"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

25 Nisan 2003

BU ŞARKI FAZLA UZADI

Hüseyin MÜMTAZ

 

Sıktı artık, bu şarkı bitmeli.

Seçimde aldığı yüzde 34 oy ile Türkiye’de geri kalan yüzde 66’nın hayatına, felsefesine, yaşam tarzına, geleceğine tahakküm etme iddiasındaki siyasi iktidar her alanda ortamı germeye çalışırken Kıbrıs’ta ne olacağı belirsiz bir şaşkınlık yaşanıyor, Kuzey Irak’ta da Amerikan Sömürge Valisi Garner Kerkük’ün Kürt şehri olduğunu söylüyordu.

         Olaya tersten bakarsak Türkiye, Kıbrıs ve Irak’ta belirsizliğin kıyısında iken siyasi iktidar meleklerin cinsiyetini sorguluyordu.

         Siyasi kadrolar iktidara, ülkeyi yönetmek iddiasıyla gelirler. Kendisine oy vermeyen çoğunlukla kavga etmek için değil. Problem çözmek için gelirler, problem yaratmak için değil.

         Ankara 23 Nisan resepsiyon şokunu yaşarken, yâni iktidarın odağı, idare etme-hükmetme yetkesi; iktidardaki siyasi parti ile lâik cumhuriyetin bekçisi olan vatanın hürriyet ve istiklâle âşık dinamik evlâtları arasında kaygan bir zemine oturmuşken Kuzey Irak’taki Türk timi Türkmenleri silahlandırdığı için Amerikan askerleri tarafından yakalanıyor ve sınırdışı ediliyordu.

         Şaşkınlık o kadar büyüktü ki, Garner’ı düzeltmeye çalışan Türk Dışişleri Sözcüsü ancak “Kerkük bir Irak şehridir” diyebiliyordu.

         Türk Dışişleri Kerkük’ün, “mum kimin yanan Kerkük’ün” bir Türk şehri olduğunu söyleyemiyordu bir türlü.

         Amerikalılar, son onbeş senedir gelmiş geçmiş bütün Türk hükümetlerinin bilgisi ve görgüsü altında karadan, havadan ve denizden peşmergeleri silahlandırırken; daha dün, Saddam’dan kalan ağır silahların PKK/Kadek’in eline geçmesine göz yumarken başka ne yapacaktı oradaki Türk irtibat timi?

         Time’a göre, 173’üncü Hava İndirme Tugayı Komutanı Albay Billy Mayvil, bir yardım konvoyu eşliğinde sivil kıyafetlerle dolaşan Türk askerlerinin ABD askerleri tarafından gözaltına alınıp sınırdışı edildiğini söylüyordu. Haberde Mayvil’in; Türk askerlerinin Kürt ve Araplarla sorunlar yaşayan Türkmenleri silahlandırmak üzere yollandığına inandığını söylediği belirtildi. Haberde ayrıca Kalaşnikof tipi otomatik tüfekler, el bombaları, çelik yelek ve gece görüşü taşıyan askerlerin gözaltına alındıkları denetim noktasında direniş göstermediği vurgulandı. 

         Kimse yalanlamaya kalkışmasın Türk timi, yanlış veya eksik ama “görevini yapmıştır”.

         Görevinin gereğini yerine getirirken yakalanmıştır. Dönüşlerinde emri tam olarak yerine getirmedikleri için, yâni Türkmenlere silahları teslim edemeden yakalandıkları için kurumları tarafından idari soruşturma açılabilir

         Fakat “iktidar”; o askerlerin oradan derdest edilmesini uykulu gözlerle seyretmemeliydi.

         Kimdir 173’üncü Hava İndirme Tugay Komutan Albay Mayvill? Orada asıl onların ne işi vardır? Nereden, hangi ülkenin imkânları ve üslerinden, kaçıncı tezkerenin icaplarından yararlanarak oraya intikal etmişlerdir? Hangi “sınır”dan, ne hakla “sınırdışı” etmişlerdir?

         Türk askeri, o mesafede yakalanan timini yarım saatte kurtarma imkân ve kabiliyetine sahiptir.

         “Siyasi iktidar” karar verebilse…

         Fakat siyasi iktidar bunlarla değil, Erbakan’ın konutta şeyhler, dervişler ve mensuplara verdiği yemek yaklaşımından farksız bir tavırla ince ince Milli Görüş-Fethullah Vakıflarını ve türbanı devlete monte etmeye uğraşmaktadır.

         Kadrolaşmaktadır.

         Türkiye’nin burnunun dibinde peşmergeler silahlandırılacak, Türkmenler eziyet görecek ve onları koruyup kollamaya çalışan Türk askeri "sınırdışı" edilecek.

            Ve dünya harbi çıkmayacak! Biz de adamız diye insan içine çıkıp dolaşacağız.

            Batsın bu dünya.

         İçinde bulunulan ve artık bütün milletin ruh halini etkiler hâle gelmiş olan “kriz ortamı”, 30 Nisan’daki MGK toplantısında, kapalı kapılar ardında fazla dillenmeden, dallandırılıp, budaklandırılmadan ve mümkünse borsanın kapanış saatinden önce kesin olarak çözüme kavuşturulmalıdır.

Toplantının ardından rutin bildiri açıklanmalı, “taraflar” renk vermeden medyanın tuzak sorularını geçiştirmeli, “ilişmiş” gazetecilere çanak soru olanağı da tanınmamalıdır.

         “Devlet” içeride duruma el koymalı, herkes eteğindeki taşı dökmeli, yetkilerini kullanmalı ve mutlaka uzlaşılmalıdır.

Aksi takdirde içine sindiremeyen kamu görevlisi bir süre sonra “usuletle ve suhuletle” istifa etmelidir.

Dedikleri olmayan “seçilmişler” ise “izzet-i ikbal” ile “bâbı hükümetten” çekilmeyi bilmelidir.

Fakat ne olursa olsun “kriz” dışarıya taşınmamalıdır. Devlet patinaj yapıyor, millete yazık oluyor.

Çünkü devran gene dönecek ama bu deve mutlaka güdülecektir.

Çünkü daha sırada 19 Mayıs’lar, 30 Ağustos’lar, 29 Ekim’ler vardır.

Ağustos başında YAŞ vardır ve YAŞ’a başbakan başkanlık edecektir.

Üstelik Kıbrıs vardır, Kuzey Irak vardır. Ermeni meselesi vardır.

Ege’nin eli kulağındadır.

Türkiye bu kriz ortamından ve önüne gelen fırsattan istifade geçmişiyle-geleceği ile hesaplaşmalı ve bir karara varmalıdır artık.

İç çekişme, tırmanma geleceğimizi tehdit eder hâle gelmiştir.

Beyefendi ve hanımefendiler Davos’ta sergiledikleri şıklığı TBMM salonlarından neden esirgemektedirler?

Gelmemekle “sizin olsun sisteminiz, biz bu sistemde yokuz, bu sistemi değiştirmeye niyetliyiz” mesajını mı vermektedirler?

O zaman neden geri kalan yüzde 66’yı yönetmeye tâlip oldunuz? 34, 66’dan büyük müdür? 2 kere 2, hiç 5 eder mi?

Türkiye’de iktidarlar sistem ve rejimle boğuşmaktan vazgeçmelidirler artık.

Dünya dönüyor, atı alan Üsküdar’ı geçiyor.

Kimse çıkıp Davos’ta, Avrupa’da doya doya dinimizi yaşıyoruz, kimse bize karışmıyor aldatmacasının arkasına saklanmamalıdır.

Avrupalı orada size, Hintli’nin sarisine, Kızılderili’nin tüylü şapkasına gösterdiği hoşgörüyü göstermektedir.

Kara Kaplan bile Almanya’da yaşayıp Türkiye’de “Dâr-ül Harp” ilân etmekte ve bu da doğal olarak Alman’ın hoşuna gitmektedir.

Almanya’da devleti ele geçirmeye çalışsanıza, bakın o zaman sarık-cüppe-türbanlarınıza neler oluyor?

MGK Genel Sekreteri Kılınç Paşa’nın Avrupa’da sergilediği, dernekleri tek çatı altında birleştirme ve mürtecilere “mürteci” deme tavrı doğrudur.

Avrupa Birliği aleyhine konuşmalar yapması da doğrudur.

Alman Cumhurbaşkanı, İsveç Dışişleri Bakanı, her dil-din ve cinsten AB’li parlamenterler Türkiye’ye geldiklerinde, resmi ziyaretlerden önce “ilişmiş” STÖ’lerle görüşüp, Türkiye aleyhine, Sevr’i öngören düzenler içine girmiyorlar mı?

“Casus” dernek ve vakıflarının davaları, İçişleri bakanlarının bir günlük Türkiye ziyaretinde beraatle sonuçlanmıyor mu? 

Hem neden AB aleyhine konuşmayacakmış Kılınç Paşa?

Daha dün Verhaugen, “Hmmm… belki 2012-13 yılında üye olabilirsiniz” deyip Kaf dağının ardındaki Altın Postu göstermedi mi?

Alay ediyorlar halâ anlamadınız mı?

         Bu “hesaplaşma” tez elden yapılmalıdır.

         Hem “tek süper güç, stratejik müttefikimiz” Amerika için de bir test olacaktır Türkiye’nin geçmişiyle hesaplaşıp, geleceğini ipotekten kurtarması..

            Türkiye için “laik” bir demokratik düzen mi istemektedir, yoksa Nisan 2003 içinde yayınlanan AB raporunda olduğu gibi “kemalizmden” vazgeçmiş Amerikan tipi ılımlı Müslüman-yeşil kuşak demokrasisi mi?

         Bitsin artık bu arabesk şarkı..

         “Türk”ü söyleyelim.

 - Geri -

 
 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |