|
29
Ocak 2003
IRAK
OLAYI: NE OLUYOR, NE OLACAK
Kemal YAVUZ, Orgenerel (E)
Türkiye savaş istemiyor.
Zira, dışında da kalsa, içinde de olsa, Irak'a
yönelik bir askeri harekat sırasında ve sonrasında,
ciddi risklere maruz kalacağını biliyor.
Bununla beraber kabul etmek gerekir ki, bazı uluslararası
olaylar, isteminize bağlı olmaksızın, inisiyatifinizin
dışında, sizden daha güçlü unsurlarca oluşturulabiliyor.
O zaman yapılması gereken, değişik yol ve metotlar
kullanarak, olayları mümkün olduğu kadar, kendi
görüşünüz istikametinde yönlendirmeye çalışmaya
devam ederken, bunun mümkün olamayacağı ihtimaline
karşı da, olaydan en az etkilenecek ve de mümkünse,
oluşacak yeni istifadelerden pay sahibi olacak
durumlar yaratmak olmalıdır. Zira, dış siyasette,
bir 'Yapmak istedikleriniz' vardır, bir de 'Yapabildikleriniz'.
Reel politika, 'akıl'a dayanır ve 'realiteleri
kabul' ile 'alabileceklerinizin azamisini almayı'
hedefler.
Türkiye şu sırada, savaşı önlemeye ve önleyemeyeceği
durumda, savaştan en az etkileneceği şartları
oluşturmaya çalışıyor. Bunun için, peşin ve geniş
açılı üstlenmelere girmekten özenle kaçınıyor.
Bunu sağlamak için, mevcut milli ve uluslararası
hukuksal ve siyasal zorunlukları kullanmaya çalışıyor.
Bu konuda üç temel enstrüman mevcut. En önemlisi,
Anayasa'nın 92'nci maddesi. Bu maddeye göre, 'Milletlerarası
hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına
ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası anlaşmaların...
dışında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere
gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin
Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi TBMM'nindir.'
Burada dayanak, 'Milletlerarası hukukun meşru
saydığı hallerde' ifadesi, zafiyet ise, 'milletlerarası
anlaşmaların' oluşturduğu istisnadır. Bu konudaki
bir diğer hukuki belge, NATO Antlaşması'nın 5'inci
maddesidir. Bu madde, NATO üyelerinden birine
bir silahlı saldırı halinde, diğer üyelerin, saldırıya
uğrayan ülkeye yardımcı olmayı üstlenmesini sağlamaktadır.
Fakat burada iki önemli nokta var. Birisi, silahlı
saldırıya uğrayan ülkenin, 'Bir NATO ülkesi' olması,
diğeri 'silahlı saldırıya' uğramış olmak. Oysa
bu olayda Irak'ın herhangi bir NATO ülkesine 'Silahlı
saldırısı' bahse konu değildir. Bununla beraber
ABD; 1'inci Körfez Harekatı'nda bu maddeyi işleme
koydurmuştur. Gerçekte, Kuveyt bir NATO ülkesi
değildi, ama bir 'silahlı saldırı' vardı. İçinde
bulunduğumuz olayda, böyle bir durum da yok. Ayrıca,
NATO Antlaşması'nın bir temel kuralı da, her türlü
kararın, üyelerin oybirliği ile alınmasıdır. Yani,
bu konudaki bir kararı, Türkiye Cumhuriyeti (yani
TBMM) uygun görmezse onaylamaz ve karar da uygulanamaz.
Üçüncü bir hukuki dayanak, BM Güvenlik Konseyi'nin
1441 sayılı kararıdır. Bu karar Irak'a, BM Silah
Denetçileri'ne karşı yükümlülükler getiriyor ve
onlardan bu konuda 27 Ocak tarihine kadar bir
rapor istiyor. Burada önemli olan nokta, bu rapora
göre, 'yeniden değerlendirme yapılacağının' ifade
ediliyor olmasıdır. Bu üç hususu, olayın hukuki
çerçevesini ortaya koymak için açıkladım.
Başta belirttiğim gibi, Türkiye savaş istemiyor-ki
şüphesiz en doğru karar budur-Fakat görünen o
ki, savaşı önlemek de elinde değil. O zaman, yukarıdaki
hukuki dayanakları kullanarak ve de bu çerçeve
içinde kalmaya dikkat ederek, konu ile ilgili
siyasi manevralarını oluşturmaya çalışıyor.
ABD'nin bu konudaki istekleri, bilindiği gibi
bazı havaalanları ve limanların, askeri harekat
için kullanılmak üzere tahsisi, Güneydoğu ve Anadolu'da
Irak sınırı yakınında, önemli sayıda bir kuvveti
konuşlandırmak üzere 'Yığınak Bölgeleri' talebidir.
İsteğin birinci bölümü, 1'inci Körfez Harekatı
sırasında uygulandığı cihetle, 'Karşılanabilir'
niteliktedir. Fakat ikinci bölümü, üzerinde çok
düşünmek gereken bir husustur. Bu uygulamanın,
bu harekatta yaratacağı problemler bir yana, hava
alanlarının daha önceki tahsisinin bugün yarattığı
duruma benzer şekilde, bugün bu harekat için topraklarımızda
yabancı kara birliği konuşlandırılmasına gösterilecek
hoşgörü, gelecekte başka olaylar için bir 'Hak
talebi' doğurabilecektir.
ABD'nin talebi, Irak'a kuzeyden büyük çapta bir
kara harekatı planladığını ortaya koymaktadır.
Böyle bir uygulama, bir yandan, topraklarımızın
bu harekatı için kullanılmasına gösterdiğimiz
hoşgörü yüzünden, Irak'la bizim aramızda, açık
bir 'Savaş Durumu' yaratırken, diğer yandan böyle
bir harekatın Kuzey Irak'ta yaratacağı askeri,
siyasi ve sosyal kalıcı etkileri de dikkate almak
gerekmektedir. Bu etkilerin en önemlisi, şüphesiz
bölgedeki Kürtler'in durumudur. Kürt faktörü,
büyük ölçüde, PKK faaliyetleri ile ABD'nin dikkatini
çekmiş ve bu faaliyetin başarı ihtimalinin artmasına
paralel olarak ABD'nin desteğine sahip olmuştur.
1'inci Körfez Harekatı sonrasında ABD, Kürt faktörünün
Irak olayında önemli bir unsur olduğunu fark etmiş
ve konuya sahip çıkmıştır. Bu sahiplenmeye paralel
olarak da Kürtler, bu durumu istismar etmeye ve
kendilerine toplumsal ve siyasal bir statü sağlamaya
yönelmişlerdir. Mahalli seçime dayalı bir parlamento
oluşturmuşlar ve sonra, kendilerine 'Bağımsız
Devlet' statüsü kazandıracak uygulamalara, adım
adım yönelmişlerdir. Bu yönelimde, kendilerine
her konuda en ziyade ABD yardımcı olmuş ve onları,
Kuzey Irak'ta dikkate alınması gerekli, bir 'Güç
Odağı' haline getirmiştir. Türkiye, bu durumun
kendisi için yaratacağı tehlikenin bilincinde
olarak, gelişmeleri yakından izlemiş ve alınması
mümkün tedbirleri almak ve girişilmesi mümkün
girişimlerde bulunmaktan geri kalmamıştır.
Sonuçta gelinen nokta şudur: Bugün Kuzey Irak'ta,
kısmen paramiliter, 40 bin kişi olarak tahmin
edilen silahlı Kürt mevcuttur. Bunlar, sayıları
muhtemelen 600'ü bulan açık veya örtülü ABD personeli
tarafından eğitilmekte ve bir 'Devlet Düzeni'
içinde teşkilatlandırılmaktadır.
Şimdi bu durumda ABD, 'Ben Kuzey Irak'a Türk topraklarını
kullanarak, kara harekatı yapacağım' demektedir.
Böyle bir harekat ABD'ye, Saddam'ı iki cepheli
bir muharebeye zorlayarak, kısa sürede yenilgiye
sürüklerken, diğer yandan, Bağdat'ın bütün çıkış
yollarını aynı anda tıkayarak Saddam'ın Bağdat
içinde sıkışıp yok edilmesini de sağlayacaktır.
Ayrıca, şüphesiz ki böyle bir uygulama, Irak'ın
Bağdat'ın küzeyindeki petrol sahalarının, kimse
sahiplenmeden, ABD'nin denetimine geçmesini temin
etmiş olacaktır.
Peki, bu harekat karşısında Türkiye'nin durumu
ne olacaktır ve ne olmalıdır? Türkiye, bu harekat
için topraklarının kullanılmasını kabul etmezse,
ABD bu harekatı yapamaz mı? Ürdün'ü veya Doğu
Akdeniz'i kullanarak yapar. Fakat, Musul ve Kerkük'ün
Ürdün'e olan mesafesi 600 km., Doğu Akdeniz'e
ise 880 km. dir. Oysa, Türk sınırından Musul 110,
Kerkük 280 km.'dir. Türkiye'nin dahil veya yardımcı
olmadığı böyle bir harekatın sonucu ne olur? ABD;
çok daha riskli ve masraflı bir operasyonla, Kuzey
Irak'ı kontrolü altına alır. Ve fakat, bu ilave
masrafı ve riski, takip eden uygulamalarıyla Türkiye'ye
ödetir. En önemlisi, kuracağı bir 'Kürt Federe
Devleti' üzerinde Türkiye'ye söz hakkı tanımaz.
Diğer bir alternatif olarak, bir şekilde Türkiye'nin
imkanları kullanılarak, Kuzey Irak'a bir kara
harekatı nasıl uygulanabilir? ABD'ye kalırsa,
bu harekatı tek başına yapabilir. Ama, gerekli
görüyorsa Türkiye de, kısıtlı sayıda askeri birlikle,
kendi yanında ve tespit edilecek 'Kırmızı Hatlar'
içinde koşulu ile bu harekata katılabilir.
"Kırmızı Hatlar" ne demektir? "Kırmızı
Hatlar", Türk silahlı Kuvvetlerine Kuzey
Irak'ta harekat serbestisi verilebilecek bölgeleri
gösteren sınırlardır. Bu bölge muhtemelen, Kuzey
Irak'ın batısındaki Türkmen bölgesini kapsayacak
ve Musul-Erbil çizgisinden daha güneye inmeye
müsaade etmeyecek kısıtlamalar getirecektir. Yani,
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'ın doğusundaki
Kürt Bölgesine ve güneydeki petrol sahalarına
müdahalesine müsaade edilmeyecektir. ABD'nin Kuzey
Irak harekatı için öngördükleri, özet olarak,
budur.
Bu "Kırmızı Hatlar" meselesi çok önemlidir..
1. Körfez Harekatının peşinen uygulanan ve ABD
ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin kısmen bir arada
yürüttüğü "Çekiç Gücü Harekatı"nda,
çok "Olumsuz" durumlar yaşanmıştır.
Ondan çok daha kapsamlı olacak bu harekatta, olumsuzluktan
çok daha önemli durumlarla karşılaşmak pek olasıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu durumu bilerek,
tedbirlerini ona göre alması doğaldır.
ABD'nin böyle bir planlaması karşısında TSK, muhtemelen
ne düşünmektedir? - Bütünü ile kişisel bilgi ve
kanaate dayanarak - bu konuda şöyle bir değerlendirme
yapılabilir. Kuzey Irak'a karşı yapılacak bir
askeri harekat, ister Türk topraklarını kullanarak,
isterse kullanmadan yapılsın, yaratacağı sonuçlar
itibarıyla, Türkiye Cumhuriyeti'nin gününü ve
bilhassa geleceğini önemli ölçüde etkileyecektir.
Bu sonuçlar üzerinde TC'nin etki ve söz sahibi
olabilmesi için, bölgede, geçici süre için de
olsa, TC'nin silahlı gücünün varlığı bir zarurettir.
Bu gücün, yeterli etkinliği sağlayabilmesi, bölgeye
girecek ABD gücüne yakın bir imkan ve kabiliyette
olmasını gerektirir.Bunu başka bir şekilde ifade
edersek, bölgeye girecek ABD askeri gücünün, Türk
askeri gücü dikkate alınarak, kısıtlanması gerekebilir.
Ve bütün bu kararlar, doğaldır ki, hükümet tarafından
alınmış ve TBMM'ce onaylanmış olmalıdır.
Sonuç olarak, Irak'a yönelik muhtemel bir askeri
harekat için TC'nin ortaya koyması gereken esaslar
şunlar olabilir:
· 'Uluslararası
Siyasi Meşruiyet' mutlaka talep edilmelidir.
· 'Milli Meşruiyet' için, TBMM'nin by-pass edildiği
uygulamalardan kaçınılarak, onun ikna edilmesi
ve olurunun alınması esas olmalıdır.
· Türkiye'nin bir 'Cephe Ülkesi' haline getirilmesi
ve yabancı askerlerin topraklarımızda uzun süre
kalması, kabul edilmemelidir.
· Harekat sonrası, Irak'ın toprak ve yönetim bütünlüğü
ve mevcut halkın statü eşitliği, ABD tarafından
ve yazılı olarak garanti edilmelidir.
· Türkiye'nin maruz kalacağı doğrudan ve dolaylı
maddi zararların, doğrudan ve dolaylı karşılanması,
harekat öncesi, garanti altına alınmış olmalıdır.
Fakat bu konuda, hesapsız kitapsız taleplerle
ortaya çıkmak ve konuyu bir 'Ver parayı, al karayı'
haline getirmek çok seviyesiz bir tutumdur. Bu
olayı, bir para kaynağı gibi görmekten çok daha
ziyade, olayın yaratacağı yeni siyasal coğrafyada,
akılcı pozisyonlar kazanmak çok daha önemlidir.
· Savaşın, bir 'Koalisyon Savaşı' haline getirilmesine
çalışılmalı ve bunun için NATO ve bölge ülkelerinin
olaya katılımı sağlanabilmelidir.
· Kuzey Irak'ta uygulanacak askeri harekatta,
'Emir Komuta Düzeni'nden, harekatın ve yetkililerin
mümkün olan en küçük teferruatına kadar önceden
tespit ve kayıt altına alınmış olması, gerek harekat
ve gerekse harekat sonrası için, hayati önem taşıyacaktır.
· Yukarıdaki hususların sağlanabilmesi için, öncelikle,
içte (TBMM- Hükümet-Muhalefet arasında) güçlü
bir uyum oluşturulmalıdır.
· Savaşa katılmak, kaçınılmaz hale gelecek ise,
mutlaka Türk kamuoyunun bu konuda erkenden aydınlatılması
ve ikna edilmesi gereklidir.
· Ve, savaşa girilecekmiş gibi, her türlü hazırlıklar
hiç noksansız yapılmakla beraber, son ana kadar,
savaşın olmaması için gereken siyasi girişimlere
devam edilmelidir.
· Türkiye'nin, bütün yönlerinin farkında olduğu
bu konuda, imkanı içindeki her türlü tedbiri alarak,
halkının ve askerinin, istenmeyen olaylardan en
az zararla çıkmasını sağlayacağına, inanmalı ve
güvenmeliyiz.
ANLAYANA...
Diyarbakır'ı, en
az beş yıl süre ile karargah olarak kullanacakmış.
Adam kendisini, Afganistan için paspas olarak
kullandığı Pakistan'da zannediyor!
-
Geri -
|