|
KONGRELER
(NUTUKTAN)
1-ERZURUM KONGRESİ (4 TEMMUZ 1919)
Vilayatı
Şarkıye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetinin,
3 Mart 1919 günü, bir çalışma kurulu meydana
getirilerek kurulmuş olan Erzurum şubesi, Trabzon
ile de anlaşarak 1919 yılı Temmuzunun onuncu
günü Erzurum'da bir Doğu İlleri Kongresi
toplamaya girişti. Benim, daha Amasya'da bulunduğum
günlerde, Haziran içinde, doğu illerine delege
göndermeleri için öneri ve çağrı mektubu yolladı.
İllerden delege getirtilmesi için, o günden
başlayarak benim Erzurum'a varışıma değin ve
ondan sonra da, bu konuda olağanüstü çaba gösterdi.
Ama, o günlerin koşulları içinde böyle bir amacın
gerçekleştirilmesindeki güçlüğün büyüklüğü,
kolaylıkla anlaşır. Kongrenin toplanma günü
olan 10 Temmuz yaklaştığı halde illerden gerekli
delegeler seçilip gönderilmiyordu.
Oysa, bu kongrenin toplanmasını sağlamak artık
pek önemli bir iş olmuştu. Bundan dolayı, sağlam
girişimler yapmamız gerekti.
İllerin her birine bildirimler yapmakla birlikte,
bir yandan da kapalı tellerle valilere, komutanlara
gereği gibi bildirimler yapıldı. Sonunda, on
üç gün gecikme ile yeterince delege toplanması
başarıldı.
Ben askerlikten çekilince, bütün Erzurum halkının
ve Vilayatı Şarkıye Müdafaai Hukuku Milliye
Cemiyetinin Erzurum Şubesi'nin bana karşı pek
açık olarak gösterdikleri güven ve yakınlığın
bende bıraktığı unutulmaz izlenimleri burada
açıkça anmayı bir ödev sayarım.
Derneğin Erzurum şubesinden aldığım 10 Temmuz
1919 günlü yazıda: "Derneğin başına geçmemi
ve Çalışma Kurulu Başkanlığını kabul etmemi"
öneriyorlar ve birlikte çalışmak üzere ayırdıkları
beş kişinin adlarını bildiriyorlardı.
Bu beş kişi: Raif Efendi, Emekli Binbaşı Süleyman
Bey, Emekli Binbaşı Kazım Bey, Albayrak Gazetesi
Müdürü Necati Bey, Dursunbeyoğlu Cevat Bey idi.
Söz konusu ettiğim yazıda, Rauf Bey'inde Çalışma
Kurulu İkinci Başkanlığına seçildiği bildiriliyordu.
O günlerde, Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı
Raif Efendi ve üyeler Hacı Hafız Efendi, Süleyman
Bey, Maksut Bey, Mesut Bey, Necati Bey, Ahmet
Bey, Kazım Bey ve yazman Cevat Bey idi.
Erzurum Şubesi, İstanbul'daki Genel Merkez Başkanlığı'na
ulaştırmaya çalıştıkları bir telle: "Genel
Merkez adına söz söyleme yetkisinin bana verildiğinin
telle bildirilmesini" de rica ettiler.
Bundan başka, bizim Erzurum Kongresi'ne girmemizi
kolaylaştırmak için, Kongreye Erzurum delegesi
olarak seçilmiş olan Emekli Binbaşı Kazım ve
Dursunbeyoğlu Cevat beyler delegelikten çekildiler.
Erzurum Kongresi 1919 yılı Temmuzunun 23'üncü
günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda açıldı.
İlk günü, beni başkanlığa seçtiler. Kongre üyelerini
durum ve bir ölçüde, düşünülenler üzerinde aydınlatmak
için yaptığım konuşmada:
Tarih ve olayların sürükleyişiyle, gerçekten
içine düştüğümüz kanlı ve kara tehlikeleri görmeyecek
ve bundan coşmayacak hiçbir yurtseverin düşünülemeyeceğini
belirttim. Ateşkes Anlaşması hükümlerine aykırı
olarak yapılan saldırılardan ve işgalden söz
açtım.
Tarihin, bir ulusun varlığını ve hakkını hiçbir
zaman tanımazlıktan gelemeyeceğini, bunun için
de yurdumuzu, ulusumuzu kötüleyici yargıların
yüzde yüz değerden düşeceğini söyledim.
Yurt ve ulusun kutsal varlıklarını kurtarma
ve koruma konusunda son sözü söyleyecek ve bunun
gereğini yaptıracak gücün, bütün yurda bir elektrik
ağı gibi yayılmış olan ulusal akımdan doğan
yiğitlik ruhu olduğunu söyledim.
İç gücünün artırılmasına yaramak üzere de bütün
zulüm görmüş ulusların, ulusal amaçlarına ulaşmak
için o günlerdeki çalışmaları üzerine, elde
edilen birtakım bilgileri özetledim.
Ve ulusun kaderinde sözünü yürütecek bir
ulusal iradenin ancak Anadolu'dan doğabileceğini
belirttim ve ulusal iradeye dayanan bir ulusal
kurul meydana getirmesini ve gücünü ulusal iradeden
alacak bir hükümetin kurulmasını ilk çalışma
ereği olarak gösterdim.
Erzurum Kongresi 14 gün sürdü. Çalışmasının
sonucu, düzenlediği tüzük ve bu tüzüğün içindekileri
herkese duyuran bildiridir.
Bu tüzük ve bildiri, o zamanın ve çevrenin gerektirdiği
ikinci derecede düşünceler çıkarılarak incelenecek
olursa birtakım köklü ve geniş kapsamlı ilkeleri
ve kararları ortaya koyabiliriz.
İzin verirseniz bu ilkeleri ve kararları, benim
daha o zaman nasıl anladığımı açıklayayım:
- Ulusal
sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir
bütündür; birbirinden ayrılamaz
( Bildiri, madde6; Tüzük, madde 3'ün ayrıntıları;
Tüzük ve Bildirinin 1'inci maddeleri okunup
incelensin).
- Ne türlü
olursa olsun, yabancıların topraklarımıza
girmesine ve işlerimize karışmasına karşı
ve Osmanlı Hükümetinin dağılması halinde ulus,
birlikte direnecek ve savunacaktır. (
Tüzük, madde 2 ve 3; Bildiri madde 3).
- Yurdun
ve bağımsızlığın korunmasına ve güvenliğin
sağlanmasına İstanbul Hükümetinin gücü yetmezse,
amacı gerçekleştirmek için, geçici bir hükümet
kurulacaktır. Bu Hükümet üyeleri ulusal kongrece
seçileceklerdir. Kongre toplanmamışsa bu seçimi
Heyeti Temsiliye yapacaktır.(Tüzük,
madde 4; Bildiri, madde 4).
- Kuvayi
Milliye'yi etken ve ulusal iradeyi egemen
kılmak temel ilkedir (Bildiri, madde 3).
- Hristiyan
azınlıklara siyasal üstünlük ve toplumsal
dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez (
Bildiri, madde 4).
- Yabancı
devletlerin güdümü ve koruyuculuğu kabul olunamaz(Bildiri,
madde7)
- Millet
Meclisi'nin hemen toplanmasını ve hükümet
işlerinin Meclis denetiminde yürütülmesini
sağlamak için çalışılacaktır. ( Bildiri,
madde 8)
Bu ilke ve kararlar,
türlü türlü yorumlanmışsa da, temel nitelikleri
hiç değiştirilmeksizin uygulanabilmiştir.
Biz bu Kongrede özetlediğim bu kararları ve
bu ilkeleri saptamaya çalışırken, Sadrazam Ferit
Paşa da ajanslarla birtakım demeçler yayımlıyordu.
Bu demeçlere "Sadrazamın ulusu curnal etmesi"
dense yeridir. 23 Temmuz 1919 günlü ajansla,
dünyaya şunu duyuruyordu: "Anadolu'da karışıklık
çıktı.
Anayasaya aykırı olarak Millet Meclisi adı altında
toplantılar yapılıyor. Bu işlerin sivil ve askeri
görevlilerce yasak edilmesi gerekir."
Buna karşı gereken önlem alındı ve Meclisi Mebusan'ın
toplantıya çağrılması istendi.
Ağustosun yedinci günü Kongre toplantısını kapatırken,
kongre üyelerine:
"Önemli kararlar alındığını ve bütün dünyaya
ulusumuzun varlık ve birliğinin gösterildiğini"
söyledim ve:
"Tarih, bu kongremizi çok az görülebilen
büyük bir eser olarak yazacaktır." dedim.
Sözlerimizin yersiz olmadığını zaman ve olayların
kanıtladığı kanısındayım, baylar.
Erzurum Kongresi, tüzük gereğince, bir Heyeti
Temsiliye seçmişti.
Cemiyetler Kanunu'na uyularak verilmesi gereken
dilekçe yerine Erzurum Valiliği katına sunulan
24 Ağustos 1919 günlü bildiride, Heyeti Temsiliye
üyelerinin adları ve kimlikleri şöylece gösterilmişti.
| Mustafa
Kemal |
Eski
Üçüncü Ordu Müfettişi, askerlikten çekilmiş |
| Rauf
Bey |
Eski
Bahriye Nazırı |
| Raif
Efendi |
Eski
Erzurum Milletvekili |
| İzzet
Bey |
Eski
Trabzon Milletvekili |
| Servet
Bet |
Eski
Trabzon Milletvekili |
| Şeyh
Fevzi Efendi |
Erzincan'da
Nakşi Şeyhi |
| Bekir
Sami Bey |
Eski
Beyrut Valisi |
| Sadullah
Efendi |
Eski
Bitlis Milletvekili |
| Hacı
Musa Bey |
Mutki
Aşiret Başkanı |
(Delegelerin
resimlerini görmek için tıklayınız)
Kongre bildirisi,
yurt içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine
türlü yollarla bildirildi. Tüzük de komutanlara
ve başka güvenilir makamlara şifre ile bölüm
bölüm verilerek bulundukları yerlerde basılıp,
çoğaltılmasının ve yayımının sağlanmasına çalışıldı.
Bu iş, doğal olarak günlerce sürdü. Bununla
ilgili olarak Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanı
Salahattin Bey'den aldığım, 22 Ağustos 1919
günlü bir telde: "Tüzüğün ikinci ve dördüncü
maddelerinin yayımını sakıncalı bulduğu, bir
kez daha incelenmesi gereği" bildiriliyordu.
İkinci madde; Birlik olarak savunma ve direnme
ilkesinin kabul edildiğine;
Dördüncü madde; Geçici yönetim kurulabileceğine
ilişkin maddelerdir.
Tarih, söz götürmez bir biçimde ortaya koymuştur
ki, büyük işlerde başarı için yeteneği ve gücü
sarsılmaz bir başkanın varlığı çok gereklidir.
Bütün devlet büyüklerinin umutsuzluk ve güçsüzlük
içinde, bütün ulusun başsız olarak karanlıklar
içinde kaldığı bir sırada, "yurtseverim"
diyen bin bir çeşit kişinin, bin bir türlü davranış
ve inanç gösterdiği kargaşalı bir zamanda danışmalarla,
bir çok saygın ve erkli kişilerin sözlerine
uyma zorunluluğuna inanmakla; sağlam, esaslı
ve özellikle sert yürünebilir mi ve en sonunda
ulaşılması çok güç olan hedefe varılabilir mi?
Tarihte buna ulaşmış bir topluluk gösterilebilir
mi?
Erzurum Kongresi'nin başarı ile sonuçlanması
Mustafa Kemal Paşa'nın görevine son verildiği
halde milli hareketin gelişmekte devam etmesi,
Mustafa Kemal Paşa'nın tevkifine muvaffak olunamaması
ve nihayet Sivas Kongresi hazırlıkları, Hükümet'i
Anadolu olaylarını dikkatle izlemeye zorlamıştı.
Paris'e, Barış Konferansı'na gitmiş olan Sadrazam
Damat Ferit Paşa da, ağustosta İstanbul'a dönmüş
buluyordu. Ferit Paşa'nın gelmesi ile İstanbul'un
Anadolu'ya karşı davranışı değişerek birden
bire serleşmeye başladı. Damat Ferit Paşa Anadolu'da
olup bitenleri "ihtilalci hareketler"
olarak vasıflandırmıştı. İhtilal'i büyümeden
bastırmak istiyorlardı. Bu sebeple Ağustos ayında
Anadolu İhtilali'ne karşı gerçekten etkili tedbirler
alındığını görmekteyiz. Bu tedbirler şunlardı:
- Anadolu'daki,
milli hareketi ve kongreleri halkın gözünde
değersiz bırakmak amacıyla, Milli Meclisin
toplanması için seçim hazırlığı emri vermek.
- Anadolu'ya,
hükümete bağlı kumandan ve valiler tayin ederek
ihtilalcileri zaafa düşürmek ve devlet otoritesini
sağlamak.
- Genelgelerle,
uyarmalarla toplanmasına engel olunamayacağı
anlaşılan Sivas Kongresi'ni toplantı halinde
iken basarak, ihtilalcileri toptan yakalayıp,
milli hareketi başsız bırakmak.
- Padişahı,
ihtilalcilere karşı silah olarak kullanmak.
55 günden beri
Erzurum'da buluna Mustafa Kemal Paşa'nın da
artık Sivas'a hareketi gerekiyordu. Çünkü, Ağustos
ayının sonlarına doğru bazı delegeler Sivas'a
gelmiş bulunuyorlardı. Kendisinin Sivas'ta beklendiğine
dair haberler almaya başlayan Mustafa Kemal
ve arkadaşları yola çıkmalıydılar, ama nasıl?
Bu sorunun yanıtını, o günlerin notlarını günü
gününe tutan Mazhar Müfit Kansu'nun anılarında
bulunuyoruz:
"Akşam yemeğinde Paşa yine Sivas
yolculuğuna bahsi intikal ettirerek,
- Hazır mıyız?
- Elimizde çürük çarık üç otomobil var. Karoserleri
berbat, körükleri yırtık pırtık. Lambaları da
yok, karpit yakacağız. Geceleri yola devam etmek
mecburiyetinde kalırsak karpit de yanma. Burada
karpit tedarik etmenin de imkanı yok.
- Çürük çarık, lambalı, lambasız gideceğiz.
Ancak üç otomobil hepimizi ve eşyamızı nakle
kafi mi?
- Tabi kafi, değil,
- Rauf, Süreyya, Hüsrev, Raif Bey'lerle sen,
Cevad Abbas ve Muzaffer otomobillere taksim
oluruz. Şeyh Fevzi Efendi için de yer ayrılır.
Kendisini Erzincan'dan alırız. Recep, Zühtü,
Hayati, Memduh ve diğer zabit arkadaşlarla eşyalarımız
da arkadan araba ile gelirler.
- Güzel Paşam. Ben de böyle düşünüyordum. Ancak
üç dört arabaya ihtiyacımız var. Bugün Belediye
Reisi ile görüştüm, ucuza bize araba temin edecek.
Fakat 400 lira kadar bir paraya ihtiyacımız
olacak. Tabii yol boyunca ve Sivas'ta da paraya
ihtiyacımız olacak. Kasamız ise malum.
Kaşlarını çatarak ve dişlerini sıkarak gözlerini
masanın üzerinde duran kahve fincanına dikti
ve hafif sesle
- Evet, bir de para meselemiz var
O'nun bu anını ve bu halini görüp de üzülmemenin
imkanı yoktu. Bir millet mücadelesinin ve bir
millet kurtuluşunun yolunda üniformasına ve
kesesindeki 800 lirasına kadar maddi her şeyini
kaybeden ve bütün zeka, enerji ve mana kudretini
büyük idealine hasreden bir adamın artık hiç
olmazsa para mevzuu ile ilgili olmamalı, binbir
gaile içinde onu düşünmekten azade bulunmalı
idi. Onun içindir ki:
- Paşam siz bu mevzuu ile meşgul olmayınız elbette
bir tedbir düşüneceğiz.
Diyerek, mevzuu değiştirmek kastıyla"...
Mustafa Kemal Paşa'nın "Evet, bir de
para meselemiz var" diye değindiği
problem, ne yazık ki, Milli Mücadele'nin başında
olduğu kadar, bütün mücadele boyunca temel problem
olmakta devam edecektir.
Meselenin nasıl bir çözüm şekline ulaştığını,
Müdafaai Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi Üyesi
Cevat Dursunoğlu şöyle anlatmaktadır(114):
"...
O gün Mustafa Kemal Paşa'nın yanından gelen
Kazım (Dirik), arkadaşlara Paşa'nın
yola çıkmasını sağlamak için bizim para temin
etmek vaziyetimiz olduğunu hatırlattı... Hiç
birimizde de para yoktu. Hepimiz "kutilayemut"
(ancak ölmeyecek kadar) yaşayabiliyorduk.
Paşaya hiç olmazsa bin lira kadar bir para temin
etmeliydik. İlk tedbir olarak çoluk çocuğumuzun
ziynet eşyasına başvurmayı hatırladık. Kadınların
göz yaşlarına bakmayacaktık. Fakat bunların
da boynunda, kolunda ne varsa hepsi muhacirlikte
ekmek parası olarak sarfolunmuştu.
"Heyeti FaaLe"azasından emekli binbaşı
Süleyman Bey hızır gibi imdadımıza yetişti.
Her anlamıyla da kamil bir insan olarak tanıdığımız
Süleyman Bey nasıl bir çıkmazda olduğumuzu görerek
"Çocuklar, ben bu işin çaresini buldum.
Benim tasarruf edilmiş dokuz yüz liram var.
Ben altmış yaşını geçmiş bir adamım. Allah'ın
rızasından, milletin selametinden başka bir
dileğim yok. Bu parayı size veririm. Fakat bu
parayı verdiğimizi ne Paşa ne de başka kimse
bilmeyecek ileride Müdafaa-i Hukuk'un parası
olursa verirsiniz, olmazsa helal olsun. Ben
Devletin verdiği emekli aylığı ile geçinir giderim"
dedi. Hepimizin gözleri yaşarmıştı. Bu adsız
büyük bizi o günkü en büyük kaygımızdan kurtarmıştı.
O gün Süleyman Bey parayı getirdi. Yüz lira
kadar da aramızda toplayarak bin lira yaptık
ve Kazım delaletiyle Paşa'ya ulaştırdık. Kazım
dönüşte Paşa'nın çok memnun olduğunu sevinerek
anlattı..."
Bu para ile yol hazırlıkları yapılmış; ekmek,
peynir ve zeytinden ibaret kumanyalar hazırlanmış,
kafile üç otomobil ve üç at arabası ile 29 Ağustos
1919 günü Erzurum'dan Sivas'a doğru yola çıkmıştı.
Ancak ne var ki, daha Erzincan'a gelmeden, yolları
ve dağları eşkıyalar tutmuştur. Rum Pontus Çeteleri
bir taraftan, Kürt aşiretleri diğer taraftan
asker kaçaklarından oluşan çeteler diğer yandan,
bu dağları aralarında paylaşmışlar, geçitleri
tutmuşlardır.
Yolda, eşkıya ile müsademeden dönen bir jandarma
birliğine rastlanır. Birlik Komutanı, yola devamın
mümkün olamayacağını, takviye almaya gittiğini,
geri dönene kadar beklenilmesini söyler.
Mustafa Kemal sorar:
-"Ne kadar zamanda dönersiniz?"
-"24 saatte"
-"24 dakika bekleyemem."
İşte, lastikleri doldurulmuş, karoseri patlak,
hurda halinde 3 otomobilden ve eşyaları taşıyan
3 at arabasından oluşan bu konvoy, öndeki arabada
Mustafa Kemal, yanında Rauf Orbay,
Hoca Arif Efendi, arkadaki arabada Süreyya
yiğit, Hüsrev Gerede, Mazhar Müfit Kansu,
üçüncü arabada da Dr. Refik Saydam, Yaver
Cevat Abbas, Yaver Muzaffer Kılıç ve Yüzbaşı
Osman Tufan ve ağızlarında koro halinde,
yol boyu eksilmeyen bir marş:
"Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar..."
Devrime yürüyen işte bu bir avuç insandır. Onları
Sivas'ta kucaklayacak olan diğerleri beklemektedir.
2- SİVAS KONGRESİ
(4 ELÜL 1919):
Nihayet
2 Eylül 1919 akşamı Sivas'a ulaşırlar.
Sivas'a 5 kilometre mesafede çadırlar kurulmuş,
tüm Sivas halkı Mustafa Kemal'i karşılamaya
çıkmıştır. Yol boyu tezahürat arasında Sivas'a
girilir. Kongre'nin toplanacağı lisenin kapısında
Vali Reşit Paşa karşılar, "hoşgeldiniz"
der.
Ve nihayet 4 Eylül 1919 günü saat 14.00'de
kongre açılır.
4 Eylül-11 Eylül tarihleri arasında çalışan
bu kongreye, beşi Erzurum Kongresi tarafından
seçilen Temsilciler Kurulu üyeleri olmak üzere,
11 ilden gelen öbür delegelerle 38 kişi katılmıştır.
Sivas Kongresi'nde de Erzurum Kongresi'nde olduğu
gibi Mustafa Kemal'i üstlendiği görevin dışına
itmek, etkisiz bırakmak, eylemin önderliğinden
uzaklaştırmak için çevresindeki bazı arkadaşları
oyunlar düzenlemekten kendilerini alıkoyamazlar.
Mustafa Kemal bunları ilerde Büyük Nutuk'ta
acı acı dile getirecektir.
Sivas Kongresi'nin gündemi, Erzurum Kongresi'nin
tüzük ve bildirisi ve bir de bizden önce Sivas'a
gelmiş olan yirmi beş kadar üyenin düzenlendiği
bir andırıdan oluşacaktı.
SİVAS
KONGRESİ DELEGELERİ
1- Mustafa
Kemal Paşa
2- İsmail Fazıl Paşa (Ali Fuat Cebesoy'un
babası ve Ankara Delegesi)
3- Hüseyin Rauf (Orbay)
4- İsmail Hami Bey (Danişment. İstanbul Delegesi)
5- Albay Kara Vasıf Bey (İstanbul Delegesi)
6- Hikmet Bey (Tıp Fakültesi Delegesi)
7- Mehmet Şükrü Bey (Afyonkarahisar Delegesi)
8- Salih Sıtkı Bey (Afyonkarahisar Delegesi)
9- Bekir Sami Bey (Tokat Delegesi)
10-Albay Refet Bey (Samsun Delegesi)
11-Boşnakzade Süleyman Bey (Samsun Delegesi)
12-Başağazade Yusuf Bey (Denizli Delegesi)
13-Küçükağazade Necip Ali Bey (Denizli Delegesi)
14-Dalhanlıağazade Mehmet Şükrü Bey (Denizli
Delegesi)
15-Hakkı Behiç Bey (Denizli Delegesi)
16-Hoca Raif Efendi (Erzurum Delegesi)
17-Şeyh Fevzi Efendi (Erzincan Delegesi)
18-Ahmet Nuri Efendi (Bursa Delegesi)
19-Osman Nuri Bey (Bursa Delegesi)
20-Siyahizade Halil İbrahim Efendi (Eskişehir
Delegesi)
21-Bayraktarzade Hüseyin Bey (Eskişehir Delegesi)
22-Hüsrev Sami Bey (Eskişehir Delegesi)
23-Macit Bey (Alaşehir Delegesi)
24-Zeki Bey (Kastamonu Delegesi)
25-Mehmet Tevfik Bey (Çorum Delegesi)
26-Abdurrahman Dursun Bey (Çorum Delegesi)
27-Dellalzade Hacı Osman Efendi (Nevşehir
Delegesi)
28-Halit Bey (Bor Delegesi)
29-Mustafa Efendi (Niğde Delegesi)
30-Mazhar Müfit Bey (Hakkari Delegesi)
31-İbrahim Süreyya Bey (Saruhan Delegesi)
(Delegelerin resimlerini görmek için tıklayınız)
Kongre, Erzurum
Kongresi kararlarını aynen kabul etti. Ancak,
Erzurum Kongresi kararları Anadolu'nun belli
bir bölgesi hedef tutularak alınmıştı: Sivas
Kongresi'nde bu kararlar daha genişletilerek
bütün Anadolu ve Rumeli'yi kavrayacak biçime
sokulmuştur. Cemiyet adının da değişmesi gerektiğinden,
kongre, memleketteki bütün "Anadolu
ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adını
kabul etmiştir.
- Derneğin
adı "Şarki Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti"
idi, "Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk
Cemiyeti" oldu.
- "Heyeti
Temsiliye Doğu Anadolu'nun bütününü temsil
eder."sözü yerine "Heyeti Temsiliye
yurdun bütününü temsil eder." dendi.
Üyeler arasına da daha altı kişi eklendi.
- "Her
türlü işgali ve işimize karışmayı Rumluk ve
Ermenilik örgütleri oluşturma amacıyla yapılmış
sayacağımızdan elbirliğiyle savunma ve direnme
ilkesi kabul edilmiştir." yerine "Her
türlü işgal ve işimize karışmanın ve özellikle
Rumluk ve Ermenilik örgütleri oluşturma amacını
güden davranışların durdurulması için elbirliğiyle
savunma ve uğraşma ilkesi kabul edilmiştir"
denildi.
Bu iki cümledeki ayrılık, anlam bakımından
elbette pek büyüktür. Birincisinde İtilaf
Devletlerine karşı düşmanca bir durum alınacağı
ve direnileceği söylenmiyor. İkincisinde bu
yön açıkça belirmiş oluyor.
- Tüzüğün,
dördüncü maddesini oluşturan sorun, oldukça
tartışmalara yol açtı. Madde şu idi:
"Osmanlı Hükümeti'nin yabancı devletler
baskısı karşısında buraları (yani doğu illerini)
bırakmak ve buralarla ilgilenmemek zorunda
kaldığı anlaşılırsa yönetim, siyasa, askerlik
bakımlarından nasıl davranılacağının belirtilmesi
ve saptanması" yani geçici yönetim kurma
işi.
Sivas Kongresi Tüzüğünde bu maddedeki "buraları
yerine ülkemizin herhangi bir parçasını bırakmak
ve orası ile ilgilenmemek..." biçiminde
kapsayıcı ve genel sözler kondu.
SİVAS KONGRESİ'NDE
MANDA MESELESİ GÖRÜŞÜLÜYOR VE REDDEDİLİYOR
Sivas Kongresi,
Erzurum Kongresi kararlarının ve tüzüğünün görüşülmesini
ve kabulünü bir günde tamamladı. Manda meselesinin
görüşülmesine İstanbul Delegesi İsmail Hamdi
Bey tarafından hazırlanıp, bir çok imza
ile Kongre Başkanlığı'na verilen muhtıranın
okunması ile başlandı. Rauf, Refet, Bekir
Sami ve Kara Vasıf Beyler ile İsmail Fazıl Paşa
manda tezini en çok savunan hatipler arasında
bulunuyorlardı. Manda meselesinin görüşülmesinde
bu tezi savunanların ileri sürdükleri fikirlerden
bazıları şöyleydi:
"Yirminci asırda 500 milyon lira
borcu, harap bir memleketi, pek münbit olmayan
bir toprağı ve 10-15 milyon geliri olan bir
millet için bir harici destek olmaksızın yaşama
imkanı olamaz."
"Bağımsız yaşamaya mali durumumuz uygun
değildir."
"Parasız, ordusuz ne yapabiliriz?Onlar
uçak ile havada uçuyorlar, biz henüz kağnı arabasından
kurtulamıyoruz. Onlar diretnot yapıyor, biz
yelkenli bir gemi yapamıyoruz. Bu haller ile
bugün istiklalimizi kurtarsak bile yine günün
birinde bizi taksim ederler."
"Eğer İzmir Yunanistan'da kalsa ve aramızda
bir muharebe açılsa, düşmanımız, Yunanistan'dan
vapurla asker getireceği halde, acaba biz Erzurum'dan
hangi şimendiferle nakliyatımızı yapabileceğiz."
"Bir de diyelim ki, biz harici ve dahili
tam bir istiklal isteriz. Fakat kendi başımıza
yapabilecek miyiz? Yapamayacak mıyız? Ondan
evvel, acaba bizi kendi başımıza bırakacaklar
mı, bırakmayacaklar mı, bunu düşünelim."
"Manda'nın cisminden ziyade ismine itiraz
edenler boş yere telaş ediyorlar, kelimenin
ehemmiyeti yoktur. Ehemmiyet işin hakikatinde
ve mahiyetindedir. Manda altına girdik demeyelim
de isterlerse "devleti ebed müddet"
(sonsuz süreli devlet) olduk diyelim."
MUSTAFA KEMAL
PAŞA ŞÖYLE DİYOR:
Eylül'ün dokuzuncu
Salı günü yapılan toplantıda güdüm konusuna
dokunan Rauf Bey'in, tutanağa geçen sözleri
şudur: "Bu güdüm sorunu üzerine şimdiye
dek gerek basın ve gerekse başka çevrelerce
bir çok sözler söylendi. Yüce kurulunuz, dış
destek düşüncesini kabul buyurdu ise de bu desteği
kimden isteyeceğimiz belirtilmedi. Amerika olduğu
kapalı olarak anlatılıyorsa da, bence doğrudan
doğruya adının söylenmesinde bir sakınca olamaz."
Bu sözlere bakılırsa Rauf Bey'in görüşüyle,
gerek Sivas Kongresi ve gerek Erzurum Kongresi
genel kurullarının görüşleri arasında bir yanlış
anlama olduğu kuşku götürmez. Rauf Bey'in konuşmasında
yorumlanan bu anlayışın, gerek Erzurum ve gerek
Sivas Kongreleri bildirilerinin yedinci maddesindeki
yazılış özelliğinden doğduğu kanısına varılabilir.
Gerçekten, bu maddenin yazılışında, belki güdüm
isteme pek ileri giden ve sonu gelmez propagandalarıyla
kamuoyunu bulandıranları susturmak ve belki
bundan daha çok, onların savlarına bir karşılık
olmak üzere bir çeşit özellik vardır. Maddede
yazılanlar, mantık ışığında incelenince ve düşünülünce
ne güdüm ve ne de Amerika'nın güdümcülüğünü
isteme düşüncesini kapsamadığı anlaşılır. Bu
noktayı açıkça göstermek için söz konusu maddeyi
olduğu gibi hatırlatmak isterim:
"Madde 7- Ulusumuz, bu çağın ülkülerini
yüce bilir; teknik, sanayi ve iktisat durumumuzu
ve bize gerekli olanları iyice anlar. Bundan
ötürü, devletimizin ve ulusumuzun içte ve dışta
bağımsızlığı ve yurdumuzun bütünlüğü korunmak
koşuluyla, altıncı maddede belirtilen sınır
içinde, ulusçuluk ilkelerine saygılı ve ulusumuzu
ele geçirme amacı gütmeyen herhangi devletin
teknik, sanayi, iktisat yardımını sevinçle karşılarız
ve bu adaletlice, insanca koşulları kapsayan
bir barışın da ivedilikle gerçekleşmesi, insanlığın
esenliği ve dünyanın rahatlığı adına ulusal
isteklerimizin en önemlisidir."
Baylar, pek uzun ve tartışmalı geçen bu güdüm
görüşmeleri, güdüm isteyenleri susturacak ortalama
bir çözüm yolu bulunarak bitirildi. Hem de bunu
öneren yine Rauf Bey oldu: "Amerika'da
yıllardan beri bize karşı yapılmakta olan kötüleyici
propagandaların doğurduğu düşünce akımını düzeltmek
için her şeyden önce Amerika Kongresinden ülkemizi
inceleyecek ve gerçeği görecek bir kurulu çağırmak."
Bu öneri oy birliğiyle kabul olundu. Kongre
Başkanlık kurulunun imzalarıyla bu yolda bir
mektup müsveddesi hazırlandığını hatırlatıyorsam
da bu mektubun gönderilip gönderilmediğini pek
iyi hatırlamıyorum. Doğrusu da bu mektuba özel
bir önem vermiş değildim.
-
Geri -
|