 |
 |
 |
SEN KİMSİN?
Prof. Dr. Mahir AYDIN
Yeni bin yıla
girdiğimizden beri, olaylar anlaşılmaz oldu. Gelişmeler
düz mantık kurallarına bile uymuyor. Nedenler sonuçlarıyla
örtüşmüyor. Birinden biri yanlış ama, hangisi? Belki
de asıl sorun, olayları yönlendirenlerde. Bu, ya tarih
bilgisi eksikliği olmalı ya da erdem yoksunluğu.
Son beş yıllık politika1ann içinde insan yok. Ama hepimiz
insanız. Robotlaşma aşamasına henüz gelemedik! Avrupa,
ABD'nin “dev aynası”na dokunmuyor. İlkesiz Blair'den
başka, ona destek veren Avrupalı yok. Avrupa, usta pehlivan
gibi. Son oyununu, kendine saklıyor. Ama ABD İmparatorluğu
gittikçe tükeniyor.
Aynı yanlış politikayı, küçük ölçekte biz yaşadık. Son
20 yıldır, şirket mantığı ile devlet yönettik. Şirketler,
kar amaçlıdır. Oysa devlet kar etmez. Yalnızca ulusun
çıkarını gözetir. Kimi sektörde sürekli verir, uzun
süreçte kazanır. Kiminde alacağına şahin kesilir, affetmez,
Devlet affederse, halk acınacak duruma düşer.
Bugün ABD, uluslararası şirketlerin terminatörü. Bu
role öyle koşullanmış ki, ateşe yaklaşan pervane böceği
gibi. Yaklaştıkça yanıyor, yandıkça daha çok yaklaşıyor.
Afganistan kolay ülkeydi. Defteri çabuk dürüldü. Amaç,
önümüzdeki dönemin olası süper gücü Çin ve Hindistan'a
komşu olmaktı. İşlem tamamlandı. Sıra Irak' a gelince,
bu kez işler çatallaştı.
Kolay mı? Burası, Ortadoğu. Yok, yok! Çünkü Ortadoğu
terimi, İngiltere'ye göre. Burası dünyanın merkezi.
Bu toprakları anlayabilmek için; tarih doktorası gerek
Öyle Kurukafa ve Kemikler gibi, mezarlık mantığı ile
olmaz. Üç büyük dinin yanında sonradan türeme mezhebin
lafı mı olur?
Boş verelim. Onlar, ölü ideolojiler ile hareket edebilir.
İnsanlığı, sırtına binilesi eşek gibi de görebilir.
Bu politikalar; katı, acımasız ve çağ dışıdır. Karşıtlarını,
kendisiyle birlikte getirir. Hiçbir zaman geniş kitlelere,
insanlığa mal olamaz. Sonunda, bir kör kuyuda unutulup
gider.
Gelibolu belgeselini izledik. Emeği geçenlerin eline
sağlık. Uzun ve yorucu bir çalışmanın ürünü. Ama içinde
Çanakkale ruhu yok! O uzak diyarlardan gelen insanlar,
herhalde dostluk için toplanmadılar.
Amaç, uzak ülke insanlarının dostluğu olsaydı, Çanakkale'ye
gerek yoktu ki. İstanbul Boğazı'nı geçmek üzere, Ahırkapı
önlerinde bekleyen gemiler için, bir platform yapılırdı.
Orada buluşan denizciler, çok daha renkli ve çeşitli
dostluklar kurardı.
Konuyu küçümsemiyorum. Tersine, değerinin başkalaştığım
düşünüyorum. 'Ulusal dayanışma'ya çok gereksinim duyduğumuz
bu günde, konuyu genel psikoloji çerçevesinde ele almak,
fazla lüks. Oysa Çanakkale; emperyalist İngiltere ve
Fransa'nın, Türkler üzerinde ölüm kustuğu yerdir. Yoksa
ne anlama gelirdi şu dizeler. "Ölüm indirmede gökler,
ölü püskürtmede yer." Çanakkale, Anadolu'nun ilk
kez vatan olarak algılanışıdır. Ve Mustafa Kemal'in
yeniden doğuşu. Kurtuluş Savaşı'nın ön hazırlığı, Türk
ulusunun ölmediğinin kanıtıdır. Türk ordusunun, doğru
komuta ile neler başarabileceğinin göstergesi. Ve de
emperyalistlerin, boy ölçüsü'nün alındığı yerdir.
Osmanlı çökerken, şair Ziya Paşa, “Kanun diye diye,
kanun tepelendi” demişti. Günümüzde, özgürlük diye diye,
özgürlükler zıvanasından çıktı. Azınlıkların özgürlüğü
var da, Türkiye'de Türklerin özgürlüğü, hakları yok
mu? Türkiye, kimsenin yedek vatanı değildir. Türkler
Türkiye'de, onuruyla ve özgürce yaşamak için vardır.
Kimseye keyif bağışlamak için değil!..
Mersin'de Türk Bayrağı'nı yakma girişimi, bu hassas
tabloya bir örnek Türk ordusu, yerinde ve haklı tepkisini
gösterdi Sözde vatandaşlara, bu "sabrı yanlış anlamayın!
dedi. Yazık, kullanılıyorlar! Aynı oyunu, 1878 - 1918
arasında Ermeniler konusunda izlemiştik.
Bugün Sivil Toplum örgütlerine büyük görev düşüyor.
Yüksek sesle ve içtenlikle tavır koymaları gerek. Değilse,
dilleri altındaki baklayı çıkarmasınlar.
Ama sonsuza dek sussunlar. Türk insanı alçak gönüllüdür.
Hiçbir ülkede olamadığı kadar, yetinmesini bilir.
Ulusal değerler söz konusu olursa da, kimse tutamaz.
Bu boyutta, Cumhurbaşkanımızdan sade yurttaşımıza kadar,
herkes aynı çizgidedir. Bu duruş Türkiye'nin gücüdür,
gurur tablosudur.
Osmanlı çökerken Türkler, kendi kendine şu soruyu sormuştu:
Ben kimim? Sonra kendini tanımış, ayırmış ve Türkiye
Cumhuriyeti'ni kurmuştu. Günümüzün kaygısı ise başka
bağışlayın ama, bu destursuz ve zevzek gidiş, nereye
varır? Korkarım böyle giderse, bir gün Türkiye'de şu
soru sorulacak:
Sen kimsin?
|
 |