|
22
Ocak 2003
Yürüyorlar...
Mustafa
Yıldırım
Baktım ki, sırıtarak
en önde yürüyor. Uğur Mumcu'yu anıyorlarmış. Adam
bir uçak olayında evrakta tahrifat yapmış ama,
yürüyor!
Öteki de en önde yürüyor. Yıllarca "Kemalist"
olarak bilinmiş ama sonunda Avrupa'ya ilhak vakfını
kurmuş. Şimdi soruyor: "Uğur'un dediklerini
yaptık mı?"
Bir öteki mi? O da yürüyor, hem de en önde. Amerikan
şirketlerinden destek desen onda, Amerikan Cumhuriyetçi
Partisi'nin örgütüyle, İsrail destekçisi, vur
kaççı Soros'la iş tutmuş dernekle el ele verip,
gençlerimize beş yıldızlı otelde konferans çekmek
onda. Uğur Mumcu'yu anma toplantısı düzenliyor;
ünlü gazeteciler de konuşmacısı oluyor...
Amerikan hazinesinden alınan parayla Türkiye gençliğini
örgütleyip, "yeni cephe" kuran derneğin
elemanları partilerine girmiş, girmekle kalmamış
bir de milletvekili olmuş; seslerini çıkarmamışlar.
Baktım ki, ellerinde Uğur Mumcu fotoğrafları...
Baktım ki, bağırıyorlar: "Kahrolsun emperyalizm!"
Ağızlarından bal, kalemlerinden kan damlıyor.
Hablemitoğlu'nu da anıyor ve "Bu son terör
kurbanı olsun," diyorlar. Herhalde bir bildikleri
var ki, cinayetin bir terör örgütünün işi olduğunu
söylüyorlar!
Baktım ki, yürüyorlar, çoğu da "Uğur'un arkadaşıyım,"
diyor. Hele, içlerinde biri var ki, en Atatürkçü
diye tanınmış, yıldızı biraz sönünce 10 Kasım'da
soluğu Samanyolu'nda almış.Uğur Mumcu ona gelesiymiş
de, diyesiymiş de...
Onlar yürürken, "Türkiye'de bir tür eyalet
(siz federasyon anlayın) sistemi getireceğiz"
diyen partinin başkanı dünya vurguncularının toplantısında
kürsüye çıkmış, Kıbrıs için, tıpkı Lozan'daki
gibi, varolma savaşı veren Türk Cumhurbaşkanı'nı
mızıkçılıkla suçlamış. Tüm dünya yöneticilerinin
bir araya geldiği açık toplantıda bunu söyleyen
eyaletçi, baş başa görüşmelerde kim bilir neler
söylemiyordur...
Hiç söyler mi?!
Yahudi yatırımcıyı kendilerine iktisadi danışman
yapmış biri, daha dün Gazze'de İsrail tanklarının
zorla ayakta duran Filistinlilerin atölyelerini
ezip geçtiğini görür mü?
Bir elleri Amerika'ya, öteki elleri Avrupa'ya
yapışmış bu adamların arasında Gaffar Okkan'ı
anımsayan olmadı. Amerikan güdümünde bir aşiret
devleti kurulmasının önünde en büyük engel kimdi?
Bana göre Gaffar Okkan! Çünkü, o kendisini bitiresiye
çalışmıştı. Halk onu sevmişti. O'nun gibi yöneticiler
çoğalsa, Kuzey Irak'ta yaşayanlar Türkiye'ye göç
etmeye çalışırdı. Ya da Türkiye'nin Kuzey Irak'a
adalet getirmesini, aşiret egemenliğini, 'peşmerge'
baskısını bitirmesini isterlerdi.
Bunlar, yürüyenlerin umurunda değil!
Onlar biraz klasik biraz halk müziğiyle Uğur Mumcu'yu
anacaklar ve "Biz adam olmayız, ancak Avrupa
bizi yutarsa oluruz" fikrini satabilmek için
kalemlerini Amerikan mürekkebine banacaklar.
Onlar ne Uğur Mumcu'yu ne Gaffar Okkan'ı, ne Necip
Hablemitoğlu'nu, ne Kıbrıs'ı, ne de Filstin'i
yazacaklar...
Onlar, Davos'da Kıbrıs'ı canavarların önüne atan
eyaletçiyi "irticacı v.s" diye eleştirir
gibi yapacaklar, cinayetleri "terör"
diye yutturacaklar...
Onların işi bu! 1918'de aydın geçinenleri "The
Wilson League"e ve saltanatçı Mollası ve
gazetecisi "İngiliz Muhipleri"ne bağlanmışlardı.
Bugünse Amerikan "National Endowment for
Democracy" ve İngiliz "Westminster Foundation",
Alman Stiftungen', İsrail destekçisi "open
society institute" kuyruğundalar...
Ne demişti Gaffar Okkan?
"Bunlar casus örgütü, bunların kökü dışarda!
Haklı mıydı?
Bunu zaman geçtikçe daha iyi göreceğiz.
Onlar yürüyecek!
Bir gün gelecek, Mustafa Kemal'in "Adalet
ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur.
Türk milleti, Türkiye'nin müstakbel çocukları
bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar,"
sözünü unutmayan halkın çocukları da...
Onlar şimdi bilgilerini ve öfkelerini biriktirmekteler!
Tıpkı 1918'de, 1919'de olduğu gibi!..
Batı'nın bir türlü anlayamadığı da işte bu sabırla
örülü süreçtir!
Çal Gücü, 28 Ocak 2003
-
Geri -
|