düzenleyen maddelerinin “Türkler lehine” bir durum yaratıyor olduğu düşüncesini savunmaktadır. Bu anlamda zaten “Kıbrıs Cumhuriyeti” adını resmi devlet adı olarak kullanan Kıbrıs Rumlarının, devletleri dünyaca tanınmayan Kıbrıs Türkleri ile Annan Planı’nda öngörüldüğü şekliyle birleşmenin kendi savundukları tezlere aykırılık oluşturduğunu ileri sürmektedirler. Kıbrıs Rum “hayır”cılarına göre, Kıbrıs Türklerinin “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altına alınıyor olmaları ve “hak etmedikleri halde” Kıbrıs Rumları ile birlikte Avrupa Birliği (AB) üyesi olmalarının karşılığı olarak daha fazla taviz vermeleri gerekmektedir. Plan’da taleplerinin karşılanmamış olduğu söylemlerini dayandırdıkları ana nokta, tam olarak budur. Türk kesiminin Ada’daki varlığını koruma altına almak amacıyla konulmuş istisna hükümlerini ise tamamıyla kabul edilemez bulan “hayır”cılar, bu hükümlerin devletin devamı fikri ile uyuşmadığını ileri sürmektedirler. Bu noktada “evet”çilerin söylemini güçlendiren de Rum kesiminden çıkacak bir “hayır” kararının, KKTC’nin dünya devletlerince tanınmasına yol açabileceği endişesidir.

Kıbrıs Türk kesiminde referandumda “evet” denilmesi gerektiğini düşünenlerin temel yaklaşımları ise yıllardır dünyadan soyutlanmış bir şekilde yaşamış olan Kıbrıs Türklerinin, bu anlaşma çerçevesinde dünyaya açılabilecekleri tezine dayanmaktadır. Kıbrıs Türklerinin “evet”çi cephesine göre 40 yıldır mahkum bırakıldıkları yalnızlıktan kurtuluşun tek yolu Annan Planı çerçevesinde Rumlarla birleşerek tek bir devlet çatısı altında yaşamayı kabul etmektir. Plan’a “hayır” diyenlerin temel endişelerini paylaşmakla birlikte, asıl olanın AB üyeliği ve bu vesileyle dünya ile bütünleşmek olduğunu savunan “evet”çi kesim, tıpkı Rum tarafının “Evet”çileri gibi birtakım sorunların birleşmenin sağlanmasından sonra çözüme kavuşturulabileceğini düşünmektedirler. “evet” savunucuları, referandumdan “hayır” çıkması halinde, 1 Mayıs’ta tek başına AB üyesi haline gelecek olan Kıbrıs Rumlarının elinin daha güçlü olacağı ve anlaşma zeminin bir daha bu haldeki gibi yakalanamayacağı endişesini taşımaktadırlar. Bu anlamda, 1 Mayıs’tan önce yapılacak bir birleşme anlaşmasının her halükarda Kıbrıs Türkleri lehine olacağını savunmaktadırlar. Kıbrıs Türk “hayır”cıları ise, Annan Planı çerçevesinde gerçekleştirilecek bir anlaşmanın yakın gelecekte Ada’nın Rumlaşmasına neden olacağı ve Ada’daki Türk varlığını tehlike altına sokacağı görüşünü taşımaktadırlar. Özellikle Plan’da Türk kesimine sağlanan koruyucu hükümlerin, AB hukukuna karşı koruma altına alınmamış olmasının bu istisna hükümlerini değersizleştirdiğini, bu anlamda kısa sürede sağlanan tüm kısıtlamaların delinebileceğini öne süren “hayır”cılar, “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında Türklerin azınlık statüsüne sokulması ve ardından varlıklarının tamamıyla ortadan kaldırılması endişesini taşımaktadırlar.

Kıbrıs’ın iki kesiminde de ortaya çıkan cepheleşme ve Plan’a ilişkin yapılan tartışmaların mahiyeti BM’nin Kıbrıs’ı çözüme götürmede acele ettiğini göstermektedir. Kıbrıs’taki çözüm arayışları ile ilgili olarak, çözüm arayışında BM’nin yola çıktığı noktanın yanlış olduğunu söylemek mümkündür. Annan Planı ile ortaya konulan anlaşmanın niteliği ve ortaya konuluş şekli üzerindeki tartışmaları da doğuran aslında çözümün oturtulduğu zeminin yanlış olmasıdır. Müzakere sürecine bakıldığında, Kıbrıs taraflarının, eşit olmayan bir şekilde görüşmelere başlatıldığı ve bu eşitsizliğin tarafların uyuşmasını güçleştirdiği anlaşılmaktadır. Öncelikle Kıbrıs Rum yönetiminin 1963’te kendisinin ortadan kaldırdığı “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni devlet adı olarak kullanması ve dünya devletlerinin de “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak Rum yönetimini tanıması, iki kesim arasındaki eşitsizliğin ilk boyutudur. KKTC’nin bir devlet olarak tanınmaması ve 40 yıl süren bir yalnızlığa mahkum edilmiş olması, Kıbrıs Türklerinin gerçekte bir birleşme mi yoksa tanınma mı istediği konusunun karmaşıklaşmış olması bakımından, iki kesim arasındaki eşitsizliğin ikinci boyutunu sergilemektedir. Eşitsizliğin üçüncü boyutunu da Kıbrıs Rumlarının her halükarda AB üyeliğini kazanıyor olması oluşturmaktadır.  

KKTC’nin bir devlet olarak tanınması, Kıbrıs Rum yönetiminin AB’ye giriş tarihinin ertelenmesi ve tüm Kıbrıs’ı temsil edemeyeceği gerçeğinin kabul edilmesi, tarafların eşit bir şekilde masaya oturmasını sağlayacağı gibi ortaya çıkacak anlaşma da daha az tartışma doğuracak nitelikte olacaktır. Öte yandan bu şekilde yola çıkılarak hazırlanan bir metnin halkın oyuna sunulması halinde, halkın asıl oylayacağı tekrar birlikte yaşamayı isteyip istemedikleri ve ortak bir devlet çatısı altında yönetilmeyi kabul edip etmedikleri olacaktır. Halbuki günümüzdeki mevcut koşullar altında referanduma giden iki halk da aslında amaçlanandan başka şeyleri oylamaktadırlar. Kıbrıs Türkleri aslında özgürleşmeyi ve dünyada tanınmayı oylarken Kıbrıs Rumları eski mülklerini geri almayı oylamaktadırlar. Halkların bu yaklaşımı da, gerçekten tartmaları gereken bir takım gerçekleri göz ardı etmelerine sebep olmaktadır. Bugün göz ardı edilen gerçekler de her iki halk için, 24 Nisan’da birleşme olmaması halinde pişmanlığı; birleşme olması halinde başka nedenlerle pişmanlık ile birlikte kaos ve karmaşayı doğurabilecek önemdedir.

 

                                                                                

 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |