"Yurdun    bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir... Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Haber
      Okuyucu Köşesi
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

09 Ocak  2004

                                       

KUŞATMA ALTINA ALINMAK İSTENEN ÜLKE: TÜRKİYE

(KIBRIS-GÜNEYDOĞU-KUZEY IRAK KISKACI VE HAİNLER) 

 Kutlu Altay Kocaova

         Stratejik olarak bir bölgeyi ele geçirmenin en iyi yolu, kuşatmadır. Çünkü, ikmal yolları tıkanan bölge, daha fazla direnemeyeceği için bir süre sonra teslim bayrağını çeker. Kendi teslim olmasa bile, direniş gücü zayıflayacağı için kısa zamanda ele geçirilir. Bugün ülkemizde de yapılmak istenen budur.

         Bugün ülkemiz, tam anlamı ile kuşatma altına alınmak istenmektedir. Bunun için dost ve müttefik (!) Batılı güçler, büyük bir çaba harcamaktadırlar. Kuşatma altına alınacak olan Türkiye’nin, Batılı güçlere göre, direniş gücü büyük ölçüde kırılacaktır. Çünkü, materyalist-liberal sisteme üye olan Batılı güçler için ekonomisi çökmüş ve düzelme şansı olmayan bir ülkenin direniş gücü de yok olur.

         1918 yılında Büyük Savaş’tan galibiyet ile ayrılan emperyalistler, olanca güçleriyle Anadolu’ya yöneldiler ve dünyanın, kaynak bakımından, en zengin olan bu topraklarını ele geçirmek için sırtlanlar gibi saldırıya geçtiler. Yanlarına Yunanlıları da alan emperyalistler, kesin bir galibiyet bekliyorlardı. Çünkü, onlara göre, parası ve teknolojisi olmayan Türklerin, direnme gücü yoktu. Kapitalist anlayışları öyle söylüyordu. Ama, yanıldılar. Türk, direndi ve Gazi’nin önderliğinde emperyalizmi, İzmir Körfezi’nin sularında boğdu.

         Emperyalizm, çalışmalarına devam etti ve Musul-Kerkük’ün alınamamasının dışında, hep başarısız oldu. Tâ ki, Gazi’nin ölümüne dek. Gazi’nin ölümüyle yeniden harekete geçtiler ve Türkiye’yi kuşatma altına alma çalışmalarına başladılar. Bunun için de On İki Ada, Yunanistan’a verildi ve bu yetmezmiş gibi Kıbrıs’ta İngiltere’ye verilmek istendi.

 

Ancak, o zamanki yönetim, henüz –az da olsa- yurtseverliği koruduğu için Türkiye, Kıbrıs’ı Yunan’a bırakmadı ve Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.

Kuşatma ve İçten Ele Geçirme Hızlanıyor 

         Enosis’i gerçekleştirme konusunda başarılı olamayan Batı, intikamını farklı şekillerde almaya çalışıyor ve çift taraflı bir oyunu sahneye koyuyor. Bunlardan biri terörist EOKA örgütü ile Kıbrıs Türk’üne soykırım, diğeri de sağ-sol olayları ile üstü kapalı bir iç savaş.

         Kıbrıs’ta “garantörlük” hakkına sahip olan Türkiye, EOKA darbesinin sonucunda, bu hakkını uygulamaya koyuluyor. Böylece Türk’ün Kıbrıs’tan silinme süreci başarısızlığa uğruyor. Böyle olunca saldırının Türkiye’ye kayması ve sağ-sol çatışmasının boyutlarının arttırılması gerekiyor. Durum öyle bir noktaya geliyor ki, 12 Eylül 1980 tarihine kadar ki, iki kesimden de ölenlerin sayısı, 5000’i geçiyor. Sanki, bir savaş.

         Ordu, yönetime el koyuyor. Çok geçmeden, çok daha büyük bir tehlike ve saldırı başlıyor. PKK! 30000 insanımızın öldüğü, düzensiz savaş ile saldırı başlıyor. Ayrıca bu kuşatmanın, doğu cephesini de oluşturuyor. Güney cephesi, Kıbrıs; doğru cephesi, kukla Kürdistan-İsrailcik!

         Neyse ki ordumuz, emperyalist Batı’nın bu oyununu da bozuyor ve PKK, yenilgiye uğratılıyor. Ama bugün tehlikenin boyutları artmış durumda. Irak sınırımızda bir Kürdistan kurulması tehlikesi, güneyde Annan Planı ile Rumlara bırakılmış bir Kıbrıs tehlikesi. Bundan da öte, içimizdeki satın alınmış, ver-kurtulcular, hainler, Truva atları.

Kıbrıs, Niçin Bu Kadar Önemli? 

Peki Kıbrıs, niçin bu kadar önemli? Batı, neden bu kadar Kıbrıs’a önem veriyor? Bu sorunun yanıtı, Batı’nın liberal-kapitalist ekonomik sisteminde gizli. Her şeyi, ekonomi ile tanımlayan Batı, ekonomisi çökertilmiş ve düzeltme şansı olmayan bir Türkiye’nin mutlaka çökeceğine ve direniş gösteremeyeceğine inanıyorlar. Tabii bunu yaparken, Türk halk üzerinde de, beyin yıkama çalışmalarına devam ediyorlar ve az da olsa, mesafe almış görünüyorlar. 

Kıbrıs, önemli. Çünkü Kıbrıs’ı veren Türkiye’nin, tüm ikmal yolları ve çıkış yolları tıkanır. Akdeniz’e çıkmak için Yunanistan’dan izin almamız gerekir. Ayrıca Yunanistan,  Hatay ve hatta tüm Güneydoğu’yu kontrol altında tutabilecektir. Doğu’da Ermenistan, güneydoğudan kukla bir Kürdistan, güney ve batıdan da Yunanistan ile çevrilecek bir Türkiye için sonun başlangıcı, demek olacaktır Kıbrıs’ın verilmesi.  

Hepsi Emperyalist Batı’nın uç kaleleri olan Yunanlılar, Ermeniler ve Irak Kürtleri, patronlarının buyrukları doğrultusunda karşı saldırıya geçecek ve yeni istekler doğacaktır ve sırayı, Ege’nin, Güneydoğu’nun, Doğu Karadeniz’in ve İstanbul’un verilmesi alacaktır. 

Böylesine Bir İhanet Olabilir mi? 

Böylesine bir ihanet olabilir mi? Bilmiyorlar mı, Annancılar, ver-kurtulcular, Kıbrıs’ı kaybetmenin Türkiye’yi kaybetmek olduğunu; bilmiyorlar mı, Kıbrıs’ı vermenin 21.yüzyılın en büyük soykırımını yaratacağını. Biliyorlar.  

Biliyorlar... Çünkü, onlarda bu planın içinde. Türk’ü yok etme planının içinde. Çünkü onlar, bu vatan hiç ölmediler. Çünkü onlar, bu vatan için kıllarını bile kıpırdatmadılar. Babaları, satılıktı; anaları, satılıktı; kendileri de satılık. 

Geçtiğimiz günlerde bir film yayınlandı. Deli Yürek – Bumerang Cehennemi. Bu filmde bir söz, olması gerekeni çok iyi özetliyor. 

“Bu memleketin ekmeğini yiyip de, bu memlekete ihanet edenler, bir gün ekmeğini yedikleri yerin, kurşununu da yerler.”

Bu tip insanlar her zaman, her yerde çıkabilir. Güçlü devlet, bunlara karşı yaptığı tavırla gücünü gösterir. Haine hakkettiği cezanın verildiği bir ülkede, ne verimli toprak, artık hain yetiştirir. Ne de ülke hain cennetine dönüşür. Bunlara engel olunursa ülke rahatlar, yok eğer istedikleri gibi tutumlarına devam ederlerse ve üstelik, yönetim destek verirse onlara, işte o zaman Türkiye’m ve Türk’üm, sıkıntı başlar. Unutmayalım ki, bizim için en büyük tehlike onlardır. İçimizdeki hainlerdir. Neyse tüm bunları en iyi anlatan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Son olarak sözü Gazi’ye bırakalım: 

“Bizi amacımıza varmaktan alıkoyan iki kuvvet vardır. Biri dış düşmanlardır. Bunlar bizi bir sömürge haline koymak için ilerlememizi istemeyenlerdir. Fakat bizim için bunlardan daha zararlı, daha öldürücü bir sınıf vardır. O da içimizden çıkması muhtemel olan hainlerdir.” (İçel, 17.3.1923)

 



 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |