 |
 |
 |
28 Şubat 2005
CUMHURBAŞKANI’na AÇIK MEKTUP
Yılmaz DİKBAŞ
Sayın Ahmet Necdet Sezer,
Cumhurbaşkanı
Temelleri 25 Mart 1957’de
Roma’da atılan Avrupa Birliği (AB )’nin
Anayasası, 29 Ekim 2004 günü Roma’da
AB’nin 25 Üye Devleti’nin devlet ya da hükümet başkanları tarafından imzalandı.
12 Ocak 2005 tarihinde de Avrupa Parlamentosu’nda oy çokluğuyla kabul edildi. AB Anayasasının
yürürlüğe girebilmesi için, 25 Üye Devlet’in tümünün birden, ya referandum
(halkoylaması) ya da meclis kararıyla, Kasım 2006’ya kadar Anayasasyı
onaylamaları gerekmektedir.
25 Üyeli ve yaklaşık 455
milyon nüfuslu AB’nin; yasama, yürütme
ve yargı organları bulunmaktadır. Anayasası, Euro adında parası, bu parayı
basan merkez bankası, bütçesi, bayrağı ve marşı bulunan AB, kendi ordusunu da
kurma hazırlıkları içindedir. Avrupa Birliği bu yapısıyla artık bir Avrupa Devleti olarak algılanmakta,
hatta bazı etkili çevreler bu yeni yapıya, ‘Süper
Avrupa Devleti’ demektedirler.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Eğer Avrupa Birliği, bir Avrupa Devleti’ne dönüşmüşse, ki eldeki
tüm veriler bunu göstermektedir, bu yeni devlet aynı zamanda Egemen bir devlet olmalıdır da. Böyle
olunca da, ona katılan 25 Ulus-devletin de ayrı ayrı Egemen olduklarından söz
etmek mümkün olamayacaktır. Çünkü, Egemenlik,
başkalarıyla bölüşülmeyen, paylaşılmayan ve bir parçası dahi devredilemeyen
bir güçtür. Öyleyse, 25 Üye Devlet, Avrupa Birliği’ne katılırken, kendi ulusal egemenliklerinden
vazgeçmişlerdir. Bu durumdan çıkarılan kaçınılmaz sonuç şudur ki, Türkiye de, AB’ne üye olduğunda,
ulusal egemenliğinden vazgeçmek zorunda
kalacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Bugüne kadar yaptığınız sözlü ve yazılı birçok açıklamada,
Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne katılmasından yana olduğunuzu çok açık ve net
olarak ortaya koymuş bulunmaktasınız. Bu açıklamalarınızdan
sadece üçünü aşağıda hatırlatmak istiyorum:
·
Yemin ederek
göreve başladığınız 16 Mayıs 2000 tarihinde, TBMM’de yaptığınız teşekkür
konuşmasında şöyle diyordunuz: “Kendi
içine kapalı kalması olanaksız olan ülkemizin, Avrupa Birliği’nin benimsediği
uygarlık değerleriyle bütünleşmesi zorunludur.”
·
12 Ocak 2001
tarihinde Çek Cumhuriyeti’ndeki geziniz sırasında, Çek Cumhurbaşkanı Vaclav
Havel’in verdiği yemekte yaptığınız konuşmada şunları söylüyordunuz: “Cumhuriyetimizin
kurucusu Büyük Atatürk’ün başlattığı demokratik, toplumsal, kültürel ve
ekonomik reformları süratle tamamlayarak tam üyelik için hazırlanıyoruz. Avrupa
Birliği’ne tam üyelik her dönemde Türk halkının
ve hükümetlerinin ereğini oluşturmuştur.”
·
8 Ekim 2004
tarihinde ise AB’den yana karalı duruşunuzu çok daha keskin sözcüklerle şöyle
açıklıyordunuz: “Biz,
mutlaka Avrupa Birliği üyesi olma hedefinden vazgeçmiyoruz. Bu hedeften geri
dönmeyeceğiz. İnanıyorum ki bir gün bu hedefe ulaşacağız.”
Sayın Cumhurbaşkanı,
Aynı zamanda hem ulusal egemenlikten hem de Avrupa Birliği’nden yana olmak
artık mümkün değildir!
Avrupa Birliği’ne katılmayı
istemek demek,
ulusal egemenlikten
vazgeçmeye razı olmak demektir!
Sayın Cumhurbaşkanı,
Sizin, ulusal egemenlikten vazgeçme gibi ne bir yetkiniz ne de hakkınız
vardır. Size, göreve başlarken TBMM önünde, Anayasanın 103. Maddesine göre
andiçerken söylediklerinizi hatırlatmak istiyorum: “...milletin
kayıtsız ve şartsız egemenliğni koruyacağıma...Büyük Türk milleti ve tarih
huzurunda namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”
Türk Milletinin egemenliğini
koruyacağınıza, namusunuz ve şerefiniz üzerine andiçtikten sonra Avrupa
Birliği’nden yana olmanız
mümkün
değildir!
Sayın Cumhurbaşkanı,
Göreve başladığınız 16 Mayıs
2000 tarihinde, yemin ettikten sonra TBMM’de yaptığınız teşekkür konuşmasının
bir yerinde şöyle diyordunuz:
“Kuşku yok ki, egemenliğin asıl kaynağı
kayıtsız ve koşulsuz sahibi Türk Ulusu’dur ve ebeddiyen öyle olacaktır, öyle
kalacaktır.”
Ama artık tüm Avrupa’da
açıkça bilinmekte ve dillendirilmektedir ki; Avrupa Birliği’ne katılan
ulus-devletler, egemenliklerinden vazgeçmek zorundadırlar. Bu nedenle, eğer
Türkiye de, sizin arzu ettiğiniz gibi, bir gün Avrupa Birliği’ne katılırsa, ulusal egemenliğinden vazgeçmek zorunda
kalacaktır! Yani, Türk Ulusu, egemenliğin ebeddiyen sahibi kalamıyacaktır!
Sayın Cumhurbaşkanı,
Avrupa Birliği’nden yana olan
konumunuzu açıklarken, aynı bağlamda Cumhuriyetimizin kurucusu büyük
Atatürk’ten söz etmenizi ve sanki, ‘Bağımsızlık
benim karakterimdir’ diyen anti-emperyalist
devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü de Avrupa Birliği yanlısı olabilirmiş
gibi gösterme çabanızı anlaşılmaz olarak görmekteyim.
Atatürk’ün, bağımsızlık ve
egemenlik üzerine söylemiş olduklarını okumamış olmanızı elbette düşünmem bile
mümkün değildir. Ancak, yine de , büyük
devrimcinin ulusal egemenlikle ilgili bir çift sözünü burada dile
getirmeden geçemiyorum:
·
“Kayıtsız
şartsız tabiri ile belirtilen egemenliği, milletin üzerinde tutmak demek, bu
egemenliğin bir zerresini, sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama
vermemek, verdirmemek demektir.”
·
“Egemenlik,
hiçbir mana, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve belirtide ortaklık kabul etmez.”
Sayın Cumhurbaşkanı,
Cumhurbaşkanı olarak ne siz,
ne de sizden sonra gelecek hiçbir cumhurbaşkanı, Türk Ulusu’nun egemenliğinin bir zerresini dahi, Avrupa Birliği denilen
Avrupa Devleti’nin başkenti
Brüksel’e
ne verebilir, ne de verdirebilir!
Sayın Cumhurbaşkanı,
Çok türlü nedenlerle çok
kaygılı günler yaşamakta olan
Büyük Türk
Milleti’nin huzuruna çıkıp, Avrupa Birliği’ne katılmaya karşı olduğunuzu ilan
etmenizi Türk milletinin haklı talebi olarak düşünmekteyim.
Saygılarımla,
Yılmaz Dikbaş, Y.Müh.
|
 |