 |
 |
 |
Avrupa Birliği'nde Stalin Dönemi Baskılar
YILMAZ DİKBAŞ
Avrupa Birliği’nin istatistik
işleriyle uğraşan bir kurumu var, adı EUROSTAT. Bizim,
Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) ile benzer konumda.
Avrupa Komisyonu’na bağlı bir birim olarak çalışan Eurostat,
AB’ye üye tüm üye devletlerin siyasi, toplumsal ve ekonomik
konularındaki istatistikî bilgilerini topluyor. Ayrıca,
kendisi de yaptığı araştırmalarla sürekli bilgi toplayıp
dosyalıyor. Yıllık bütçesi yaklaşık 150 milyon Avro
(Euro) olan Eurostat, bilgi bankasında biriktirdiği
çok önemli bilgileri özel sektöre satma yetkisine de
sahip.
Eylül 2003’de, AB Sayıştay Denetçileri Eurostat’ın hesaplarını
denetlediler. Bir dizi sahtekârlık, yolsuzluk ve usulsüzlük
yapılmış olduğunu ortaya çıkarıp üç ayrı rapor halinde
Avrupa Komisyonu’na sundular. Avrupa Komisyonu, Denetçilerin
ortaya çıkardığı sahtekârlık, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin
üzerine gideceğine; raporları gizlemeye, sahtekârlıkları
ve yolsuzlukları örtbas etmeye çalıştı. Ancak, Avrupa
Parlamentosu’ndaki bazı parlamenterler bu olayın üzerine
gittiler. Demokrasi, şeffaflık gibi sözcükleri dillerinden
hiç eksik etmeyen Avrupa Komisyonu üyelerinin (yani
bakan konumunda olanların) raporların içeriğini açıklamasını
talep ettiler. Raporları görüp okumakta ısrarcı oldular.
Onların, daha sonra medyaya da yansıyan bu girişimlerinin
nasıl bir süreçten geçtiğini öğrenmek için, parlamenter
Jeffrey Titford’u dinleyelim.
Jeffrey Titford, Avrupa Parlamentosu’na İngiliz siyasi
partisi UKIP’ten seçilerek katılan bir İngiliz parlamenter.
Eurostat’ta ortaya çıkan ve Avrupa Komisyonu tarafından
örtbas edilmeye çalışılan sahtekârlıların ve yolsuzlukların
ortaya çıkış öyküsünü bakın nasıl anlatıyor:
“Geçen hafta Strasbourg’da
çok ilginç günler yaşadık. Yaşadıklarımız, artık alışmaya
başladığımız Avrupa Parlamentosu’nun garip standartlarına
göre bile olağanüstü sayılacak nitelikteydi. AB Denetçilerinin
Eurostat’daki sahtekârlıkları ve yolsuzlukları ortaya
çıkaran üç raporun Avrupa Komisyonu’nun elinde olduğunu
biliyorduk. Aralarında benim de bulunduğum altı parlamenter,
bu raporları görmek istiyorduk. Avrupa Komisyonu ise
bu raporların gizli olduğunu söyleyip, yayımlamamakta
direniyordu. Biz, altı parlamenter, Avrupa Komisyonu’nun
bu tutumunu protesto eden bir eylem yaptık. Ağızlarımızı
beyaz tıkaçlarla kapatıp, raporları görmeye gittik!
Bu üç rapor, Eurostat’ta sahtekârlığın ve rüşvetin iğrenç
boyutlarını sergiliyor, daha kaba bir söylemle, vergi
mükelleflerinin cebinden yaklaşık 5 milyon Avro(Euro)’nun
nasıl aşırılmış olduğunu açıklıyordu.
Avrupa Parlamentosu ‘Bütçe Kontrol Komisyonu’ nun bir
üyesi olarak bu raporları görüp okumak benim hem görevim
hem de hakkımdı. Ama bakın, bu raporları görebilmek
için ne tür bir muameleye katlandım. Önce, raporları
gördükten sonra içeriklerini açıklamayacağıma dair bir
ifadeyi, tüm protestolarıma rağmen, imzalamak zorunda
bırakıldım! Raporları okumak üzere, Çarşamba akşamı
saat 21,30’da özel bir odada hazır bulunmamız emredildi.
Gittik. Önce üstlerimiz iyice arandı. Fotoğraf makinesi,
cep telefonu ve hatta not defteri bile taşımadığımızdan
emin oldular. Sonunda, bizleri korkutmaya çalıştıkları
belli olan güvenlik elemanlarının sert bakışları altında
raporları okumamıza izin veridi. Ortada, tıpkı Soğuk
Savaş yıllarınkine benzer bir durum vardı. Eğer sağ
olsaydı, Stalin o gece orada olanlardan eminim gurur
duyardı!
Şu duruma bir bakınız, bu raporlar yayımlanmayacak,
dolayısıyla herkes bunları okuyup olup bitenleri öğrenemeyecek
ve kendi yorumunu yapamayacak! Bu kabul edilemez davranış,
Avrupa Birliği’ndeki hastalıkların bir göstergesidir.
Şurasını unutmayınız ki, sizler ve ben, yani tüm vergi
mükellefleri, yalnız yapılan araştırmalar için para
harcamıyoruz, sahtekârlıklar ve rüşvet yoluyla çalınan
paralar da bizim ceplerimizden çıkıyor!
Bu iğrenç durumun tüm sorumluluğu, Avrupa Komisyonu’nun
üzerindedir. AB ülkelerinde yaşayan herkes, paralarının
kimler tarafından nasıl ve ne zaman zimmetlerine geçirilmiş
olduğunu bilme hakkına sahiptir!
En ağır sahtekârlık ve rüşvet suçlamalarıyla karşı karşıya
olan Avrupa Komisyonu’nun Başkanı Romano Prodi, her
zamanki gibi sadece özür diliyor, olanlardan haberi
bulunmadığını söylüyor! Yeteneksizliğin bundan daha
açık, bundan daha güçlü bir ifadesi olabilir mi? Her
şey apaçık ortadadır, Avrupa Komisyonu, AB’nin parasal
işlerinde kontrolü kaybetmiştir!
Avrupa Komisyonu üyeleri, kendilerini çok önemli kişiler
olarak görme sarhoşluğu içinde bulunduklarından, burunlarının
dibinde gerçekleşen multi-milyon Avro’luk sahtekârlığı
görememişlerdir! Böylece AB’nin gerçek yüzü bir kez
daha ortaya çıktı. Şeffaflık, sahtekârlık ve rüşvete
karşı sıfır-hoşgörü göstereceklerine dair yaptıkları
böbürlenmeler, tam bir soytarılığa dönüştü!
Gerçek şudur ki, Avrupa Komisyonu’nda gizlilik geleneği
sürmekte ve bizler, 1999 yılında sahtekârlık ve yolsuzluklarla
suçlanmış Avrupa Komisyonu üyelerinin toptan istifasıyla
ortaya çıkan skandal günlerinden daha ileride değiliz.
Raporları okuduktan sonra şunları söylüyorum: Daha da
kötü günler göreceğiz!
Peki, İngiltere’nin bu çok pahalıya mal olan pisliğin
içinden çıkıp kurtulma zamanı artık gelmedi mi?”
Yukarıdaki sözlerin,
Avrupa Parlamentosu’ndaki bir parlamentere ait olduğunu
bir kez daha hatırlatma gereğini duyuyorum.
Avrupa Komisyonu’na bağlı Eurostat’da ortaya çıkan sahtekarlık
ve yolsuzluklar hakkında, yine bir parlamenter, Chris
Heaton-Harris ise şunları söylemekteydi:
“Çok büyük çaplı bir
örtbas olayı ile karşı karşıya olduğumuza inanıyorum.
Avrupa Komisyonu, sahtekârlık ve yolsuzlukları araştırmak
için hiçbir girişimde bulunmamış, bu iddialar gazetelere
yansıyıncaya kadar ilgi bile göstermemiştir!”
AB hesaplarının onaylanması Avrupa Parlamentosu’na geldiğinde,
Mart 2003’de, Alman parlamenterler öfkeli konuşmalar
yaparak Avrupa Komisyonu’nu, bir skandala ulaşan boyuttaki
sahtekârlık ve yolsuzlukları gizlemekle suçladılar.
Ağır eleştiri ve suçlamalar karşısında kalan Avrupa
Komisyonu’nun ekonomiden sorumlu üyesi Pedro Solbes,
ilk kez, kamu parasının birileri tarafından zimmete
geçirilmiş olduğunu kabul etmek zorunda kaldı ve bu
duruma uzun bir süre göz umulmuş olduğunu da itiraf
etti!
Yine aynı konuda, Avrupa Parlamentosu’nun Hollandalı
parlamenteri Erik Meijer de şunları söyledi:
“Bir kez daha, bazı AB
yetkilileri vergi mükelleflerinin paralarını çalarken
suçüstü yakalanmışlardır! Uzun vadeli çözüm, AB kurumlarının
baştan aşağı yeniden yapılandırılmasıdır. Kısa vadede
ise, Avrupa Parlamentosu bir soruşturma başlatmalı,
sanık ve tanıkları ifade vermeye çağırmalıdır.”
Avrupa Birliği içindeki
sahtekârlık, rüşvet ve yolsuzlukları ortaya çıkarmaya
çalışanların başına neler geldiğini gördünüz. Avrupa
Parlamentosu’ndaki parlamenterlerin çok ağır ve çarpıcı
eleştiri ve yargılarını da okudunuz. Şimdi bir de, Türkiye’de
AB bayraktarlığı yapanların sözlerine bir göz atar mısınız?
AB Uzmanı Prof. Dr. Eser
Karakaş:
“AB, bizim ciddiyetini anlayamadığımız kadar bir hukuk
topluluğudur.”
Prof. Dr. Güngör Uras:
“Türk halkı hukukun ne olduğunu görecek... Hak-hukuk
sorunu ortadan kalkacak. Vergi kaçakçılığı, kara-para
sorun olmaktan çıkacak.”
Dünya Vatandaşı olduğunu
söyleyen Prof. Dr. Mehmet Altan:
“Üyelik bir yöntem olarak, bana refah, mutluluk ve özgürlük
kazandıracak. Türkiye, vatandaşı için zenginlik ve özgürlük
üreten bir yönetim biçimine kavuşmuş olacak.”
Yorum yapmak sizden!
|
 |