"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

26 Şubat 2003


BİR AMERİKAN OYUNU: EGEMENLİK NASIL YİTİRİLİR

"Bir ulus varlığı ve hakları için bütün gücüyle, bütün ruh ve maddi gücüyle ilgilenmezse, bir ulus kendi gücüne dayanarak varlık ve bağımsızlığını sağlayamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Başarı için, ulusal güçlerin etken ve ulusal iradenin egemen olması ilkesi benimsenmelidir."
M. Kemal Atatürk·

M. Emin DEĞER

22 Şubat 2003 günü saat 11.25'de ETV'nin ekran altı yazılarında şu haber sıkça yinelendi: "ABD Dışişleri Bakanı Powell, Türkiye ile yapılan müzakerelerin ilerlediğini, yardım ile ABD askerinin Türkiye'de konuşlandırılması konusunda olumlu sonuca yaklaşıldığını söyledi."

Bir ekran altı haberindeki bu söylem Amerika'nın, 1940'ların sonunda saptadığı hedefe yarım yüzyıl sonra yaklaşmanın heyecan ve sevincini yansıtıyordu sanki.

23 Şubat günü ise NTV'nin 13.00 haberlerinde, "ABD'nin Türkiye'ye esneklik tanıyan yeni önerilerinde ilerleme sağlandığı.." ayrıca alt yazıda bir dakika kadar gösterildi. Anlaşılan ABD, iki gün önce "kararınızı 24 saat içinde vermezseniz ilişkiler kesilir" uyarısına esneklik getirmişti. Çünkü amacı, bir an önce Türkiye'yi savaş alanı olarak kullanmanın yolunu açmaktı.

Amerika bu konudaki amacından asla vazgeçmeyecektir. Çünkü Türkiye onun çıkarlarını sağlanması ve korunmasında çok önemli bir coğrafya parçasıdır!..

EGEMENLİK NASIL YİTİRİLİR

Amerika bizim yurdumuza bu açıdan bakmaktadır. Ortadoğu ve öteki alanlardaki çıkarlarına ulaşacak bir stratejik alan olarak. Ve her koşulda o alana yerleşmek istemektedir. Anayasasının hegemon ruhunu bu toprakları kullanarak yaşatmayı düşünmektedir. Oysa bir devletin toprakları kutsaldır, izinsiz girilemez, izin de ancak o devletin egemenlik haklarına saygı gösterilerek kullanılır. Morgenthau der ki:

"Egemenliğin yitirileceği diğer bir durum, daha önce bir devletin ülkesinin "girilmezliği" diye andığımız durumun ortadan kaldırılmasıyla meydana çıkar. Burada A hükümeti yerini kendi organları aracılığıyla A'nın ülkesinde kanun koyup uygulayan B hükümetinin otoritesine bırakmıştır. Artık kendi ülkesi üzerinde bütün yetkisini yitiren A hükümeti yalnız isim ve görünüşüyle yaşamaktadır."

Irak'a saldırı kararının uygulamaya konulmasıyla gündeme oturan, ABD'nin Türkiye'de askeri varlığıyla yerleştirilmesinde son adımlar atılmaktadır anlaşılan. Bunun anlamını irdeleyen çıkmadı. Çıkmayacak mı? Nedense en yetkili kişiler bile bu konunun arka-planını ya düşünmediler ya da üzerine gitmekten çekindiler, çekiniyorlar. Veya bunun olmazlığını düşünerek teselli buldular. Oysa bu ABD için asla vazgeçilemeyecek bir hedeftir. Çünkü bu onun için ta 1940'ların hesapları arasında öncelikli bu vardı. Öyle ki, o tarihten bu yana atılan her adım bu hedefe biraz daha yaklaştırıyordu Amerika'yı. Bu onun Sivas Kongresine geç de olsa bir cevabı mıdır?..1 Ya da böylece Lozan'ın intikamı mı alınmaktadır?

Çünkü dünyanın tüm egemen uluslarının imzaladığı Lozan'ı imzalamayan ABD, 1927 tarihine değin Türkiye cumhuriyetini tanımazdan geldi. 1927'de Büyükelçi yollamak istediğinde Lozan'ı imzalaması istenmiş, ama Lozan'ı imza için Kongre kararı alınamamış, yani Lozan Antlaşması reddedilmişti. Büyükelçinin kabulü için Modüs Vivendi uygulandı ve Amerika Türkiye'yi geçici bir anlaşmayla lütfen (bunun Türk halk dilindeki anlamı "kerhen, istemeyerek"tir) tanımış oldu.

Türkiye ABD ilişkilerinin temelindeki bu gerçek nedense bilinmiyor. Eğer ilişkilerin artalanı bilinmiş olsaydı, belki de günümüzün çıkmazına düşürülmezdi!. Bir dünya hegemonu ülkenin isterik amaçları karşısında tarihe karşı utanılası bir umarsızlığa teslim olunmazdı. Gerçekten umarsız mıyız?

Peki bizler, bu toprakları bir ulusal bilincin ayaklanmasıyla yurt yapan iradeyi hegemon / emperyal bir iradeye teslim mi edeceğiz? 80 yıl önce kadını erkeği çoluğu çocuğuyla bu topraklara atılan adımları kabul etmeyen ve bu uğurda kanını canını verenlere karşı borcumuzu, bu toprakları o gün alamayanlara buyur gel diyerek mi ödeyeceğiz!?..

Bu gün yanıtlanması ve tarih karşısında savunulması gereken soru bu olmalıdır. Ama, kimileri bu onur sorununu paraya çevirmeye kalkışıyor. Tarihimize kendimize leke sürdüğümüzün ayırdına bile varamıyoruz...

Gerçekten bu topraklarda Amerikan askerleri konuşlanacak mı? Niçin, nasıl, hangi amaçla? Biliyor muyuz. Bunu günü geldiğinde, haydi bu toprakları savunmak için ölüme gel, dediğimiz bu toprakların gerçek sahibine anlattık mı, anlatacak mıyız?

ABD LOZAN'I NEDEN TANIMADI

Son günlerin olayları, Amerika ile yapılan anlaşma ve ara anlaşmalar, 1927 tarihli Modus Vivendi ışığında, Lozan'ı tanımayan ABD'nin gerçek amacı düşünülerek değerlendirilmelidir. ABD askerinin Türkiye'de konuşlanmasına izin verildiğinde, Amerika'nın bu ülkeye, kendi çıkarları için geleceğini, bu topraklarda kendi yasalarını uygulayacağını bile bile, bunun bir işgal olduğunu düşünmemek, işbirlikçiliğin ve ihanetin ötesinde bir anlam taşır, ama bunu anlatacak sözcük de yoktur.

Denilecektir ki, her ülke bu tür anlaşmalarda kendi çıkarlarını koruyacaktır; bunun için de kendi hukukunun geçerliliğini sağlayacak hükümler konulmasında sakınca yoktur; bu bağlamda, ABD'nin, bu topraklarda asker konuşlandırmasına olanak sağlayan anlaşmanın 1. maddesindeki

"Karar Sureti'nde derpiş edildiği veçhile, Silahlı Kuvvetlerin kullanılması da dahil olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'nin Anayasası'na uygun her türlü harekete girişecektir."

hükmü sakınca yaratmaz. Elbet ABD kendi hukukuna göre hareket edecektir…

İlk bakışta doğru gibi görülecek bir mantık, ancak her konuda eşitler arasında ve karşılıklı olmak, karşılıklı eşitlik ve yükümlülük ilkesini bozmamak koşuluyla bile doğru değildir. Uluslararası ilişkilerde hep karşılıklı eşitlik ve yükümlülük ilkelerine bağlı kalmak koşulu önde gelir. Ancak bu sözde kalacak bir söylemdir. Çünkü, bir devlet bir başka devletin ülkesine o devlete yardım için ve kendi hukuk düzeninin geçerli olması koşuluyla gelir ve hele kendi Anayasası'nın geçerliliğini kabul ettirirse, burada kabul eden ülkenin egemenliğinin, egemenlik hakkının devri söz konusudur ki, kabul eden devlet artık bir başka hegemonun iradesine tabi olmuş demektir. Çünkü egemenliğin en ayırt edici ve asla ortaklık kabul etmeyen ilkesi; bir devletin kendi sınırları içinde hukuk düzenini kendi iradesiyle kurmak ve sürdürmek irade ve gücüdür. Kendi kurduğu devlet ve koyduğu hukuk düzenini o topraklarda yaşayan her birey ve kuruma uygulamak, egemenliğin olmazsa olmaz temel ilkesidir.

Egemenlik ve dolayısıyla bağımsızlığın olmazsa olmaz ilkesi şudur: Bağımsız ve egemen bir ülke topraklarının her noktasında tek irade etkendir. Ve bu irade, bir başka iradenin o topraklarda etkenliğini kabul edemez.

Hangi ad ve amaçla olursa olsun bir başka devletin bu topraklarda kendi devlet hukukuyla gelemez. Amerika'nın bizi savunma perdesi ardında kendi hegemonik amaçları için yıllardır ikili anlaşmalarla, kimi üslerde kendi hukukunu uygulaması egemenliğimizin hiçlenmesi değil midir? O günlerin bilinçsizliği bu günlerin bağımlığını doğurmuştur. Eğer tarih bilincimiz ve eğer ABD'nin amaçları ve tarihi bilinmiş, araştırılmış olsaydı ve eğer o dönemde Truman Doktrinine karşı çıkanların sözlerine değer verilseydi, bugünün çıkmazına düşürülmezdi.

Çünkü Amerikanın tarihi bu tür aldatmaların tarihidir. Amerika bunu geçmişte Küba'da uygulamış ve Küba ancak ulusal bir devrimle bağımsızlığına kavuşmuştur. Platt Değiştirgesi olarak tarihe geçen bir uygulamayla, ABD'nin Küba Anayasasına eklettiği hükümlere dayanarak Küba Amerikan toprağı sayılmış, Amerika'nın işgali meşrulaştırılmıştır. Amerika Filipinleri de benzer bir yöntemle bayrağı altına almış ve Filipinler'i Amerikan toprağına katmıştır. Çünkü bu ülkelerde kanun koyucu güç, yani egemen güç, yetkilerini paylaşmış, egemenliğini parçalanmazlığını göz ardı etmiştir.

EGEMENLİK HAKKI VE ULUSLARARASI POLİTİKA

Soruna Uluslararası Hukuk ve politika açısından bakalım, ABD Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörlerinden Hans. J. Morgenthau'nun bilimsel görüşlerini ele alalım. Prof. Morgenthau diyor ki:

"Egemenliğin yeri ikili bir ölçüye bağlıdır. a) Devletin hükümeti hangi anlamda hukuksal olarak diğer bir hükümet tarafından denetlenmektedir? Ve b) fiilen hangi hükümet devletin ülkesi içinde hükümetin görevlerini yerine getirmektedir?

Çünkü "Aynı toprak parçası üzerindeki egemenlik aynı anda iki ayrı otoriteye ait bulunamaz, yani egemenlik bölünemez."

Bu evrensel kurallar ve değerler gösteriyor ki, ABD askerinin Türkiye'de konuşlanmasından sonra, Türkiye'de yasa koyucu ve uygulayıcısı egemenlikten söz edemeyecektir. Yani, TBMM ve Hükümeti, bu topraklarda konuşlanan kimilerine kendi hukukun uygulayamayacağı için, onlar ulusal iradenin dışında kalacaklarından, Türkiye egemenliğini, ulusal iradesini Anayasasıyla birlikte gelen güçle paylaşmış olacaktır. Ve o andan sonra da, egemenlik parçalanmış olacağından, ülkenin bağımsızlığından da söz edilemeyecektir. Çünkü, bir başka irade kendi gücünü bu topraklarda egemen kılmıştır. Böylece ülkemiz ulusal iradenin değil, bir başka (ve hegemon/üstün) iradenin güdümüne girmiş olacaktır. Bu yalnız görünürdeki gelecek varsayımıdır. Anayasasıyla gelen ülke, buraya kendi çıkarları için geldiğinden çıkarlarının korunması için alınacak önlemleri bildirecek, TBMM'nin ve Hükümetin çalışma koşullarını düzenleyecektir.

ABD'nin Türkiye'de asker konuşlandırmasının sonucu, Türkiye'nin 80 yıl önce verdiği örnek savaşın kazanımlarını terk etmesi demektir ki, bunun hesabının verilebileceğini düşünemiyorum. Ama ulusal bilincimle düşündüğümde, ulusumun Mustafa Kemal'in şu sözlerini unutmadığına inanmak istiyorum:

"Egemenlik güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk ulusunun egemenliğine el koymuştu. Şimdi ulus bu saldırganlara, artık yeter diyerek bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor."

Kurtuluşumuz ulusal bilinç ve ulusal ruha bağlı kalmaktan geçer. Atatürk'ün şu buyruğu bize yol göstermelidir.

"Bir ülkeyi zorla ele geçirmek, ve işgal etmek, o ülkenin sahiplerine egemen olmak için yeterli değildir. Bir ulusun ruhu ele geçirilmedikçe, bir ulusun direnç ve iradesi kırılmadıkça, o ulusa egemen olmanın olanağı yoktur. Oysa yüzyılların doğurduğu ulusal bir ruha, sağlam ve sürekli bir ulusal iradesine hiçbir güç dayanamaz.."

Bu sözler bir ulusun varlığına ve bağımsızlığına sahip çıkma azminin temelindeki ulusal varlığın ruhundaki direnç ve iradeye işaret ediyor. O ruh eğer benzetilebilirse, bu ulusun enlerinde yüzyıllar boyunca hep var olmuştur. Muhtaç olduğumuz kudret işte o ruhta gizlen-miştir. Unutulmamalı ki, yok edilemezliği tarihinin her aşamasında göstermiş olan bu ulus kendini yeniden yaratacaktır O halde yeniden direnişe yol açalım..

ULUSAL DİRENİŞ İÇİN YENİDEN....

Bugünden tezi yok, yeni bir kurtuluş direnç ve ruhu ile yanlışlardan kurtulmanın yolları aranmalı ve Atatürk'ün 28 Aralık 1919 günü verdiği ve gençliğe seslenişinde yinelediği emrin gereği yerine getirilmelidir,

Haklarımıza ve varlığımıza sahip çıkmak için, Ulusal gücümüzü etken ulusal irademizi egemen kılacak bir düşünce yapısı, ulusun her bireyine aşılanmalı ve bunlara sahip çıkacak dirençle donatılmalıdır. Çünkü bakın Atatürk ne diyor.

"Bireyler düşünür olmadıkça, haklarını anlamış bulunmadıkça yığınlar istenilen yöne iyi ya da kötü yönlere sürüklenebilirler. Kendini kurtarabilmek için her bireyin ülkenin alınyazısıyla kendisinin ilgilenmesi gerekir."

Görülüyor, önce birey olarak kendimizi kurtaramayız. Emir en büyük komutandan. Evet haydi göreve, haydi kutsallığı tartışılmayan ulusal göreve, yeniden ulusal kurtuluşa yol açmaya!

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |