|
24
Mart 2003
Görünen Köy kılavuz istemezdi! Irak’da olan sizde
zaten olmaktaydı!
Mustafa
Yıldırım
"
Komplo "
23 Temmuz 2002
Artık karar vermişler bu işi kökünden
çözeceklermiş. Son on yılın insan hakları
raporlarını, din hürriyeti raporlarını gündeme
alacaklarmış.
Raporlara göre Türkiye’deki Kemalist rejim,
Müslüman azınlıklara, ılımlı dini liderlere,
İslamcı siyasetçilere, Hristiyan dinini yaymak
isteyenlere, Alevilere, Bahailere, Şafilere,
Yehova Şahitlerine, Nurculara, Nakşilere,
Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Çerkeslere,
Gürcülere, Arnavutlara, Lazlara baskı
uyguluyormuş. Manastırların açılmasına, imam hatip
okullarının yaygınlaşmasına, Rumca, Ermenice,
Kürtçe, Farsça, Arapça, Lazca, Gürcüce, Arnavutça,
Abhazca, Pomakça, Bulgarca (1) dillerinde eğitim
yapan okulların açılmasını yasaklıyormuş. Bütün
bunlar demokrasiye aykırıymış. Her topluluk kendi
kültürünü yaşatmalı ve kendi inanışına, kültürüne
göre adalet sistemini işletmeliymiş.
Küresel demokrasinin hakim olduğu çağımızda bir
ırkın egemenliğine yer yokmuş. Bütün ırkların,
cemaatlerin temsil edilmediği bir devlet,
parlamentosu olsa bile sonuçta bir diktatörlükmüş.
Zaten Türkiye Cumhuriyeti rejimi olmayan bir ulusa
dayanıyormuş, Atatürk’ün emriyle ulus olunmuş.
Aslında Osmanlı hukukunda hoşgörü ve adalet
varmış. Osmanlı adaleti medeni devletlerin
yardımıyla çağdaşlaşacağı sırada, Kemalist güçler,
devlet nizamını hiçe sayarak isyan etmişler ve bu
iç isyanın sonunda, Avrupalılar komünizm
tehlikesiyle boğuştukları bir anda yapay ulusa
dayanan devletlerini kabul ettirmişler.
Artık küreselleşme devrinde merkezi devletlerin
çağı geçmiş ve tüm toplulukların eşit temsili
esasmış. Her türlü serbestlik içinde yerel otonom
idareler kurulmalıymış. Tehcirlerin hesabı
sorulmalı, yerlerinden edilenler geri gelip,
mülklerini geri alabilmeli ve çok kültürlü bir
mozayik coğrafyasında kardeşçe yaşamalarının yolu
açılabilmeliymiş.
İşte bu amaçlarla oluşturulan muhalif yönetim
konseyini desteklemek üzere, artık üstü kapalı
bilimsel konferansları bırakıp, doğrudan
toplantılar yapılacakmış. İçerdeki sivillerin
temsilcileri de bu toplantılara birer delege
yollayacaklarmış. Büyük serbestlikten, pazar
ekonomisinden yana olan, demokrasi dünyasıyla
bütünleşmekten yana olan tüm güçler içerde ve
dışarda bir araya geleceklermiş.
Bu işlerin alt yapısının güçlendiğine
inanılıyormuş. Yabancı vakıflar, yabancı örgütler
eliyle yürütülen demokrasi eğitiminin ve
örgütlenmesinin olgunlaştığı artık, değişim
zamanının geldiğine karar verilmiş. Amerika,
Almanya ve İngiltere’deki üniversitelerde,
enstitülerde kuruluş olan bilimsel bilgi toplama
merkezlerinin eşgüdüm içinde muhalif propagandayı
desteklemeleri için, “Anatolia Cultur and Peace
Center-Institute” kuruluyormuş.
İçerden ve dışardan örgütlü muhalif güçler,
küreselleşmeye inanmış siyasi partiler,
Hıristiyanlar, Müslümanlar bir anda ayağa
kalkacakmış. Doğal olarak Kemalist azınlık
yönetimini ayakta tutmak isteyen güçlerin direnişi
de bekleniyormuş. Bunların bertaraf edilmesi için
küresel demokrasi müttefikleri gerekirse silahlı
müdahaleden kaçınmayacaklarmış. Çevre ülkelerle bu
müdahaleye olanak sağlayacak görüşmeler
yapılıyormuş. Ama en önemlisi Avrupa toprağı
sayılan Kıbrıs kullanılacakmış. Bu olanağın
yaratılması için öncelikle Kıbrıs işi
çözülecekmiş.
Ve sonuç olarak bölgeye modern İsrail’in
öncülüğünde medeniyet getirilecekmiş. Artık
milliyetçilik devri de sona erecekmiş. Bor, krom
gibi maden ocakları, büyük tarım çiftlikleri
küresel demokrasiye ve küresel barışa uyumlu
olarak işletilecek, Anatolia’dan geçirilecek
petrol ve gaz hatlarının da güvenliği
sağlanacakmış. Dışlarda şirketler hazır. İ;çerde
de onlara taşeron olmak isteyenler...
***
“Bunlar düş ürünü, komplo teorisi” mi dediniz?
Ben İnsan Hakları, Din Hrriyeti ve Lozan
Antlaşmasında Din Hürriyetinin Temelleri
raporlarının yalancısıyım o zaman!
“Hadi canım sende” mi dediniz?
Ne diyeyim ben yabancı devletinin güvenlikten
sorumlu yöneticilerini İstanbul’a dek getirip
demokrasi ve küresel barış konferansı verdiren
TESEV’in yöneticisi eski elçinin sözüne
inanıyorum. “Irak, bir devletin insan haklarına
aykırı davrandığında başına neler gelebileceğinin
en iyi örneğidir” demişti de...
“O iş başka” mı dediniz?!
Söze ne gerek! Demokrasi ülkesinin güvenlikten
sorumlu yetkilisiyle yalıda akşamı yemeği yiyen
altı kişi arasında George’un, pardon yanlış oldu,
Kemal’in, “vatan haritadan ibaret değildir”
diyen II. Cumhuriyet hareketçisinin, holding
yöneticisinin de bulunduğunu görmezden
geliyorsanız ben ne yapayım.*
“Sen kışkırtıcısın” mı dediniz?
Size ne söyleyeyim? Geriye ne kaldı ki?!
Türklerin tarihinde, başka devletlerin yedeğine
girip, başka ülkeye müdahale edildiği görülmüş mü
ki?!
Hele Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş
ilkeleri arasında, böyle bir haltı, parasal
çıkarlar uğruna yapmak yazıyor mu?! M. A. Bayar
Efendi, bu işi 50 milyara bağlayalım, gibi, bir
şey dedi de..
Acı ama gerçek! Sorun oralarda bir Kürt devleti
kurulup kurulmayacağından ibaret değilmiş demek
ki!
Zaten benim bildiğim, dost ve stratejik ortak ABD
kimseye egemen olacağı, at oynatacağı bir devlet
kurdurtmaz.
“Ama müdahalelerin hukuksal bir gerekçesi olmalı”
dediğinizi duyar gibiyim. Aklınızla bin yaşayın
“terörü destekleyen ülke oluvermek” bir gecelik iş
değil mi?
“Ama biz terörden çeken ülkeyiz” mi dediniz?
Hay gidi saflık hay!
Senin terörist hareket dediği,n onun için
milliyetçi, özgürlükçü, demokratik bir hareket!
Üstelik senin sırların onun elindeyse terörü
destekleyen ülke olmak için her zaman bir senaryo
yazılabilir. Üstelik terörün öyle İslamcı terör
olmasına da gerek yok! Çeşit çok...
***
Komployla ilgili sözler bu kadar işte!
Hani “mesela” dedik!
Ama, şunu bilir ve anımsatırım: Erdemini ve adalet
duygusunu uluslararası ilişkilerde göz ardı eden
devletler bir dönem egemen olabilir ama ilelebet
yaşayamazlar!
Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi!
Tıpkı ülkemdeki temiz kalpli, insanlığını
unutmamış, başkalarına zarar vermekten çekinen
kanaatkar yurttaşların düşündüğü gibi!
***
Ve işte böyle, İngiliz gazeteci Anthony Summers’ın
dediği gibi “Komplo teorilerim yok ama, komplolar
üstüne teorilerim var.”
İşin aslı, komployu görmeyen komploya kurban
olmaya hazırdır. “Bizi bölecekleri falan yok, bu
bir saplantıdır” diyenler boşuna mı konuşuyorlar
ki, biz boşuna yazalım!
Boşuna mıydı, Yunan kanatları altında İzmir’de
İstanbul’da kongre düzenleyenlere daha 1921’de
Tokat’tan yanıt veren Kafkas göçmeni
yurttaşlarımızın çabaları?... Bizi bölecekleri
falan var da, bizde bölünecek ahlak düşkünlüğü ve
ahmaklık yok!
____
(1) Oktay Ekinci’ye göre Azerice de dahil...
Anadil deyince anasının dilini, dilin ana
ailesini, dil bilimi bilmiyoruz! Herhalde
Rockfeller vakfından dolarlı projeler insana
bunları öğretecektir..
(*) Mustafa Koç’un yalısında ABD Savunma Bakan
yardımcısı, İsrail’in büyük destekçisi Paul
Wolfowitz ile birlikte olanlar:ABD’ninDünya
Bankası’nın hükümetteki temsilcisi K.Derviş,
Demirel’in eski danışmanı ABD’den gelip DTP’nin
başına geçen Mehmet Ali Bayar, ABD elçisi R.
Pearson, TÜSİAD ikinci başkanı Aldo Kaslowski,
Özal’ın eski prenslerinden Lüksemburg adresli
Turkish Growth Fund adlı İngiliz bankerlik şirketi
yöneticisi, TÜSİAD yönetim kurulu üyesi Cem Duna,
Koç Holding yöneticisi Bülent Özaydınlı ve
Beymen’i,n ve Network’un sahibi Cem Boyner. K.
Derviş bu yemekten önce GIAD’ların destekçisi, bir
ayağı Amerika’da, bir ayağı İsrail’de, kafası
Soros’un Budapeşte’sinde ARI’nın başıyla 4,5 saat
görüştü. M.A.Bayar Efendi “ortak yönümüz
Washington’dan tanışmamızdır” diye buyurmuşlar.
Tansu Hanım’a ve Washington’dan tanışan ötekilere
ayıp edilmiştir. Onlar vatan evladı değil mi?!
Berkeleyli’ye ayıp olmuştur. Adamcağız K. Derviş
partisine gelsin diye her gün yalvarıyor... Bırak
George’ları Efendi! Cumhuriyeti,n Halkına bak!
Cumhuriyet Halk Fırkası’na bak! Anlamadıysan, git
Kocatepe’den İzmir’e doğru bak ve düşün! Federal
Devlet vurguncusunu ne yapacaksın?!
M. Hukuk Ağustos 2002 ile
www.mudafaai-hukuk.com.tr
de yayınlanmıştır.
-
Geri -
|