|
24
Ocak 2003
HALK
DEYİŞLERİYLE KIBRIS
Hüseyin MÜMTAZ
1. "Pekmez
hiç kaynatmayla olur mu şeker? / Nesebini sevdiğiminin,
nesebine çeker"
1974'ün hemen öncesinde, Rum Komünist Partisi
AKEL'in Türk kesimindeki uzantısı, dolayısı ile
o zamanki demirperde ülkelerinin diplomatları
ile içli dışlı olduğu aşikâr olan, Rum ile beraber
yaşamayı savunan doktriner Marksist bir parti
vardı Kıbrıs'ta, Cumhuriyetçi Türk Partisi.
13 Şubat 1974'te KTFD'nin ilânı üzerine CTP Lefkoşa'da
bir miting düzenlemişti. Mitingde "BEY FAŞİZMİNE
SON" pankartları taşınmıştı.
"BEY"deki B; Bayraktarlık, E; Elçilik,
Y; Yönetim'i ifade ediyordu.
"Bayraktarlık", TMT (Türk Mukavemet
Teşkilâtı)nın halk arasındaki adıydı. "Elçilik"ten
kastedilen ise elbette Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği
idi ve "Yönetim" ile de Denktaş'ın başında
bulunduğu yönetim çağrıştırılıyordu.
26 Ararlık 2002'de yine Lefkoşa'da 30 bin kişinin
katıldığı çok büyük bir miting düzenlendi. Miting
"AB yanlısı, Denktaş ve Türkiye karşıtı"
idi. Taşınılan pankartlarda 12 yıldızlı AB halkası
içinde Kıbrıs; dillerde "Aşkın Mapusane"
şarkısı makâmında hep bir ağızdan okunulan "Yeşilhat
parmaklık / Beybaba gardiyan oldu" şarkısı
vardı. "Ayşe evine, Nilgün göreve" sloganları
atıldı.
Yâni Denktaş Kıbrıs Türklerinin gardiyanı idi
ve parmaklığı kaldırıverse herkes Rum tarafına
akacaktı.
Mitinge, sendikaları desteklediği için öğretmenler
ile devlet radyo televizyonu Bayrak ve haber ajansı
olan TAK'ın çalışanları da katıldı.
Miting, tam da devlet organları tarafından "1963
Kanlı Noel" inin anıldığı bir güne rastlatılmıştı;
çalışanlarının şimdi gösteriye katıldıkları "Kıbrıs
Türk Mücahidinin Sesi" Bayrak Radyosu o Kanlı
Noel'de bir çift araba aküsü ile Lefkoşa Sancağı'nın
bodrumunda yayına başlamıştı ve sloganda adı geçen
Ayşe, 1974'te harekâtın başlamasına sebep olan
"Ayşe tatile çıksın" kod cümlesindeki
Ayşe idi.
Nilgün ise yine 1974'te şehit olan mücahit komutanı
Ecvet Yusuf'un kızı olan bir tarih öğretmeni idi.
Altı ay kadar önce AB ve Rum yanlısı Avrupa Gazetesi'nde
"İşgalci Türk Ordusu Kıbrıs'tan çekilsin"
diye bir yazı yazdığı için işten çıkarılmış, sendika
ayaklanmış, grevler yapılmıştı. "Şehit kızı"
Nilgün hanım da CTP'ye girmiş, mahalli seçimlerde
CTP'nin Lefkoşa Belediye Başkan Adayı bile olmuştu.
1974'ten 28 yıl sonra KKTC'de 30 bin kişi Ayşe'nin
artık evine dönmesi gerektiğini haykırıyordu.
Lefkoşa böyle bir kalabalığı 1968'de, Makarios'un
Ankara'ya sürgün ettiği Denktaş'ın adaya gizlice
girişinde Rumlar tarafından tutuklanması üzerine
gösterilen tepki mitinginde görmüştü.
34 yıl sonra şimdi 30 bin kişi, yine Ankara'da
ama bu sefer sağlık sorunları yüzünden bulunan
Denktaş'a Kıbrıs'tan "gardiyan" diye
sesleniyor, "istifa" etmesini istiyordu.
Mitingde "Türk bayrağı" yoktu. Ve mitingi
düzenleyen yine muhalif "radikal Marksist"
Cumhuriyetçi Türk Partisi idi.
Hay nesebini sevdiğimin
2. "Karga, mandayı babası hayrına bitlemez".
(Dostum Hayri Özşen'den)
1999 yılında görev süresi biterek adadan ayrılan
Lefkoşa'nın ABD Büyükelçisi Denktaş'a veda ziyaretinde
bulunur. Ayrılırken yarı şaka, yarı ciddi der
ki;
"Güzel adanızdan ayrılıyorum. Ülkenizde 3000
aktif üyemiz var. Bu sayı 12.000 olduğunda sıkıntıya
düşeceksiniz. Çünkü biz, İngilizler ve AB birlikte
düğmeye basacağız".
57'inci hükümetin; Kıbrıs'ı ve Ege'nin 2004'e
kadar teslim edilmesini öngören 1999 Helsinki
Anlaşması dahil bütün ayıplarının altında bakan
olarak imzası bulunduğu halde son iki aydaki dışişleri
bakanlığı sırasında "şahin" kesilen
Ş.Sina Gürel diyesiymiş ki;
"KKTC'de ölçek küçüktür ve bu AB için çok
az masraflı bir iştir. Şimdiye kadar AB ve ABD'den
yönlendirilen faaliyetlerin belgelerini görmüş
birisi olarak size söyleyeyim; gerçekten 20-30
milyon Dolarlık bütçelerle KKTC'de profesyoneller
denetim altına alınmaya, etkilenmeye ve kamuoyu
oluşturulmaya çalışılmıştır. KKTC'de 10 bin kişiyi
etkileseniz bütün toplumu istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz.
Türkiye'de maalesef bizim sermayemizin bir bölümü
batıya eklemlenmiş olduğu için, aslında Türkiye'nin
AB'ye üye olamayacağını göre göre batının sözcülüğünü
yapacak insanları beslemektedirler. Tamamen dışarıyla
bağlantılı ve sözde sivil toplum örgütü ve yine
sözde özgür basın olarak görünen içimizde birtakım
Truva atları var. Türkiye'yi çok çetin bir mücadele
bekliyor."
AB'nin; kara kaşı, kara gözü için Türkiye'ye "üye
aday adaylığı amacıyla şartlı tarih için tarih"
verdiğini zanneden saflara selâm olsun…
Selâm olsun da burada karga kim oluyor, manda
kim.. Anlamadığım orası…
3. "Düğüne gider zurna beğenmez; hamama
gider kurna beğenmez". (Yine Hayri Özşen)
"Bizde yaklaşık iki yüzyıldır, türünden,
halkından, kopuk, batı hayranı, Tanzimat kafalı
'Osmanlı eliti ve günümüzdeki uzantıları' olan
zümre ve onların yönlendirdiği 'aydınlar' etkinliklerini
sürdürdükçe bu böyle devam edip gideceğe benzer....
Ne dersiniz?" deyip devam ediyor Hayri Bey
internette yayınlanan yazısında..
Ne diyeceğiz sevgili kardeşim; Amerikan Elçisi'nin
1999'da Denktaş'a söylediği ve hedefledikleri
miktar "Kıbrıs için" 12.000 kişi imiş.
Demek ki üç yılda bu sayıya ulaşmışlar.
Peki adı geçen Lefkoşa Büyükelçisi Denktaş'a;
yahut aynı devletin şu sıralar Ankara Büyükelçisi
olan Pearson acaba giden veya gelen hükümetlerin
bu aralar "görev icabı" çat kapı görüştüğü
herhangi bir yetkilisine aynı maksatla Ankara
için düşünülen rakamı söylemiş midir?
Lefkoşa için 12.000 Karen Fogg postalı, maşası
ve eldiveni yetiştiriliyor da Türkiye es mi geçiliyor?
Güldürmeyin insanı.
Ben en az 1.200.000 kişi olduklarını düşünüyorum.
İnanmazsanız günlük gazetelerin köşelerine, televizyon
ekranlarına, üniversite kürsülerine, "iş
adamı" lobilerine dikkatle bakın.
Buzdağı'nın; Washington ve AB tarafından kamuoyu
oluşturmakla görevlendirilen "fikir liderleri"nin
suyun üzerinde kalan kısmını bakışlarından, davranışlarından,
tavır ve hareketlerinden tanıyacaksınız.
Bunlar zurna ve kurna beğenmeyen aydınlarımız,
Türkleri ve Türkiye'yi beğenmeyen modern mandacılarımızdır.
Son tahlilde elbet genlerinin gereğini yapıyorlar.
www.giresungazete.net
27.12.2002
-
Geri -
|