 |
 |
 |
ARAP SAÇI...
Mahmut YILBAŞ Gnl.
Yayın Yönetmeni
İşler karışınca, arap saçına döndü denir.
Neden böyle denmiş, acaba?..
Araplar, saçlarına-başlarına bakmazlar, temizliğine
aldırış etmezler miymiş? Zannederim, geçmişte kadın-erkek,
saçlarını sicim-sicim örerlermiş. Söz oradan kalmış
olmalı...
Şu bizimkilerin bilgeliğine bakın; karışık, birbirine
girmiş, çözümü zorlaşmış işleri, arap saçına benzetmişler,
yakıştırıvermişler.
Ne kadar fazladır, bu tür sözler... Günlük yaşamımızda,
aydınımız-cahilimiz kullanır, ortak noktalarımızdandır,
ata sözlerimiz...
Sadece sözcüklerde mi? Hayır, çizgilerde de görülür
bu tür yakıştırmalar. Bakarsınız, bir çizerimiz, ipleri
karışmış bir yumak ve insan başlı bir kedi yapıverir,
işlerin karıştırıldığını anlatmak için...
Yazarız, çizeriz ve söyleriz de, ucu bize dokundu mu
fazla, hatta hiç anlayışla karşılamayız.
Hatta, bazılarımız çok ileri gidiverir, yapanlara “had”
bildirmede. Yüklü tazminat davaları açar, fırsatını
bulunca, topluluk karşısında, kendine göre cevabını
verir. Olsun, atasözü halk katında hükümranlığını sürdürür,
yine. Çünkü, halkın malı, ortak değeri olmuştur. Atalar
hükmünü vermiş, ortak bir değer yaratmışlardır. Atalar
boşuna mı demişler, “Ağır ol ki bey desinler” diye.
Maksadımız ata sözleri anlatmak değil...
Hal ve gidişat hakkında bir kaç söz söylemek.
Ne yapalım, başka bir şey yapamıyoruz?
Bir kere “HEK”e ayrılmışız!..
Demek “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” bu
durumlar için söylenmiş.
Olsun, varacağı yere kadar gideceğiz.
Gün ola, Harman ola...
Nasıl olsa, bir gün dikine durmayı da öğreneceğiz.
Nasıl olsa bir gün nedamet duyan biri çıkar ve Mustafa
Kemal’in yaptığı gibi Namık Kemal’e hem “yanıt” verir
ve hem de “say-i millet” yolunda azimkar olur.
Hal ve Gidiş, demiştik.
Gerçekten kaygı duymayan kim kaldı?..
Birkaç’ı dışında...
Bakmayın onlara da...
Dostluktan, stratejik ortaklıktan, müttefiklikten söz
açanlara, kimileri görüntüyü kurtarmaya çalışıyor; kimileri
ezberlerindekini izliyor, ve kimileri de “Mütareke Dönemi”
heveslileri ve taklitçileridir.
Deniz tükendi ve gemileri, hepsinin, karaya oturdu...
Bundan sonra ne Annan Planı, ne Avrupa Birliği Ütopyası
ne de Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) kıymeti harbiyesi
kalmıştır. Hepsi laga-lugadır...
Sadece şimdi değil, başından beri böyle idi. Kral çıplaktı.
Biz söylüyorduk. Ancak, kulak veren yoktu.
Çünkü işlerine gelmiyordu; transfer sözleşmeleri izin
vermiyordu...
Ne demiştik!..
Gündönümü başladı, demiştik.
İşte “Gün” dönüyor...
Herşey onun bir işareti...
Çırpınışları bunu gördüklerinden...
Bugüne kadar kim ne yaptıysa, işleri arap saçına çevirmekten
başka bir şeye yaramadı.
İşte! Kıbrıs...
Çık, çıkabilirsen, işin içinden...
Kimileri Demokratik bir referandum olmalıdır dedi ve
“Evetçileri” cesaretlendirdi.
Kimileri “Kazan, kazan” dönemini başlattık, her zaman
bir “adım önde” olacağız dedi “MAT”ı yarattı.
“Rum Dostluğu”na soyunanlar “Türk Düşmanı” kesildiler.
Şimdi de Amerikan “Turist Senatörler”e umut bağladılar.
Demokrasi, İnsan Hakları, Etnik kimlik, mozaiklik, azınlık
ve Din-Diyalog söylemcilerinden cesaret bulanlar, destek
görenler vatan evlatlarına, dağlarda yine kahpece pusu
kurmaya başladılar...
Tenkisatçılar şimdi ne düşünüyorlar, acaba?
Doğu’da (Erciş gibi) birliklerin bir bölümünün lav edilmesi,
terörün yeniden tırmanma nedenlerinden biri değil mi
acaba?..
Batının istemleri bizim gerçeklerimizle bağdaşmaz.
En ağır darbeler dost bildiklerimizden gelmektedir.
Kafamıza geçirilen torbayı “millet olarak” unutamayız.
Kim bilir, halkımız gelecekte bir atasözü de bunun için
söyler.
Avrupa Birliği ile ilişkilerin “Teslimiyetçiliğe” dönüştürüldüğünü
söyleye söyleye dilimizde tüy bitmişti...
Kimileri, bütün olup-bitenlere rağmen, “onurlu ve başı
dik giriş” söylemini düstür yaptılar...
Adamlar, Türkiye’yi aşağılamayı sürdürdükçe, kendilerini
AB yolunda Türkiye’nin en ciddi engeli olduğunu tekrarladıkça,
onlar da onur ve baş dikliği sütresinden bir türlü kafalarını
dışarı çıkaramadılar.
Birlikçiler, içte ve dışta, Mustafa Kemal’e bile dil
uzatmış olmasına rağmen onurlu üyelik sözünden vazgeçilmedi.
Erasmus programı çerçevesinde Yunanistan’da reva görülen
muamele bile değiştirmedi söylemi...
Siyasetçiler gibi, 17 Aralık’ta görüşme tarihi verilmesi
bile “Başarı” olarak ilan edildi.
Peki, şimdi, gelinen noktada, arap saçı ilmekleri kim
tarafından ve nasıl çözülecek?
Sormak, millet olarak hakkımız değil mi?..
Dokunulmazlık (siyasal-kurumsal-mesleksel-kimliksel-güçsel
ve niteliksel) sürgit mi olacak?
Efendiler! Gündöndü - şafak söktü.
Bir kere daha “Mustafa Kemal” kazandı.
Yine mi görmek, anlamak istemiyorsunuz?..
|
 |