|
23 Haziran 2003
DIŞ POLİTİKADAKİ UYUŞUKLUK (1)
Talat SARAL
Son yıllarda Türkiye dış politikada sürekli mevzi
kaybetmektedir. Bu yüzden meşru hak ve
çıkarlarımız riske atılmaktadır. “Aktif dış
politika” vaadeden yeni hükümette de durum
değişmemiştir. Özellikle Irak ve AB cephelerindeki
perişanlığımız bunun örnekleriyle doludur.
1.AB ile ilişkiler: Son Kopenhag Zirvesin’de
yaşadığımız hayal kırıklığına ve karşı olduğumuz
Kıbrıs Rum kesiminin (üstelik tün Kıbrısı temsilen)
tam üye oluşuna rağmen, bunlara haklı tepkiler
gösterecek ve karşı hamlelere yönelecek yerde;
AB’nin ve lobicilerinin gazına gelerek, takvim
alma ve tam üye olma hayali uğruna, tuzaklarla
dolu yeni uyum paketleri hazırlıyor, çöpe atılan
Annan planını diriltmeye çalışıyor, taviz üzerine
tavizler veriyor, hatta yeni kapitülasyonumuz olan
Gümrük Birliğini (GB) hala savunuyoruz.
Ne acı bir olaydır ki, GB’yi savunanlar listesine
Sn. Başbakan da eklendi. TBMM’deki son AB genel
görüşmesinde “GB karşıtlarına” elindeki notu
okuyarak cevap (?) veren Sn. Başbakan, “AB’nin
bize 1973’den beri sanayi ürünü ihracı için sıfır
gümrük uyguladığını” belirterek, 1996’da GB’ye
girişimizi haklı göstermeye çalıştı.
AB’nin hemen 1973 sonrasında bize kota uygulayarak
bu kolaylığı kuşa çevirdiği, taahhüt ettiği mali
yardımları vermediği, “Kaz gelecek yerden civciv
esirgenmez” türü bu kolaylığın, GB’ye hiç girmeyen
diğer adaylara da tanındığı, ayrıca Türk
işgücünün serbest dolaşımı sözünün rafa
kaldırıldığı ve süresi belirsiz bir GB
uygulamasının bizim için yıkım olacağı hususları
notta herhalde yer almıyordu. Sn. Başbakana
nacizane tavsiyemiz bu tür çok önemli konularda
not hazırlayacaklarını iyi seçmesi ve sorunu
gerçek uzmanlarıyla çok yönlü tartışmasıdır.
Sn. Başbakan bu cevabi konuşmasında ayrıca 2011’de
AB’ye üyeliğimizin normal olacağını berlirtti. Ama
son 7,5 yılda bize 180 Milyar Dolara malolan
(konunun gerçek uzmanı Sn. Prof. Dr. Erol
Manisalı’nın değerlendirmesi) GB’nin gelecek 7
yılda en az bu ölçüdeki faturasının nereden
karşılanacağına, daha neleri satıp, kimlerden
hangi şartlarla borç dilenerek Türkiye’nin nasıl
ayakta kalabileceğine Sn. Başbakan hiç değinmedi.
Aslında temel sorun da buradadır: AB tam üyeliği
hayaliyle her isteğe kabul dememiz, pek çok
dayatmayı sineye çekmemiz ve özellikle bizi IMF’ye
mahkum eden GB faciasına ses çıkarmamamız, daha da
önemlisi, gelecek (en az) 7 yıl için de bunu
peşinen kabullenmemiz Türk ekonomisinin ve Türk
siyasetinin en büyük açmazıdır. Coğrafyası ve
ordusu kadar ekonomisinden de güç almayan bir
siyaset Türkiye’yi asla düzlüğe çıkaramaz.
Ekonomide ise öncelikli sorun dış ticaretimizi tam
üye oluncaya kadar GB virüsünden ve ipoteğinden
(daha düne kadar Devlet Bakanı Sn. Kürşat
Tüzmen’in de savunduğu gibi) kurtarmaktır. Hemen
belirtelim ki, GB’yi askıya almanın alternatifi
gümrük duvarlarıyla korunmuş kapalı ekonomi değil,
diğer adaylarda olduğu gibi serbest ticaret
anlaşması ile yine dışa ve rekabete açık olmaktır.
(Sürecek)
-
Geri -
|