"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

24 Aralık 2002

AYDIN'I AYDINLATMAK
Dr.İlhan AZKAN

Özelleştirme ve ekonomik sistem konularında çevremi aydınlatmaya 1994'lerde başla-mıştım. Çevremdekilerin çoğu yaşını başını almış, yüksek öğrenim görmüş, irili ufaklı iş-güç sahibi olmuş kişilerdi. Bir kısmı da üstüne üstlük iktisat fakültesi mezunu idiler. Ben söyle-dikçe,
- iyi ama kara deliklerden kurtulmamız lazım,
- devlet bu işi yürütemiyor, devlet küçülsün ki verimsizlik, arpalıklar, suiistimaller
ortadan kalksın,
- Kemalizm'i karıştırmayalım, o devir geçti, şimdi küreselleşme zamanı,
- istesek de bir şeyler yapamayız. Çünkü ABD tek süper güç. Onun başını çektiği küreselleşmeye tek başımıza nasıl karşı koyarız?
şeklinde yanıtlarla karşılaşıyordum. Hatta muhataplarımdan biri bir üniversitemizin iktisat bölüm başkanlığını yapan bir öğretim üyesi idi.
- iyi ama ben özelleştirmeye karşı değilim ki" diyebiliyordu.
Bir yaz günü akşamı Büyükçekmece'de bir havuz kenarında oturmuş, çoğunluğu kendi işlerini kurmuş tanışıklarla sohbet ediyoruz. Dinlemedeyim... , konular döndü dolaştı, özelleş-
tirmeye geldi. Kendilerine büyük KİT'lerin devletin korumacı zırhının (kamu mülkiyeti) dışı-na çıkarıldığında (özelleştirildiğinde) kendi sektörlerinde uluslar arası boyutta etkin olan ÇUŞ'ların (çok uluslu şirketlerin) insafsız rekabetine terk edilmeleri sonucu küçüleceklerini yahut mülkiyetlerinin önemli bir bölümünü kaybedeceklerini yahut mülkiyetin tamamının kaybedilmesiyle birlikte faaliyetlerine son verilebileceğini anlatmaya çalıştım. Ayrıca, ülke-mizdeki özelleştirmenin başat amacının özel sektöre kaynak aktarmak olduğunu, aktarılan kaynakların uluslar arası arenada ÇUŞ'ların güçlerine karşı çıkabilecek kuruluşların yaratıl-ması sonucunu vermeyeceğini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Kendilerine bir de örnek verdim: Dünya ölçeğinde düşünecek olursak gelişmiş ülkelerin büyük kuruluşlarını ve ÇUŞ'ları köpek balıklarına benzetebiliriz. Büyümesini istediğimiz yurt içi özel sektör firma-ları ise ÇUŞ'lara göre birer hamsi balığı gibidirler. Ne kadar beslersek besleyelim, balığımızı olsa olsa lüfer, palamut, seviyesine çıkarabiliriz. Haydi diyelim ki kılıç balığı haline getirdi-niz. Ama karşımızdakiler hala köpek balığı....Devletimizin imkanları da hamsilerimizi köpek balığına çevirmeye yetmez. Stratejik kuruluşlarımızın mülkiyetlerini veya yönetim haklarını teker teker özel sektöre devretmenin güçlü bir ekonomi yaratma hedefine hizmet edemeye-ceğini bir tarafa bırakalım, var olan yapımızı da yok etmeye yönelik olduğunu değerlendire-bilmemiz gerekiyor. Yıllar geçti, bu tanışlarımız ekonomik bunalımın etkilerini hissetmeye başladıkları zamana kadar büyük sermaye yanlısı medyanın ses yayarcılığını yaptığı özelleş-tirme yanlısı çarpık düşünceleri savunmaya devam ettiler.
Tartışmaların önemli bir bölümü de Türkiye'de uygulanan ekonomik sistem üzerine idi.
"-Biliyoruz siz devletçiliği savunuyorsunuz, devletçilikle kalkınan bir toplum var mı ki buna bel bağlayalım ?" diyorlardı. Bu şekilde düşünenlerin sayısının hiç de az olmadığını biliyo-rum. Onlara, IMF'nin düzenlediği bir tabloya göre (Economic Outlook, n.65, June 1998, Analy-tical Databank, OECD) kamu harcamalarının toplam ekonomi içindeki yerinin zengin ül-keler için ortalama % 47 ; Belçika, Fransa, Hollanda gibi ülkelerde % 50 'nin üzerinde; İsveç de % 62.3 olduğunu; bu oranın ABD'de son otuz yıldır % 30'un altına hiç düşmediğini; Türkiye'de ise bu rakamın % 23.9 olduğunu söyleyince susuyorlar. Bu % 23.9 rakamı da aslında gerçeği yansıtmıyor. Zira gelirlerin önemli bir bölümü devlet borçlarının faizlerini ödemede kullanıldığından net oranın % 10 civarında olduğu hesaplanıyor (Bkz. Ulusal Sorunlar ve Demokratik Çözüm Yolları, 2001, S. 407)
Kapitalist ve gelişmelerini geri kalmış/bıraktırılmış ülkelerin maliyetine sürdüren zengin Batı; kendi içlerinde kamu harcamalarını ortalama % 47 düzeyinde tutuyorken Türkiye'de ulusalcı görüşleri savunanları; özel sektöre hiç yer vermeyen katı devletçilikle eleştirmek bil-gisizlikten kaynaklanmıyorsa art niyetli olmanın da ötesinde kişisel çıkarlarını ulusun çıkarla-rının önünde tutan zihniyetin bir ürünü olsa gerektir. Burada karşılaştırmalı olarak verilen bil-gilerle ülke ekonomisine ilişkin diğer bilgilere ulaşmak çabası aydınlar için bir görevdir. Çünkü bilgi olmadan düşünce üretmek de mümkün olmuyor.
Ülke sorunlarına ilgi duyan birçok kişinin ekonomik sistemler konusunda kavram karga-şasından kurtulamadıkları da gözlenmektedir. Bu makalenin yazarının ekonomik sistemlerin tümünü 'İktisadi Düşünce' nin yazarı değerli hocamız Prof. Dr. Gülten Kazgan kadar iyi bil-diğini ileri sürmek mümkün değildir. Ancak bilgiye bu ölçüde sahip olmanın gerekli olduğu-nu düşünmüyorum ve aslında farklı bir bilim dalında uzmanlaşan bir kişi için bu mümkün de değildir. Ancak konuların özünü bilmek gerek ve yeter koşuldur. Ulusumuz için doğru siste-min belirlenmesine kategorik olarak yaklaşmak kolaycılıkla eşanlamlıdır. Ekonomik sistem-ler sağdan sola çok sayıda tanımlarla karşımıza çıkarlar. Tanımlardan bazılarını liberalizm, merkantilizm, fizyokrasi, 'bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler' öngörüsü, Keynesçilik, sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm, Marksizm, Leninizm, Maoizm vb. olarak saymak mümkündür. Bu görüş ve ideolojilerin çoğunun kendi içlerinde de farklı ekollerin bulundu-ğunu belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla sistemler kapitalizm ve sosyalizm gibi iki sözcükle ile ve kesin sınırlarla tanımlanabilen, siyah ve beyaz gibi iki ayrı kutupta toplanabilecek kavram-lar değildir. Arada gri ve gri rengin birçok tonları vardır. Ekonomik sistemler için yapılan tanımlamalarla boğuşmak yerine sistem önerisinde neden bireycilik-toplumculuk eksenini kullanmayalım?
Ulusal sorunlar için birçok çözüm önerisi üretilebilir. Ama çözümler için önkoşul; bireyciliğin değil, bireysel gönencin de önkoşulu olan toplumcu düşüncenin başat olmasıdır.
Çözüm üretiminde adımlar, sorunun iyi tanımlanması, amaçların ve sınırlayıcı koşulların iyi belirlenmesi, yöntem olarak da matematik gibi fen, toplum bilim (sosyoloji) gibi toplumsal bilimlerden faydalanmaktır. Yönetsel bilim alanında sıklıkla başvurulan matematiksel yöntemler bütünü yöneylem araştırması olarak bilinir. Bir yöneylem araştırması dehası olan M. K. Atatürk, bu konuda İkinci Dünya Harbi'nden sonra geliştirilmiş karmaşık matematiksel yöntemler ortada yokken olağanüstü zekası, girişimciliği ve kararlılığı ile ulusu için amaçları belirlemiş, içinde bulunduğu koşulları çok iyi değerlendirmiş, tasarladığı çözümlerin çoğunu uygulayabilmiştir. Günümüzdeki iç ve dış koşulların ; aynı olmasa da İstiklal Savaşı öncesi koşullara benzerlik gösterdiği birçok aydınımız tarafından somut verilerle ileri sürülmektedir. Koşullar hemen hemen aynı ise çözüm önerileri neden büyük farklılıklar göstersin?
Akademik bağlamda 'aydın' olmanın gereği ,öncelikle, bilgiyi, düşünceyi, toplum yararı için üretmek , öğretmeye, yaymaya çalışmak ve mümkünse toplum yaşamında fii-len kullanılmasına katkıda bulunmaktır.
Bilginin yeterli olmadığı yerde 'sağduyu' devreye girmelidir. Bir insanın üniversitelerde öğretilen onca bilim dallarının hepsinde, hatta birinde dahi yeterli bilgi sahibi olmasını bekle-yemeyiz. Ancak düşüncenin toplum yararına üretilmesi ilkesine sıkı sıkıya bağlı olan sağdu-yu olmadan da aydın olunamıyor. Sağduyu bencilliği reddeder. İçinde insan sevgisi ol-mayan bir kimseye 'aydın' demek mümkün değildir.
Ülkemizi aydınlık yarınlara götürecek yolları açmak için aydınlarımıza her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Müdafaa-i Hukuk toplumunun ve diğer yayın organlarının ve kuru-luşların bünyesinde kümelenmiş tüm aydınlarımızın aralarındaki küçük düşünce farklılıklarını bir yana bırakarak yaşadığımız büyük bunalımdan çıkmak uğrunda birlikte uğraş vermeleri temennisiyle hepimizin yeni yılını kutlarım.

Tel /Fax : 0224-247 28 95
Adres : İhsaniye Mah. Atlas Sok.
Özüçler sitesi . E-Blok
D.3 , Bursa

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |