|
30 Ocak
2004
Bir Öğrenci (Paris)
Merhaba Sevgili Arkadaşım,
Sevgili arkadaşım uzun bir süre sana
e-mail atıp atmamakta kararsızdım, çünkü seninle
AB yüzünden kavga etmiştik, sen bizim Avrupa
Birliğine girmek istememizi, AB uşaklığı ile
suçlamıştın. Sen yine bize kibar davranmışsın,
buradaki insanlar bizi uşak olarak bile
görmüyorlar, kendilerine hizmet edecek aşağılık
yaratıklar olarak görüyorlar. Sevgili arkadaşım
hatırlıyor musun? Seninle ilk tartışmamız söyle
olmuştu, sana AB’ye girip girmememiz hakkında ne
düşündüğümü sormuştum, sen de bana “sen çukuruna
girmek ister misin?” diye soruyla karşılık
vermiştin, tabii ki girmek istemem demiştim, sen
de öyleyse ben niye AB’ye girmek isteyeyim
demiştin. Sevgili arkadaşım o zaman sana çok
kızmıştım ama senin ne kadar haklı olduğunu simdi
çok iyi anladım. Buradaki arkadaşlarımız hepsi
senin ne kadar haklı olduğunu anladılar, hatta ………
bile sana hak vermeye başladı, duyduğum kadarıyla
sana AB’ye girersek onları Müslüman yaparız demiş,
sen de ona ilk önce sen kendin Müslüman ol,
Müslüman olmak o kadar kolay mı? Sen Müslüman
olduktan sonra aileni, sonra çevreni, daha sonra
da Türkiye’yi Müslüman yap, ondan sonra Avrupa’ya
sıra gelsin benim zeka fakiri kardeşim (senin ona
geri zekalı demek istediğini daha sonra anlamış).
Bu kadar hakaretin üzerine o bile sana hak vermeye
başladı, belki sana e-mail atabilir.
Sevgili arkadaşım seçimden sonra buradaki
basın yaklaşık bir haftadır her gün baş sayfadan
Türkiye haberleri veriyor, bende seninle biraz
çıkan haberleri paylaşmak istedim; Öncelikle şunu
belirtmeliyim ki burada, sol basın bile artık
ırkçılığa varan bir Türkiye karşıtlığı yapıyor.
Seçimlerden sonra çıkan haberler zaten Türkiye’yi
neredeyse Afganistan gibi gösterdi ve hemen
ardından Türkiye’nin AB’ye dahil edilmesine
elbirliğiyle karsı çıkılması temelini hazırlamak
için gazetelerde Türkiye’yi ve Türkleri küçük
düşürücü aşağılayan haberlerin yer almadığı bir
gün bir saat bir dakika bir saniye bile geçmiyor.
Le Figaro’da çıkan bir haber Avrupalı bir
diplomatın, “Esasında onları kimse Avrupa’da
istemiyor ancak nasıl dışarıda tutacağımızı da
bilmiyoruz” dediğini belirtirken, bugün Le Monde
baş sayfadan, Giscard D’Estaing’in, “Türkiye’nin
AB’ye girişi AB’nin sonu olur” başlıklı
röportajını ve D’estaing’in bir grup Türk’ü (bazı
parti milletvekillerinin türbanlı karılarını
göstererek) göstererek “onlar bize benzemiyor”
dediği karikatürünü yayınladı (Le Monde burada en
çok okunan ve en saygın gazetelerinden biri
bildiğiniz gibi!!!)… Zaten amaç, bu şekilde Avrupa
halkını hazırlamak ve sonra da Türkiye’nin AB’ye
girişini referanduma bağlayarak halktan red cevabı
almak..
Demokratik ve özgür diye geçinen basın şu
an gerçekten felaket derecede ırkçı ve yanlı
propaganda yapıyor. Zaten Le Monde
sitesinde,”Kürtler için Irak savası büyük bir
fırsat” başlıklı bir bölüme bile yer vermiş
durumda… Ben AB’ci bir insan iken, şu anda AB’den
nefret eden bir insan oldum. Onları tanıdıktan
sonra kısa zamanda Türkiye’ye dönmeyi istiyorum,
burada bir saniye bile kalmak istemiyorum. Üzüntüm
AB’ye giremeyeceğiz falan diye değil, ancak bu
kadar da aşağılanmayı, küçük düşürülmeyi ne Türk
halkının ne de ülkemizin hak etmediğini
düşünüyorum… Bize XV. yüzyılda Yahudilere ya da
Güney Afrika’da apartheid döneminde zencilere
nasıl davrandılarsa öyle davranıyorlar ve Avrupa
gerçektende her bakımdan Türkiye’ye düşmanca tutum
takınıyor... Bizim nasıl 600 yıl dünyayı
yönettiğimize inanamıyorlar ya bunların dedeleri
çok zeki ya da Osmanlıların torunları çok geri
zekalı, biz onları almak istemediğimiz halde bizim
birliğe girmek istiyorlar, bir insan, bir ülke bu
kadar onursuz bu kadar aşağılık bu kadar şerefsiz
olur mu diye konuşuyorlar. Bu arada dün de elime
ortaokul ve liselilerin okudukları bir tarih
kitabi geçti… Türkiye’yi koloni ülkesi gibi
görüyorlar ve gösteriyorlar… (medya yoluyla) Bu
okullarda okutulan kitaba korkunç bir karikatür
koymuşlar, (ağlayasım geldi) yani Cezayir, Tunus
gibi falan… Ve diyorlar ki Ortadoğu’da Türkiye’nin
dışında hiçbir Müslüman ülkesi de bağımsızlığını
2. Dünya Savaşı’na kadar alamadı… Buyurun bakalım…
Sonuçta verdiğimiz işgalcilerden kurtuluş
savaşıydı, tıpkı Fransa’nın Almanlara karşı
savaştığı gibi, kolonilikten kurtulma savası
değil!!! Sonuç olarak, Avrupa medeniyeti bitmiş
arkadaşım… İnan ki burası ırkçılık, Haçlı
zihniyeti ve ikiyüzlülükten geçilmiyor, sen
Türkiye’de AB isteyen insanları 3-4 gruba
ayırmıştın, unutmadığım kadarıyla biri yerli
işbirlikçi sermaye ve medya, bu gurubun girmek
istemesine hak veriyordun, çünkü onlar ürettikleri
malları Avrupa’da istedikleri gibi satacaklardı.
Çünkü onlar için para önemliydi, sence onlar
haklıydı, bence de haklı, ikincisi grup olarak
bizleri sol, sosyal demokrat, laikçiler ya da
sahte Atatürkçüler (her şeyin sahtesi olduğu gibi,
şimdi de Atatürkçülerin sahtesi, milliyetçilerin
sahtesi ve Müslümanların da sahtesi çıktı
diyordun. Atatürk olsaydı, AB’ye karşı çıkardı, AB
taraftarlarını da mandacılıkla suçlardı diyordun.
Atatürk’ün en çok önem verdiği şey bağımsızlıktı,
hatta ‘Bağımsızlık benim karakterimdir’ sözünü
bize hatırlatmıştın.) diye adlandırıyordun.
Sevgili arkadaşım, Avrupalılar Atatürk’ten nefret
ediyorlar, çünkü Atatürk onların emperyalist
planlarını en iyi anlayıp stratejisini ona göre
belirlemiş, kısaca emperyalist ülkelerin tüm
planlarını bozmuştur. Atatürk’e olan nefretleri
onların emperyalist planlarını bozmasından
kaynaklanıyor.
Sevgili arkadaşım batı 80 yıl önce ne
düşünüyorsa da simdi de aynı düşüncede, yani hiç
değişmemiş, ırkçı, iki yüzlü ve aşağılık, senin
Atatürk hayranlığını simdi daha iyi anlıyorum.
Üçüncü grup olarak AB’ye onurumuzla gireceğiz
diyen sahte milliyetçileri (sende onlara b…. içine
onurlu bir şekilde girilir mi diyordun), dördüncü
grup olarak Müslümanlığı anlamamış, kendini
Müslüman sanan dinci kesim (bunlar da eğer AB’ye
girersek turban serbest olacak dediğinde de sende
b….. içine girdikten sonra turban taksan ne olur
takmasan ne olur dediğin kişiler), senin zavallı
dediğin kesim sevgili arkadaşım en çok aşağılanan
kesim ise bunlar, çünkü o da İslam’a olan
nefretlerinden kaynaklanıyor.
Sevgili arkadaşım Tayip Erdoğan’ın
İtalya’ya koşarak gidisini de alaya almışlar,
İtalyan başbakanın davranışlarını ben Fransa da
nasıl alay edildiğini anlayabiliyorum, acaba
Erdoğan İtalya başbakanın yanındayken kendisiyle
alay edildiğini anlayamıyor mu, eğer o
anlayamıyorsa yanındakiler de anlayamıyor mu,
birilerinin onları uyarması gerekiyor, kısaca
sevgili arkadaşım Avrupalı liderler bizimle resmen
oynuyorlar, bizim medya bunların hepsini
biliyordur herhalde, bilmemesi imkansız, sen de
bana sen bizim medyanın AB uşağı olduğu bilmiyor
musun diyeceksin, belki bir tanesi çıkar da yazar
diye düşünüyorum sevgili arkadaşım, sen yine haklı
çıktın eskiden sana çok kızıyorduk ama şimdi
buradaki arkadaşların hepsi sana hak veriyorlar,
hatta senin buraları görmeden nasıl doğru
düşündüğünü düşünüyoruz sevgili arkadaşım, tüm
arkadaşlar gizli de olsa sana karsı simdi
hayranlık duyuyorlar. Aslında sen yanlış ülkede
yaşıyorsun. Çünkü senin değerini buraya geldikten
sonra daha iyi anladım, çünkü Avrupalılar sürekli
okuyor, senin şanssızlığın Türkiye’deki insanların
okuma özürlüsü olması, eğer sen Paris’te olsaydın
bir numara olurdun. Mesajıma son verirken bir de
çağrıda bulunmak istiyorum, Fransızca bilen
arkadaşlar, lütfen güzel Fransızcanızla, biraz da
bizim sesimizi duyuralım... Le Monde ve Le Figaro
okuyucu köşesinde mektupları yayınlıyor. Fransızca
bilen arkadaşlar, eleştirilerinizi, Avrupa’nın
ırkçılığını, Türkiye’ye karşı nasıl her zaman
düşmanca tutum alındığı hakkında biraz
fikirlerimizi gönderirsek, belki birinciyi,
ikinciyi yayınlamazlar ama 10.yu belki
yayınlayabilirler.
Le Figaro: direction.redaction @lefigaro.fr
Le Monde: 21 bis, rue Claude-Bernard, 75242 Paris/France
e-mail adresi için de www.lemonde.fr’ya
bakılabilir ya da ben size bir iki gün içinde
öğrenir yollarım. Fransızca bilmeyenler
İngilizce’de deneyebilirler, sevgiler, saygılar…
-
Geri -
|