 |
 |
 |
Siyasal birliğe veda
Mahfi Eğilmez
Pazar günkü referandumda Fransızlar AB Anayasası'nı
yüzde 57 çoğunlukla reddettiler. Avrupa'daki ülkelerden,
Almanya ve Fransa dışında birisi hayır oyu kullansaydı
olayın yansıması farklı olurdu. Ama Fransa, Avrupa Ortak
Pazarı ile başlayan ve son aşamada Avrupa Birleşik Devletleri'ni
oluşturmayı hedefleyen gelişmenin önderlerinden birisi
olarak siyasal birlik düşüncesini reddedince ortalık
karıştı. Üstelik reddettikleri anayasa Giscard d'Estain
başkanlığında hazırlandığı için Fransız yaklaşımına
fazlasıyla yer veriyordu.
Fransa'dan gelen ret kararının, AB'nin siyasal birliğe
dönüşmesi hayalini tümüyle yok etmese de en azından
oldukça geciktireceği çok açık. Bu gelişmeyi ABD, İngiltere,
Rusya ve Çin tebessümle karşılıyor olsalar gerek. İngiltere
ne kadar destekler görünse de AB düşüncesine sıcak değildi.
Bırakın siyasal birliği onlar daha parasal birliği bile
kabul etmiş değiller. AB bugün dağılsa avroya geçmiş
ülkeler sıkıntıyla kıvranırken İngiltere kendi parasıyla
yoluna devam edecek. ABD ve Rusya, AB'nin karşılarına
birleşik bir güç olarak çıkacağı endişesinden uzaklaşırken
Çin, AB'nin kendisine yönelik kısıtlamalarının en azından
bir süre gevşeyeceğini umuyor olsa gerek.
Bu gelişme avronun değerini etkileyecek. Önümüzdeki
dönem için avro ilginç bir sürece girecek gibi görünüyor
çünkü kamuoyu anketlerinden yansıyanlar benzer bir hayır
oyunun 1 Haziran günü Hollanda'da yapılacak referandumdan
da geleceğini gösteriyor. Avro analistleri asıl etkinin
AB'ye yeni girmiş ve girme aşamasında olan ülkelerde
görüleceğini, Avrupa'nın büyük ülkelerindeki etkilerin
kısa süreli dalgalanmalar biçiminde olacağını ileri
sürüyorlar. Bu tahmini yaparken geçmişte yaşanan benzer
olaylardan yola çıkıyorlar. Özellikle Maastricht Antlaşması'nın
1992'de Danimarka ve Nice Antlaşması'nın 2001'de İrlanda'daki
referandumlarla reddedilmiş olmasını benzer olay olarak
alıyorlar. Bana sorarsanız bu o kadar basit bir şey
değil. Her şeyden önce Maastricht Antlaşması veya Nice
Antlaşması anayasanın reddi kadar önemli bir olay olmadığı
gibi Danimarka veya İrlanda, AB açısından Fransa kadar
önemli ülkeler değil.
Fransa ve Almanya aynen Türkiye gibi AB'yi ekonomilerine
çapa yapmışlardı. Aslında her ikisinde de ekonomik göstergeler
pek çok sıkıntıyı yansıtıyor. 2005 yılında Almanya'nın
yüzde 0.7, Fransa'nın ise yüzde 1.6 büyüyeceği, Almanya'da
bütçe açığının yüzde 3.3'e çıkacağı, Fransa'da ise yüzde
3'ün üzerinde kalacağı tahmin ediliyor. Almanya'nın
borç yükü yüzde 60'ın üzerinde. Mart ayında Brüksel'de
yapılan zirve toplantısında bu iki ülkenin isteği üzerine
Maastricht kriterlerinin uygulaması ve cezaya dönüşmesi
kuralı sulandırıldı. Bana sorarsanız AB konusundaki
en ciddi geri adımlardan ilki budur. Çünkü bu adım,
ülkelerin mali bağımsızlıklarının ortak kural ve kurumlara
terk edilmesine olan direnci yansıtıyor. Üstelik o mali
disiplini en fazla savunan iki önder ülkenin girişimiyle
oldu bu gelişme. Şimdi de ortak siyasal amaçtan sapma
anlamına gelecek bir sonuçla karşı karşıya AB. Bu da
ülkelerin siyasal bağımsızlığının terk edilmesi anlamına
gelecek olan gelişmeye karşı direnci gösteriyor. Bu
adım İngiltere'den gelse kimse bu kadar üzerinde durmayacaktı.
Ama Fransa bu geleceğin hayalinden hareketle planlamasını
yapmış ülkelerin en başında geliyor.
Fransa ve Almanya, sıkıntı içinde olan ekonomileri açısından
AB çapasını kaybettiler. Benzer bir durum Türkiye için
de söz konusu. Çünkü Türkiye de ekonomisi için iki dış
çapayı birlikte kullanıyor: AB ve IMF. Buna karşılık
Türkiye'nin durumu o kadar da kötü değil.
Çünkü elinde IMF çapası var. İşte öteden beri anlatmaya
çalıştığımız IMF ile anlaşmaya varılması konusu burada
önem kazanıyor. Şimdi Türkiye kaybettiği AB çapasına
karşılık elindeki IMF çapasıyla yoluna devam edecek.
AB'deki bu gelişme Türkiye'nin fazlaca aleyhine değil.
Hatta tam tersine bile olabilir gelişmeler. Çünkü AB'nin
artık Türkiye ile uğraşmaktan çok kendisiyle uğraşmaya
başlaması gerekiyor.
Fransa'dan gelen ret kararı bir olasılığı daha güçlü
olarak bir kez daha gündeme getiriyor: Türkiye'nin önünde
AB üyeliği için öylesine uzun bir süre var ki bu süre
içindeki gelişmeler sonucunda üye olabileceğimiz, hatta
müzakereye devam edebileceğimiz bir AB bulamayabiliriz.
|
 |