"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

27 Ocak 2003


BİZ NEREDE HATA YAPTIK
Osman Güney

Bana "niye yazıyorsun"diye soruyorlar; "ucunda paramı var"¸yada "bir işe yarıyor mu...." Hayır hiçbirisi değil. Bende onlara soruyorum: "dolan bardak, dolan testi ne olur..." Taşar değil mi, taşar!... o kadar... Bu ülkede epeyce bir zaman yaşamışsanız ve de biraz beyin, birazda ruh taşıyorsanız ve hala taşmamışsanız, kusura bakmayın ama sizde bir eksiklik var demektir...Taşmaktan maksat, ille de yazı yazmak. Nutuk atmak,haddini aşmakta değildir...Örneğin "delirmekte" de bir tür taşmaktır, "depresyonları" oynamak, "huzursuzluk",ya da "alkol" le samimi olmak... Neyse bu kılçıkları bir yana bırakıp konumuza gelelim. Evet, yazmak konuşmak gibidir; bir çeşit içini boşalmaktır (katarsız)... Özellikle tartışma adabı ve alışkanlığı olmayan toplumlarda hiç mi değil tek yanlı da olsa kişinin diyeceğini diyebilmesidir... Bunu psikiatrik bir tedavi metodu olarak da algılayabilirsiniz. İkincil olarak ben şahsen karınca kararınca, gördüklerim ve de saptadıklarım tarihe kalsın istiyorum; çünkü "söz uçar yazı kalır"; olur a bir gün bel ki bir okuyan çıkar diye düşünüyorum...

Aşağıda aktaracağım sıradan küçük olayları dilerseniz gelin beraberce okuyalım; Öyle seçmece filan değiller, hemen herkesin rastladığı ve belki de kanıksadığımız için artık dikkatimizi bile çekmeyen günlük olaylar bunlar... Bakalım, 21.Yüzyılın başındaki bir Türkiye manzaralarının fonunda neler görünüyor...

Olay bir: Adam yepyeni, gıcır gıcır bir araba almış, Uygun bir yere park edip alışveriş yapmayı düşünüyor... Tam o sırada ( belki de belediye zabıtasından kaçmakta olan) bir seyyar satıcı el arabası ile adamın son model arabasına bodoslama çarpıyor... Oto sahibi doğal olarak dışarı fırlıyor ve içgüdüsel bir tepkiyle "n' oluyor, ne yapıyorsun yahu" diye "el arabacı" ya çıkışıyor... Sonra ne mi oluyor; orada ne kadar insan varsa hepsi birden oto sahibini kınıyorlar ve "Bırak garibanı,ekmek parası derdinde zaten" diye adamı azarlıyorlar... Adam kravatlı ve çelebi, kavga etse edemez,polise gitse, adamın nesini alacak... Çökmüş kaportanın yanında, anlamsız bakışlarla öylece kalakalıyor...

Olay iki: İki arkadaş maça gitmeye karar vermişlerdi; hem de sıradan, uyduruk bir maça... Stada vardıklarında gerçektende ortalarda pek seyirci yoktu. Boş olan gişelerden birine doğru yöneldiler. Birden sakallı, hırpani kılıklı gençten birisi "bilet,bilet" diye önlerini kesiyor. Hayırdır inşallah, gişe bomboş, niye senden alalım,diyecek oluyorlar; " olur a fazla bileti var, elinden çıkarmak mı istiyor gariban" diye de düşünmeden edemiyorlar... Ama hayır, bıçkın hayta bu kez ; " az bir karla satıyoruz abi, yolumuzu bulalım dedik, hırsızlık mı yapalım yani..." diye dikleniyor... Belli ki zavallı geçinmek için bu iki yoldan başkasını bilmiyor... Ya karaborsacılık yapacak, ya da hırsızlık; tabii her ikisinin de mayası, yasaları hiçe sayan bir kaba kuvvet ve vurdumduymazlıktı... Fakat hırpani kılıklı bu genç de bir yurttaş olduğunu söylüyordu ve acaba daha kaç kişi idiler...

Olay üç: Arabasını caminin arkasındaki boş yerlere herkes gibi o da park ederdi. Birgün 14-15 yaşlarında esmer irice bir çocuğun parkı sahiplenmeye çalıştığını gördü. Çocuk önce yer göstermeye çalıştı, sonra "yıkayalım mı abi" dedi; daha sonra arabayı koruyacağını söyledi. İşin nereye varacağını bildiği için "sen nereden çıktın oğlum dedi" "biz arabamızı yıllardır buraya bırakırız, sen zarar vermezsen bir şeycik olmaz, hadi işine yavrum" diye tatlı sert çıkıştı. Akşam geldiğinde otomobilinin sol ön farını kırılmış buldu... Farı kıran koca kaldırım taşı ve far kırıkları hemen oracıkta duruyordu... Mafya özentisi "özel teşebbüscü" çocuk irisi tabii ki oralarda yoktu...

Olay dört: Yolun oratsında duran arabanın şoförü ile sol pencereden epeydir konuşuyorlardı. Arabalar arkalarında sıralanmış bu muhabbetin bitip yolun açılmasını "ya sabır" çekerek bekliyorlardı. En öndeki araba nihayet dayanamadı,"düt" diye ufacık bir ikaz kornası çaldı. Pencereye eğilmiş konuşan iri yarı cam yarması yaratık yavaş yavaş doğruldu ve ; " Patladın mı ulan" diye celallendi. Buna " hem suçlu hem güçlü" derlerdi ama, bu durumu düzeltecek ve utanma duygusu, ne toplum baskısı ve
ne de kanun korkusu vardı... Çam yarması ile cebelleşmeyi kimse göze alamadı; duymalıktan geldiler..." Demokrasi hani güçsüzleri korumak içindi" diye düşünmeden de edemediler...

Olay beş:Bilen bilir, Üsküdar Şemsi Paşa camisinin deniz tarafında, teknelerde balık ekmek beş yüze bine satılır ( Eminönü-Sirkeci rıhtımında öteden beri satıldığı gibi). İsteyen bu köhne teknelere konmuş bir iki uyduruk masaya geçerek de balık ekmeklerini yiyebilirler... Çığırtkanın ısrarlı davetine dayanamayan bir karı koca da balık ekmeklerini teknedeki muşanıbalı kırık masada yemeye karar verdiler... Elleri ve ağızları yağ içinde ( çünkü bidonlardaki el yıkama suyu rıhtımdaydı) çıkarlarken borçlarını sordular, Balıkçı öyle bir para istedi ki , neredeyse küçük dillerini yutuyorlardı... "Hani" dedi adam, "beş yüze bine diye bağırıyordunuz , bu nereden çıktı, burası Boğaz' daki bilmem ne restoran mı..." "Ne o beyim beğenemedin mi" diye yanıtladı, kocaman kırmızı burunlu tezgahçı ; "Aha işte deniz'se deniz, Boğaz'sa Boğaz, balık'sa balık,neyimiz eksik ki onlardan... " O sırada rıhtımdan bir belediye zabıtası geçiyordu, Bir papara ve nasihat da ondan yememek için hiç sesini çıkaramadı orta halli karı koca, yutkundular ve parayı verip çıktılar... Şaşırıp ta satış fişi falan istemeye kalksalardı, balığın üstüne garanti bir de okkalı dayak verler(miy)di, üstüne üstlük bir de deniz banyosu yaparlar(mıy)dı, valla bir de plaj parası veriler(miy)di; varın onu da siz düşünün... Doğrusu onlar maceranın o kadarına cesaret edemediler...

Olay altı: Delikanlı el arabasında muz satıyordu; hem de oldukça ucuza... Alan alıyor, memnun gidiyordu... Bir kilo da o istedi. Ucuz ya, dört muzdan birinin çürük olmasına sesini çıkaramadı... Fakat o da ne, naylon torba eline bayağı hafif geliyordu; "dünyada bu bir kilo gelmez" diye düşümdü... Şeytan dürtüyordu, çattırmadan yandaki bakkala girdi ve tarttırdı. Gerçekten de 850 gram gelmişti... Dönüp "bu bir kilo değil oğlum" filan diyecekti ki, muzcu bir sus işaret yapıp hemen ona bir muz uzattı... Artık dayanamadı bu genç muzcuya: "Oğlum siz nereden çıktınız, dininiz mezhebiniz nedir, yüce Allah her dinde ve mezhepte terazide hile yapmayı şiddetle haram kılmıştır" demeden edemedi... Neyse ki genç susacak kadar erdemliydi...

Olay yedi,sekiz... İstediğiniz kadar uzatabilir, ne fark eder ki... Üç aşağı beş yukarı hepsi birbirinin aynı... Ha bir, ha bin yozlaşma... Alınların " şah damarı patlamış..." Burası gerçekten Türkiye'miz mi... Hastalıklar ve pislikler herkesin gözleri önünde, artık gizleme gereği de duyulmuyor... İşte sloganlarımız: "Gücü güne yetene helal olsun"; "hak hukuk hak getire"; "kır şişeyi dön köşeyi"; "benim memurum işini bilir"; "bir kere delmekten bir şey olmaz";"devletin malı deniz, yemeyen domuz"; "adamını bul, madamını bul"... "Hani büyüklerimizi sayacak, küçüklerimizi sevecektik..." Yıllarca böyle haykırmadık mi... Hani yavrularımıza "haram lokma" yedirmezdik... Ne oldu bize... Adam güya seçim propagandası yapıyor: "Tüm vergileri kaldıracağım,tüm kitapları bedava dağıtacağım,üniversiteleri sınavsız yapacağım..."diye durmadan nutuk atıyor... " At bre Debreli Hasan at" , nasılsa " köpeksiz köyü" buldun ... "Bir elinde radyo, bir elinde televizyon", ekonomi,sosyoloji,ahlak mahlak hak getire, varsa palavra yoksa ylan... Olmaz, olamaz,Tanrım biz nerede hata yapyık; çare ne...

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |