|
|
 |
|
GÜNDEM |
|
 |
|
 |
 |
 |
|
31 Ocak 2005
YENİ YILA GİRERKEN TÜRKİYE'YE YÖNELİK TEHDİTLER
Prof. Dr. Orhan KILIÇ
2004 yılım bitirip 2005 yılına girmeye
hazırlandığımız şu günlerde siz değerli dost,
arkadaş, meslektaş ve büyüklerimle hepinizin
bildiğine inandığım bazı hususları paylaşmak ve
dertleşmek ihtiyacı hissettim.
Yıllardan beri sistemli bir şekilde uygulamaya
konulan bazı planların geçen son birkaç yıl
içerisinde hızlandığım Türkiye'nin ciddi
tehditler içerisine sokulduğunu üzüntüyle,
endişeyle ama kılımızı kıpırdatmadan sadece
seyrediyoruz ve bunu sadece kendi aramızda
yaptığımız konuşmalarda birbirimize anlatıp
duruyoruz. Nedir bu tehditler? isterseniz satır
başlan ile bir daha hatırlayalım.
·
AB yutturmacası ile bir girdabın içerisine
süratle çekiliyoruz. AB uyum yasaları adı
altında çıkarılan kanunlarla yürürlükte olan
Anayasamız açıkça ihlal ediliyor kimsenin sesi
çıkmıyor. Üstelik olmayacak bir duaya amin
dedirttirilmeye çalışılıyoruz. Düşünebiliyor
musunuz? Avusturya ve Fransa müzakerelerin
sonunda, Türkiye istenilen her şeyi yapsa bile
bir referandum yapacaklarım beyan ediyorlar. Bu
referandumu Almanya ve Hollanda da yapmayı
düşünüyor. "Devlet Sözü" vererek tanımayı
taahhüt ettiğimiz Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin
AB'ye girişimizi veto etme hakkı var. Böylesi
bir garabet ortamında müzakere tarihi aldık diye
neredeyse bayram yapacağız. KKTC'nin AB üyeliği
konusunda en büyük engel olduğu imajı
yaratılarak Türkiye açısından stratejik önemi
göz ardı ediliyor. Bu yönde bir kamuoyu
oluşturulma çabalarının meyvesini verdiğini
üzüntüyle müşahede etmek de mümkün.
·
Su kaynaklarımızın -şayet AB'ye girersek-
Avrupalı Devlet temsilcilerinden oluşan ve
başında da bir Yunanlının olduğu komisyon
tarafından idare edilmesini kabul ediyoruz. Peki
biz AB üyesi devletlerin yer altı ve yer üstü
kaynaklarından faydalanacak mıyız? Bunu hiç
düşünmüyoruz. Hangi aday ülkelere bu dayatmalar
yapıldı acaba. Serbest dolaşım hakkını ancak
istedikleri zaman verecekleri ve müzakerelerin
ucunun açık olması da cabası.
·
Kartel Medyası toplumu istediği gibi
yönlendiriyor. Halk maalesef sadece uyutuluyor.
Birkaç medya patronunun adeta parmağında
oynatılır hale geldik. Gelin-Kaynana programları
reyting rekorları kırıyor. Olmayan otantik
kültürler yaratılmaya çalışılıyor. Suni
gündemler yaratarak sürekli ipin üstündeki
cambaza baktırılıyoruz. Hırsızlar cebimizi
boşaltıyor haberimiz olmuyor.
·
Milli reflekslerimiz köreltildi. Neme lazımcılık
had safhaya çıktı.
·
Milliyetperver insanların bu projeksiyon
içerisinde en büyük engel olduğu düşünülerek
devlet kadrolarından tasfiyesi hızla
gerçekleşiyor.
·
Kürtlerin "kanaat önderleri" olduğunu ifade
ederek ortaya çıkanlar, tıpkı Yeşilköy Anlaşması
öncesinde Ermenilerin Avrupalı devletlerden
taleplerine benzer isteklerle AB Brüksel Zirvesi
öncesi gazete ilanları ile federasyon
isteklerini pervasızca dile getirmeye
başladılar.
·
Mikro milliyetçilik körüklenerek et tırnaktan
ayrılmaya çalışılıyor.
·
İmralı Adası'nda adeta "zorunlu ikamete" tabi
tutulan bölücü başı ve bebek katili, belki de
yakalanmadan önceki durumundan daha rahat
hareket eder hale geldi. "Avrupalı
Dostlarımızın!" dayatmasıyla serbest
bıraktığımız malum yandaşlarına yeni bir parti
kurmaları emrini verdi. Bu parti, ileride Kuzey
Irak'ta kurulması planlanan "Güney Kürdistan"
ile birleşme hazırlığı yapıyor. Bu devletin adı
"Güney Kürdistan" olacaksa, "Kuzey Kürdistan"
neresi olacak acaba?
·
PKK teröristlerine anıt mezarlar yaptırılıyor.
Çıt yok. Şehitlerimizin kemikleri sızlamıyor mu
acaba? Çocuklarını bu ülke için şehit veren
aileler ne düşünüyor? Ateş sadece düştüğü yeri
mi yaksın? Paylaşmayalım mı acılarını, kayıtsız
mı kalalım?
·
Toplumu bilinçlendirerek bu tehditler karşısında
uyanık durmasını sağlayacak dinamikler olan
üniversiteler, basın, sendikalar, dernekler ve
siyasi partiler ise ya susuyor, ya kayıtsız
kalıyor ya da sesleri duyurulmuyor.
·
Birkaç kuruş rant sağlama veya bir koltuk
(makam) hırsı uğruna insanlar değerlerini
yitirdiler. Önlerine atılan kemikleri yalanırken
atı alan çoktan Üsküdar'ı geçecek ama gemiyi ilk
terk eden onlar olacağı için pek umutlarına da
gelmiyor.
·
Azınlık Raporu adı altında bir rapor
hazırlanıyor. Sadece gayri Müslim
vatandaşlarımızın değil, daha birçok unsurun
azınlık olarak kabul edilmesi gerektiği üzerinde
duruluyor ve devletin gerekli düzenlemeleri
yapması isteniyor.
·
Başkanlık sistemi ile federal bir devlet olmanın
alt yapısı oluşturulmaya çalışılıyor. Mahalli
idareler yasasını mutlaka çıkarmamız gerektiği
üzerinde duruluyor. Bu yasa ile yarın kimlerin
vali olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.
·
Milli onurumuz zedeleniyor farkında değiliz.
Birileri "bizi not ediyor" bu hakareti fark
edemiyoruz.
Özetle ve satır başları ile vermeye çalıştığım
böyle bir ortamda 2005 yılına girmeye
hazırlanıyoruz. Tablo istesek de istemesek de
maalesef bu. Türkiye üzerinde oynanan bu oyunlar
artık daha süratli uygulamaya konuluyor.
Bu ülkenin asıl kanaat önderleri olan bizler de
üzerimize düşeni yapıyor muyuz acaba? Rahat
uyuyabiliyor musunuz Allah aşkına!
Ne yapmalıyız o halde? Artık günlük kısır
çekişmeleri bir kenara koyalım. Çarşıda-pazarda,
eş-dost ziyaretlerinde dilimizin döndüğünce
Türkiye'ye yönelik tehditleri anlatalım. Eli
kalem tutan, ağzı laf yapan herkesin artık
yazması ve konuşması lazım. Akademik
çalışmalarımızın yanında, Ülkemizin geleceğini
büyük tehlike altına atan bu tehditleri uygun
olan her ortamda dile getirelim.Sadece
anlatmakla kalmayıp, neler yapabiliriz düşünelim
lütfen... Bizim başkaları gibi kaçacak-göçecek
bir yerimiz yok. Bu ülkenin asli unsuruyuz,
sahibiyiz ve bu ülkede öleceğiz. Yani başka
Türkiye yok. Bize emanet edilen bu mukaddes
vatanı koruma, kollama ve demokratik
tepkilerimizi koyma konusunda çekingen
davranmayalım. Bana göre, Milli Mücadele
öncesindeki durumdan daha ciddi bir tehdit
altındayız. Bizim içimizde bir kor gibi duran
vatan ve millet sevgisinin üzerini küllendirmeye
çalışsalar bile artık silkinerek bu külleri
atmak zorundayız. Milli
hasletlerimizi canlandırmak zorundayız. İçinde
bulunduğumuz ve sokulmaya çalışıldığımız bu
durumu sadece "bir anlık gaflet ve delalet"
olarak görelim (hıyaneti asla düşünmüyorum).
Bizim Devlete küsme, darılma hakkımız yok.
Sadece Onu korumakla mükellefiz. Birlik ve
beraberliğimizin bozulmaması ve bu ülkenin
ilelebet payidar olması için elimizden geleni
yapmaktan geri durmayalım. Bu ülke hiçbir zaman
birilerinin uydusu ve sömürgesi olamaz. Asla
umudumuzu kaybetmeyelim. çünkü umudumuzu
kaybettiğimiz anda her şeyimizi
kaybedebiliriz... Büyük önder M. Kemal
ATATÜRK'ün veciz bir şekilde ifade ettiği gibi
"muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil
kanda mevcuttur".
Bu vesile ile yeni yılın ülkemiz ve milletimiz
için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi en derin
sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Allah' a
emanet olunuz...
-
Geri -
|
|
 |
|
|
|