|
30 Haziran 2003
YÂVER
Hüseyin MÜMTAZ
Ben uzunca bir süredir, Cumhurbaşkanının
arkasında kordonu ve yaldızı ile dünyanın en güzel
üniformasının içinde namluya sürülmüş mermi gibi
duran yâverleri seyrediyorum.
Törenlerde, toplantılarda, kabullerde, sohbet ve
gezilerde…
Dikkatle seyrediyorum.
Cumhurbaşkanlığı yâverleri her kuvveti temsil
etmek üzere üç adet seçilir ve en kıdemlisi
“Başyâver” diye anılır.
Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın 117’inci
maddesine göre; “TBMM’nin manevi varlığından
ayrılmayan Başkomutanlık makamını da temsil
görevini üstlenir”.
O yâverler Cumhurbaşkanlarına süs olsun
diye değil, onun için verilir.
Başka herhangi bir Avrupa-dünya ülkesinde
böyle bir kurum dikkatimi çekmedi.
Başka hangi ülke ordusunun temel unsurunu
teşkil eden Kara Kuvvetlerinin 2212’inci kuruluş
yılını kutladı ki, olsun!
MÖ 209’da Mete Han komutasında batıya
doğru yola çıktığımızda önümüzde hangi devlet,
hangi imparatorluk mevcuttu?
Ne Avrupa vardı, ne de Avrupa Birliği..
Amerika ise daha “yok”tu.
Onun için; başka hiçbir şey olmasa bile sadece
onun için batı, Türk Ordusu’nun varlığına tahammül
edememektedir.
Peki ama “içerdekilere” ne oluyor?
Neden askeri yıpratmak için “dışarıdakilerle”
işbirliği içindeler?
2212 sene sonra bu gün değişen nedir?
Portekiz’in mi, İspanya’nın mı, Fransa’nın mı,
İsveç’in mi, yahut İsviçre, Avusturya, İtalya’nın
mı “içeride ve dışarıda” dört tarafı düşmanla
çevrilidir de askerleri “yönetim sistemlerinde”
geri plândadır?
Onun için mi MGK’ları yoktur?
Tarih, coğrafya ve sosyal yapıyı yok sayarak
laboratuarda deney mi yapıyorsunuz?
Belli, yapıyorsunuz..
Ben MGK’yı “kemiren”, sulandıran “iç ve dış
çevreler”in ne zaman Cumhurbaşkanı’nın arkasında
çakı gibi, tabanca gibi duran “Yâver”e gözlerinin
takılacağını merak ediyorum.
Hangi uyum paketine “O yâverin, görüntüyü bozduğu
için oradan kaldırılması gerektiği” maddesi
sokulacak?
Yakındır, konulacak..
“Aynı hislerle” Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’na
bağlı Meclis Muhafız Taburunu kaldırdınız.
Muhafız Alayı ile Anıtkabir Koruma Taburu’nu da
“sivilleştirsenize”.
Yahut şimdi moda ya, “tasarruf hep askerin
sırtından yapılıyor; ekonomik katkı olması
bakımından, “özelleştirsenize”.
“Bayramların askeri törenlerle kutlanması da
neymiş?” demiyor musunuz?
Cumhurbaşkanlığı’nın, Meclisin, Anıtkabir’in
korunmasını devredin özel sektöre.. Nasıl
bankaların “özel güvenlik görevlileri” var; Ali
Desidero, Beton, Çelik’in Sırrı’sı birleşip bir
şirket kurar, ihaleyle alıverirler bu “görevleri”.
Hem ekonomi kurtulur, hem Avrupa’ya ayıp olmaz..
Askerî görüntüden uzaklaşmış, askerî otoriteyi
sivile tâbi kılmış oluruz. Tam da onların (mı?
Şüpheliyim..) istediği bu değil mi?
Yalnız “ufak” bir soru..
Son MGK Bildirisinde (Haziran 2003) şöyle bir
cümle vardı:
“Bu
bağlamda, Türkiye'nin, tam üyelik müzakerelerine
bir an önce başlayabilmesi ve AB'nin genişleme
sürecinde yer alması için yükümlülüklerini,
Cumhuriyetimizin niteliklerine uygun bir anlayışla
yerine getirme kararlılığında olduğu vurgulanmış
ve AB tarafından katılım müzakerelerinin
gecikmeksizin başlatılmasının önemi ve gerekliliği
üzerinde durulmuştur.”
MGK’yı ufalarsanız, askerin katılımını
azaltırsanız, giderek tamamen kaldırırsanız;
yukarıda geçen “Cumhuriyetin niteliklerine uygun”
şartını başka nerede duyacaksınız?
Yoksa zaten istediğiniz, asıl istediğiniz; bırakın
niteliklerinden, fakat Cumhuriyet’in kendisinden
tamamen vaz geçmek mi?
Onun için siz siz olun “Yâver”e gözünüz gibi
bakın..
Çünkü “Yâverân”dan sonra “Devr-i Birâderân” gelir.
Abi’lere bağlanılan özelleştirmeler, benzinci
“abilere” attırılan göbekler devri gelir.
Şöyle ceketi kemerin sağına iliştirerek..
Yoksa zaten o çağı mı yaşıyoruz?
-
Geri -
|