 |
 |
 |
BAYRAK YAKMA OLAYI İHANETİN SON GÖRÜNTÜSÜDÜR
Bahir M. ERÜRETEN
Türklüğü ve
Türk ulusunu sevmek ve onu yüceltmek için çalışmanın,
özetle bu ülkedekendini Türk saymanın, Atatürk Türkçülüğünde
asıl değeri, kültür ve ülkü birlikteliğini, vatan ve
dilbirliği sevgisi ile bütünleştirmektir. Kişinin etnik
kökeniyle hiçbir ilintisi yoktur.
Ulusçuluğun ÖZÜ, kişinin, ülkesini ve mensubu bulunduğu
ulusunu sevmek, bu istenci korumak ve yüceltmek için
gerekli özeni göstermek, ulusal değerlere ve simgelere
saygılı olmaktır.
Ulus, aynı vatan, aynı dil, aynı kültür ve ülkü bütünlüğünün,
kendini vatandaşlık bilinci içinde, bu bütünün ayrılmaz
bir parçası olarak algılamanın toplumsal oluşumudur.
Anayasamızda anlatımını bulan Atatürk milliyetçiliği;
Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan Türkiye halkının tasada
ve kıvançta, aynı seciye ve ruh ile benimsenmiş ayrışmaz
birlikteliğidir. Gerçekten de bağımsız bir ulus oluşturmanın
olmazsa, olmaz koşulu, yalnız biçimsel olarak değil,
gerçek bir istenç ve duygusallık ile aynı yurdu vatan
bilmek, aynı dili konuşmak kadar, geçmişinden gelen
Yüksek Türk kültürünü" toplumsal birlik ve beraberliğin
ayrılmaz bir duygusu olarak sevmek ve bağlanmaktır.
Ulusal bayrak, ulusal marş ve diğer ortak ulusal değerler,
bu bağlılık ve istencin onursal simgeleridir.
Yurdunu ve ulusunu seven ve ona bağlılığını yüreğinde
hisseden bireyler, o ulusu oluşturan tüm değerlere
saygı göstermenin gururunu yaşamıyorlarsa, kökenleri
ne olursa olsun, bu kişileri ulusal bilinçten mahrum
kişiler olarak algılamak gerekir. Son bayrak yakma
girişimi de bu aymazlığı açıkça ortaya koyuyor. Ancak
bu olayda, işin birinci derecede görünenleri, ulusal
bilinçten yoksun zavallı insanlardır. Onları bu fiile
yönlendirenler asli faillerdir. Ancak onların arkasında
da asıl azmettiriciler vardır ki, onlar da yıllardır,
ayrılık teranelerini sürdüren aymazlar, gazete ve romanlarında
Türklüğü, ulusçuluğu hor gören ve gösterenlerdir.
Sözde küreselleşmeyi, öncelikle ulusal bilinci yok
etmekte arayan, kendini aydın olarak tanımlayan bu kişiler,
ortaya çıkan haince olayların baş aktörleridir.
Türklüğü ve Türk ulusunu sevmek ve onu yüceltmek için
çalışmanın, özetle bu ülkede kendini Türk saymanın,
Atatürk Türkçülüğünde asıl değeri, kültür ve ülkü birlikteliğini,
vatan ve dil birliği sevgisi ile bütünleştirmektir.
Kişinin etnik kökeniyle hiçbir ilintisi yoktur.
Bu görüşümü, yakın tarihimizden somut bir iki örnekle
bitirmek istiyorum. İlk örnek M. Tekinalp'tir (Moiz
Kohen). Aslında Musevi kökenli bu aydın vatandaşımız,
daha 1910'lu yılların başında, Selanik'te, Türklüğü
ve Türkçülüğü özümsemiş, Türk harsının binlerce yıllık
kültürel ruhunun özelliklerini, ziya Gökalp'in düşünceleri
paralelinde yıllar yılı yazmış ve yaymıştır. Balkan
Savaşı'ndan sonra geldiği İstanbul'da, bu çalışmalarını
sürdürmüş, cumhuriyetin ilanından sonra da ömür boyu
Türklüğün yüceltilmesi için elinden geldiğince özveri
göstermiştir.
Atatürkçülüğü, Kemalist ideoloji olarak anlatan ve
basımı 1936 yılında yapılan Kemalizm adı altında yayımlanan
ilk kitap, onundur. Aynı metni, yine Kemalizm adı altında,
Fransızca olarak o ülkede de yayımlamış. Türk devrimlerini
ve Kemalizm’i Avrupa'ya o tanıtmıştır. Türkiye 'de
gördüğü ilgisizliğe karşın 1944 yılında yayımladığı
Türk Ruhu isimli kitabında da, Türklüğün binlerce yıllık
tarihsel gelişimini en güzel bir biçimde bizlere öğretmiştir.
İkinci örnek A. Dilaçar'dır. Aslen Ermeni kökenli olan
(Agop Dilaçar ) bu aydın vatandaşımız, bir Türkoloji
uzmanı olarak, yüce önder Atatürk'ün "Türk dilini,
yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak için"
öztürkçeleştirme devrimine katılmış. Türk Dil Derneği'ndeki
uzun yıllar süren hizmetleriyle Türkçe’mize binlerce,
Türkçe kökenli sözcükleri kazandırmıştır. Bu konularda,
daha pek çok örnekler sayılabilir.
Şimdi de en yeni örneklere bir göz atalım. Kendini Türk
kökenli sayan, örneğin Avrupalarda, Amerikalarda dolaşıp
yabancı basına beyanatlar veren, Türklerin, Ermenilere
bir milyon insanını öldürerek soykırım yaptığını, otuz
bin Kürt'ü öldürdüğünü aymazca ilan eden bir romancı
O. Pamuk, aynı şeyleri bir panelde yinelemekten çekinmeyen
R. Berktay isimli bir profesör ve diğerleri Türkiye'yi
dışa karşı küçük düşürme pahasına, hayal ürünü, üstelik
bilmedikleri yanlış bilgileri, bilinmeyen çıkar uğruna
söyleyenler.
Burada duralım ve düşünelim. Yukarıda verdiğim ilk iki
örnek insan mı daha bize yakın, daha gerçek Türk, son
verdiğim örnekteki Türklük karşıtı söz ve davranışları
benimsemiş insanlar mı?
Bunun takdirini elbet okuyucular yapacak. Ancak ben
inanıyorum ki, bayrak yakma, ayrılıkçı sloganlar atma
gibi, ulusal bütünlüğümüzü parçalamaya yönelik eylem
ve söylemlerde bulunanlar inanış ve davranışlarını
bu ikinci örnekten, sözde Türk aydınların (!) söylemlerinden
alıyor.
|
 |