|
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN AÇILIŞI
Mart
1920 ortasından itibaren Türkiye'de olaylar birden
bire büyük hız kazanmıştı.16 Mart'ta İstanbul
işgal edilmiş ve bu işgalin, hazırlanmakta olan
barış anlaşmasının imzalanmasına kadar süreceği
bizzat işgali yapan güçlerin yayınladıkları bildiride
açıkça ilan edilmişti. "Ya bar ış anlaşması
olarak önünüze getirilecek olan anlaşmayı itirazsız
kabul edip imzalarsınız, ya da işgali kaldırmayız."
Diyorlar ve İstanbul'u bir koz, Ege'ye çıkarılan
Yunan'ı maşa olarak kullanıyorlardı. Tüm bu gelişmeler
ise bir "master plan" ın adım adım uygulanmaya
konan aşamalarıydı.
İstanbul'un işgali beklenen bir darbeydi ve Mustafa
Kemal bu darbenin geleceğini aylar önce sezmiş
ve defalarca dile getirmişti. Bir tedbir olarak
da, bu yüzden meclisin İstanbul'da toplanmaması
gerektiğini "Sivas Komutanlar Toplantısı"
dahil pek çok ortamda savunmuştu. Sonuçta, beklenmeyen
değil, beklenen olmuştu; önemli olan bundan sonra
alınacak olan tavrın ne olması gerektiğiydi.
İşgalin muhatabı üç kurum mevcuttu:
- Mebuslar Meclisi
- Hükümet
- Saray yani
Hükümdar.
İşgalciler henüz
Ankara'yı muhatap almıyorlardı.
Önemli olan bu üç kurumun göstereceği tepki ve
alacakları tavırdı.
Mebuslar Meclisi işgali protesto ederek,
işgalin daha ikinci günü (18 Mart Perşembe), "güvenli
bir ortamda görev yapma olanağının doğmasına kadar
meclis görüşmelerinin ertelenmesine" karar
vermiş, tepkisini ortaya koymuştu. Güvenli
bir ortam ise, ancak işgalin kalkmasıyla sağlanabilirdi.
İstenen de işgalin kalkmasıydı.
Hükümete gelince, İstanbul işgal edildiğinde,
Sadrazam Salih Paşa kabinesini kuralı henüz 8
gün olmuştu. İşgalle birlikte hükümet kendini
büyük bir krizin ortasında buldu. Bir taraftan
her gün onlarca yurtsever aydın işgalciler tarafından
tutuklanırken, öte yandan işgalcilerin hükümet
üzerindeki baskısı da yoğunlaşıyordu. Yüksek Komiserler
26 Mart'da bir ortak nota vererek, hükümetin Kuva-yı
Milliye'yi bir isyan hareketi saymasını, mensuplarını
da asi ilan etmesini istediler. Salih Paşa
böyle bir baskıya boyun eğip, böylesi bir demeç
vermektense, 2 Nisan günü Saray'a istifasını vermeyi
tercih etmişti.
Hükümet, istifa ederek tavrını ve tepkisini ortaya
koymuş oluyordu.
Meclis ve hükümetin bu baş eğmez ve cesur tavrı
karşısında tüm gözler Saray'a çevrilmişti.
Acaba Vahdettin kimi sadarete getirip, nasıl bir
hükümet kurduracak ve işgalcilere karşı nasıl
bir politika izleyecekti? Vahdettin, ülkedeki
tüm yurtseverlerin, kurum ve derneklerin, "o
gelirse felaket olur" dedikleri Damat Ferit
Paşa'yı Sadaret'e getirdi ve tamamen "teslimiyetçi"
bir politikaya döndü. Sadaret mühürünü 5 Nisan
günü alan Damat Paşa'nın ilk demeci "Anadolu
isyanını bastırma konusundaki kesin kararlılığı"
ile ilgiliydi. Hiç vakit kaybetmeden tüm çaba
ve çalışmaları da bu yolda oldu. Padişah Vahdettin'in
buyruğuna uyarak 10 Nisan'da Kuva-yı Milliye'yi
asi ve yasadışı ilan etmekle kalmadı, bu asillerin
katledilmelerinin şeriat yönünden gerekli (meşru)
olduğuna ilişkin fetvalar da aldı ve yayınladı.Ertesi
gün de Vahdettin Meclis-i Mebusan'ı kapattığını
ilan etti. ( 11 Nisan 1920)
Böylece taraflar belli olmuştu: Bir tarafta,
koşullarının ne olduğu aşağı yukarı belli olan
bir barış anlaşmasını imzalamayı hazır olan; ülkeyi
atalarından kendilerine kalmış bir mülk olarak
görüp o mülk üzerinde tek ve mutlak mülkiyet sahibi
olduğuna inandığı için, her türlü tavizi de keyfince
verebileceğini sanan bir padişah ve onun kukla
hükümeti; diğer tafrafta ise, üzerinde yaşadığı
coğrafyayı bin senedir yurt bilmiş, ordan bir
tek karışını kimseye vermeyeceğine "Milli
Misak-Ulusal Ant" ile yemin etmiş Kuva-yı
Milliye'ciler ve yurtseverler. Taraflar tavırlarını
bu kadar net ortaya koyunca, bir çatışmanın kaçınılmaz
olduğu kesinleşmişti. Ama bunun için, halk adına
böylesi bir kararı alacak ve uygulayacak bir meclise
ihtiyaç vardı.
İstanbul'da Meclis-i Mebusan 18 Mart günü... "güvenli
bir ortamda görev yapma olanağı doğuncaya kadar
meclis görüşmelerinin ertelenmesi..."
kararını alınca, o güvenli ortamın Ankara'da mevcut
olduğunu ifade eden Mustafa Kemal, Meclis'in Ankara'da
açılmasını temin için 19 Mart'da tüm valiliklere,
bağımsız sancaklara, Kolordu Komutanları'na gönderdiği
telgrafla derhal yeniden seçimlere gidilmesini
temsil heyeti adına istedi. Ayrıca Meclis-i Mebusan
üyelerini Ankara'da açılacak bu meclise davet
etti.
TELGRAF
ANKARA 19.3.1920
Valiliklere, Bağımsız Sancaklara ve Kolordu Komutanlarına
İtilaf Devletleri tarafından devlet merkezinin
bile resmen işgali, devletin yasama, yargı ve
yürütmeden ibaret olan milli güçlerini işlemez
duruma sokmuş ve bu durum karşısında görev yapmaya
imkan bulamadığını hükümete resmen bildirerek,
Meclis-i Mebusan dağılmıştır. Şu halde, devlet
merkezinin korunmasını, milletin bağımsızlığını
ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri
düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından
olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin, Ankara'da
toplantıya çağırılması ve dağılmış olan milletvekillerinden
Ankara'ya gelebileceklerin de bu meclise katılmaları
zaruri görülmüştür. Bu bakımdan aşağıda verilen
talimat gereğince seçimlerin yapılması, yüksek
ve derin vatanseverlik anlayışından beklenir:
- Memleket
işlerini idare etmek ve denetlemek üzere,
Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis
toplanacaktır.
- Bu meclise
üye olarak seçilecek kimseler, milletvekilleri
ile ilgili yasa hükümlerine bağlıdırlar.
- Seçimlerde
sancaklar esas alınacaktır.
- Her sancaktan
beş üye seçilecektir.
- Seçim, her
sancakta, o sancağın kendi ilçelerinden çağıracağı
ikinci seçmenlerle, sancak merkezinden seçilecek
ikinci seçmenlerden, sancak idare ve belediye
meclisleriyle Müdafaa-i Hukuk yönetim kurallarından;
illerde, il merkez kurullarıyla, il yönetim
kurullarından, il merkezindeki belediye meclisinden,
il merkezi ile ilçesi, ve merkeze bağlı ilçelerin
ikinci seçmenlerinden oluşturulmuş bir kurul
tarafından aynı günde ve aynı oturumda yapılır.
- Bu meclis
üyeliğine, her parti, zümre ve dernek tarafından
aday gösterilmesi mümkün olduğu gibi, her
ferdin de bu kutsal mücadeleye fiilen katılması
için bağımsız olarak adaylığını istediği yerden
koyma hakkı vardır.
- Seçimlere
her bölgenin en büyük sivil yöneticisi başkanlık
edecek ve seçim güvenliğinden sorumlu olacaktır.
- Seçim, gizli
oyla ve salt çoğunluk esasına göre yapılacak;
oylar, kurulun kendi içinden seçeceği iki
kişi tarafından ve kurul önünde sayılacaktır.
- Seçim sonunda,
bütün kurul üyelerinin imzalayacakları veya
kendi mühürleri ile mühürleyecekleri üç nüsha
tutanak düzenlenecek; bir tanesi yerinde alıkonularak,
öteki iki nüshadan biri seçilen şahsa verilecek,
diğeri Meclis'e gönderilecektir.
- Üyelerin
alacakları ödenek daha sonra Meclis'ce kararlaştırılacaktır.
Ancak, geliş yolluklarının seçim kurallarının
zaruri masraflar olarak uygun görecekleri
miktar üzerinden mahlli idarecilerce karşılanacaktır.
- Seçimler
en geç on beş gün içinde Ankara'da çoğunlukla
toplanmayı sağlayacak şekilde tamamlanarak,
üyeler hareket edecek ve sonuç üyelerin adlarıyla
derhal bildirilecektir.
- Telgrafın
alındığı saat bildirilecektir.
Heyet-i
Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Mustafa Kemal 19
Mart 1920'de yeniden seçim yapılmasına ilişkin
olarak Heyet-i Temsiliye adına ilgililere bir
emir göndermiş ve seçilecek kişilerin Ankara'da
toplanmalarını istemişti ama, Ankara'da toplantıların
yapılabileceği bir bina bile yoktu. İttihat v
Terakki Kulübü için yapılmakta olan bir binanın
inşaatı hızlandırıldı, inşa halindeki bir ilkokulun
kiremitleri buraya aktarıldı ve hızla bitirilen
bina pek sade bir suretle döşenerek toplantılar
için uygun hale getirildi.
Kurulacak meclisin adı ne olmalıydı? İlgililer
arasında bir süre bu konu tartışıldı. Kimileri
bu Meclis'e "Kurultay" denilmesini istiyordu.
Mustafa Kemal ve bazı arkadaşları "Meclis-i
Kebir-i Milli" adını kabul ettiler. Kısa
bir süre sonrasında da "Türkiye Büyük
Millet Meclisi" adı benimsendi.
Bu arada İstanbul'da yayınlanan ve Kuva-yı Milliye
hareketini din dışı gösterip iç isyanlara yol
açan fetvalara karşılık olarak, Ankara Müftüsü
Mehmet Rıfat (Börekçi) ve 153 Anadolu müftüsü
ve din adamı tarafından imzalanmış bir "karşı
fetva" yayınlandı.
( 16 Nisan 1920 )
153 ANADOLU
MÜFTÜ VE DİN ADAMINCA İMZALANAN KARŞI FETVA
Dünyanın düzeninin sebebi olan Müslümanların Halifesi
(Allah onun azametini ve hilafetini kıyamet gününe
kadar uzatsın) hazretlerinin hilafet makamı ve
saltanat merkezi olan İstanbul, Halife'nin rızası
hilafına olarak, Müslümanların düşmanları olan
hasım devletler tarafından fiilen işgal edilerek
İslam askerleri silahlarından soyulup bazıları
haksız yere öldürülerek, Hilafet merkezinin korumasını
üstlenen, bütün istihkamlar, kaleler ve diğer
harp vasıtalarını zabt ve resmi muameleleri yürütme
ve Müslüman askerleri techize memur olan Babıali
ve Harbiye Nezaretine el konularak, Halife'yi,
milletin hakiki faydalarını temin edecek tedbirler
almasından fiilen yasaklama, Sıkıyönetim İlanı,
Divan-ı Harbler teşkil ederek İngiliz kanunlarına
uygun olarak muhakeme ve cezalandırma suretiyle
Halife'nin hükmetme hakkına müdahale ve yine Halife'nin
arzusu hilafına olarak Osmanlı memleketinin bir
parçası olan İzmir, Adana, Maraş, Antep ve Urfa
havalesine düşmanlar tarafından tecavüz edilerek,
namuslarına tecavüz ederek mukaddesatlarını tahkir
ettikleri taktirde yukarıda açıklandığı gibi hakarete
maruz kalan ve esir olan Müslümanların kurtulması
hususunda mümkün olan gayretlerini sarf etmek
bütün Müslümanlara şart olur mu?
Cevabı budur:
Allah en iyisini bilir. OLUR (Düşman saldırdığı
zaman onunla savaşmak herkese farzdır. Bu durumda
kadının kocasının izniyle, kölenin de efendisinin
izniyle savaşması gerekir. "Kenz ve Bezzaziye
adlı eserlerde." Eğer bir Müslüman kadın
doğuda baskına uğrarsa batıdakilerin onu esaretten
kurtarmaları gerekir. "Bahru'u - Raik adlı
eserde"
2- Bu şekilde
Hilafetin meşru haklarını gasp edilen gücünü
almak ve tecavüze kalan memleketleri düşmandan
temizlemek için cihad edip savaşan Müslümanlar
dinen bağı (devlete isyan etmiş) olurlar mı?
Cevabı budur: Allah en iyisini bilir. OLMAZLAR
(İsyancı diye gerçek imama itaati haksız olarak
tanımayan Müslüman guruba denir. "Mecmeu'l
- Enhur adlı eserde")
3- Yukarda yazıldığı
şekilde Hilafetin gasp edilen kararını geri
almak için düşmanlara karşı açılan savaşta vefat
edenler şehit, hayatta kalanlar gazi olurlar
mı?
Cevabı budur: Allah iyisini bilir. OLURLAR (Şehit
şunlardır: Düşman, isyancılar ve yol kesiciler
tarafından öldürülenler veya ellerinde belirli
bir işaretle savaş meydanında bulunanlar, bir
Müslüman'ın başka bir Müslüman'ı dince öldürülmesi
gerekmeyen bir konu dolayısıyla zulmen öldürüldüğü
taktirde öldürülen, aynı şekilde şehittir. "Zeylei
adlı eserde"
4- Bu şekilde
cihad edip dini görevlerini yerine getiren Müslümanlara
karşı düşman tarafından Müslümanlar arasından
silah kullanıp adam öldüren kişiler en büyük
günahı işlemiş ve fesat çıkarmış olurlar mı?
Cevabı budur: Allah en iyisini bilir. OLURLAR
(Allah'u Teala şöyle buyurmuştur: "Fitne
adam öldürmeden daha kötüdür." Bundan dolayı
da fesatçılar fitneye başvurur. "Fethü'l
- Kadir adlı eserde")
5-Düşman Devletlerin
zorlaması ve kandırması sonucu verilen, hak
ve hakikat ile bağdaşmayan fetvalara Müslümanların
bağlanmaları ve dinen ona göre hareket etmeleri
doğru olur mu?
Cevabı budur: Allah en iyisini bilir. OLMAZ
(Zorlama rızayı yok eder! "Velvaliceyh
adlı eserde")
16
Nisan 1920
Mehmet Rıfat
Ankara Müftüsü
Yeni seçilenlerle
İstanbul'dan kaçabilen milletvekillerinin bir
kısmı Ankara'ya geldikleri halde Büyük Millet
Meclisi'nin hangi gün ve tarihte açılacağı belli
değildi. Bununla beraber, hazırlıkların 23 Nisan'dan
önce bitirileceği anlaşılınca Meclis'in 23 Nisan
Cuma günü, bu günün kutsal bir gün olduğu da dikkate
alınarak açılmasına karar verildi ve açılışla
ilgili olarak 21 Nisan ve 22 Nisan tarihlerinde
Mustafa Kemal tarafından iki genelge yayımlandı.
Bunlardan birincisinde Büyük Millet Meclisi'nin
23 Nisan Cuma günü Ankara'da açılacağı bildirildi.
Bir gün sonra yani 22 Nisan 1920'de yayımlanan
genelge ile de, açılış tarihinden itibaren bütün
"Makamat-ı Mülkiyye ve Askeriye'nin ve umum
milletin merciinin Büyük Millet Meclis'i olduğu"
bildiriliyordu.
(Dakika geciktirilmeyecektir.)
İllere, Bağımsız Sancaklar'a
Kolordular'a
Nazilli'de Albay Refet Beyefendi'ye
Bursa'da 56. Tümen Komutanı
Albay Bekir Sami Beyefendi'ye
Balıkesir'de 61. Tümen Komutanı
Albay Kazım Beyefendi'ye
Tanrının yardımı ile Nisanın yirmi üçüncü Cuma
Büyük Millet Meclisi Açılarak çalışmaya başlayacağından
o günden sonra bütün sivil ve askeri orunların
ve bütün ulusun başvuracağı en yüce kat, adı
geçen meclis olacaktır. Bilgilerinize sunulur.
Temsilciler Kurulu Adına
Mustafa Kemal
23 Nisan 1920'de
Hacıbayram Camii'nde Cuma Namazı kılındıktan sonra,
camiinin avlusunda büyük bir kalabalık toplanmıştı.
En önde, yeşil örtülü bir rahlenin üstüne konulmuş
olan Kuran-ı Kerim ve Lihye-i Saadet'i başının
üstünde taşıyan bir kişi vardı. Törene katılmış
olanların geçeceği yolun iki tarafına halk ve
asker sıralanmış bulunuyordu. Yavaş yavaş yürüyen
ve her tip insandan meydana gelmiş bir alay, tekbir
getire getire Meclis'in toplanacağı binanın önüne
geldi ve durdu.
Burada bir dua okunduktan ve kurbanlar kesildikten
sonra milletvekilleri bir araya geldiler. Meclis
saat 14:45'de en yaşlı olan Milletvekili olan
Sinop Milletvekili Şerif Bey'in bir söylevi
ile açıldı. "Hüzzar-ı Kiram"
diye başlayan bu söylevinde Şerif Bey, İstanbul'un
geçici olarak yabancılar tarafından işgal edildiğini
ve bu suretle "Hilafet Makamı'nın ve Hükümet
Merkezi'nin" istiklalini kaybettiğini,
bu hale boyun eğmenin ise "ecnebi esaretini
kabul" etmek olduğunu, halbuki öteden
beri özgür olarak yaşamış olan Türk Milleti'nin
yine de aynı suretle yaşamak istediğini, esir
olmayı şiddetle reddettiğini ve bundan dolayı
bu meclisin toplandığını söyledikten sonra, "Milletimizin
dahili ve harici istiklal-i tam dahilinde mukadderatını
bizzat deruhte ve idare etmeye başladığını bütün
cihana ilan ederek Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum"
demişti.
Ertesi gün yani 24 Nisan Cumartesi günü Mustafa
Kemal Meclis huzurunda kapsamlı bir konuşma yaptı.
Bu konuşmasında Mondros Ateşkesi'nden 23 Nisan
1920 tarihine kadar geçen zaman içindeki olayları
özetleyen Mustafa Kemal, aynı gün yapılan seçimle
ve 110 oy ve oybirliğiyle Meclis Başkanlığı'na
seçildi.
Mustafa Kemal Paşa, 24 Nisan 1920'de Meclis Başkanı
seçildikten sonra, Meclis'e teşekkürlerini ifade
ederek "Gerek hayat-ı askeriye ve gerek
hayat-ı siyasiyenin bütün edvar (devirler) ve
safahatını (safhalar,evreler) işgal eden mücedelatında
(uğraşma,savaşma) daima düstur-u hareketin (hareket
kuralı) İrade-yi Milliye-ye (millet iradesi) istinad
ederek (dayanarak) milletin ve vatanın muhtaç
olduğu gayelere yürümek olmuştur."demiştir.
Aynı konuşmasında, Meclis'in olağanüstü yetkilerle
millet egemenliğine dayanarak toplandığını da
belirtmiştir.
Mustafa Kemal Paşa'ya göre, TBMM, kurucu meclis
yetkisini haizdir. "Mevcut Kanun-u Esasi'yi
kaldırır, yerine yenisini koyabilir."
23 Nisan 1920'de kurulan yeni Meclis, 1 numaralı
kararı ile kendi kuruluşunu düzenlemiştir. 23
Temmuz 1919 Erzurum Kongresi kararına uygun olarak
milli iradeye dayanan bir meclisin seçimi yapılmış,
ancak kapatılan İstanbul Meclis-i Mebusan'ının
bir kısım üyeleri de Anadolu'da başlayan Milli
Kurtuluş Mücadelesi'ne katıldıklarından ve seçimle,
yani milli irade ile geldiklerinden yeni kurulan
Meclis'e katılma yetkisini 1 numaralı karar ile
kazanmışlardır.
Meclisin açılışını izleyen gün Mustafa Kemal Paşa'nın
teklifi ile Meclis aşağıdaki esasları kabul etmiştir.
"1) Mecliste
beliren milli iradenin, yurt alın yazısına doğrudan
doğruya el koymasını kabul etmek temel ilkedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir
güç yoktur.
2) Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme
yetkilerini kendinde toplamıştır.
Meclisten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek
bir kurul hükümet işlerine bakar. Meclis Başkanı
bu kurulunda başkanıdır.
Not: Padişah ve halife, baskı ve zordan kurtulduğu
zaman, Meclis'in düzenleyeceği kanuni esaslara
uygun olan durumunu alır."
24 Nisan 1920 Tarihli
TBMM'nin aldığı kararla, kesin zafere ulaşılıp
İstanbul kurtarıldıktan sonra Padişah'ın durumu
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce konulacak kanunla
belirlenecekti. Bu takrirle (önerge ile) Mustafa
Kemal Paşa, açıkça, Padişah'ın, Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin ve dolayısıyla Türk Milleti'nin
buyruğuna bağlı olduğunu ve onun vereceği karara
boyun eğeceğini ifade etmekte idi.
23 Nisan 1920'de kurulan Büyük millet Meclisi
sadece yasama yetkisini değil aynı zamanda yürütme
yetkisini de, milli iradenin merkezini teşkil
eden Meclis'de toplamaktadır.
Yeni kurulan Meclis, milletin tek temsilcisi sıfatıyla
da kuvvetler birliği sistemini benimsemişti. Devrin
zaruretleri icabı, aşırı bir Meclis Hükümeti sistemi
kurulmuştu. Meclis Başkanı aynı zamanda Hükümet
ve Devlet Başkanı idi. Ayrıca Devlet Başkanlığı
diye bir makam yoktu. Hükümeti teşkil eden üyeler,
Osmanlı İmparatorluğu devrinde olduğu gibi "nazır"
unvanıyla değil "vekil" diye
adlandırılıyordu. Bunlar bizzat Meclis tarafından
ve kendi üyeleri arasından seçilmekte idiler.
Meclis, olağanüstü yetkilerle donatılmış olduğundan
kuvvet ve yetki birliğini de bu niteliği ile temsil
ediyordu.
Meclis başkanı seçimi yapıldıktan sonra hükümet
kurma işi hemen ele alındı. Bununla beraber 2
Mayıs 1920 tarihine kadar hükümet kuruluncaya
kadar Mustafa Kemal'in başkanlığında yedi kişilik
bir "Geçici İcra Kurulu" tarafından
yürütüldü.
Bu kurul şu milletvekillerinden oluşuyordu:
| Erzurum
Milletvekili |
Celalettin
Arif Bey |
| Aydın
Milletvekili |
Cami
Bey |
| Tokat
Milletvekili |
Bekir
Sami Bey |
| Edirne
Milletvekili |
Miralay
İsmet Bey |
| İstanbul
Milletvekili |
Fevzi
Paşa |
| Antalya
Milletvekili |
Hamdullah
Suphi Bey |
| Kırşehir
Milletvekili |
Hakkı
Behiç Bey |
3 Mayıs 1920 tarihinde
ise ilk büyük Millet Meclisi hükümeti kuruluyordu.
İLK HÜKÜMET
3 Mayıs 1920 tarihli ve 3 sayılı Kanun gereğince
seçilen İcra Vekilleri Heyeti'nin aldıkları oy
sayısına göre listesi şöyledir:
| TBMM
ve Hükümet Başkanı |
Oybirliği
ile |
Mustafa
Kemal (Ankara) |
| Erkan-ı
Harbiye-i Umumiye Reisi |
129
oyla |
İsmet
Bey (İnönü-Edirne) |
| Sıhhat
ve İçtimai Muavenet Vekili |
127
oyla |
Dr.
Adnan Bey /Adıvar-Edirne) |
| Hariciye
Vekili |
121
oyla |
Bekir
Sami Bey (Kunduh-Amasya) |
| Müdafaa-i
Milliye Vekili |
118
oyla |
Fevzi
Paşa (Çakmak-Kozan) |
| İktisat
Vekili |
99
oyla |
Yusuf
Kemal Bey(Tengirşenk-Kastamonu) |
| Dahiliye
Vekili |
96
oyla |
Cami
Bey (Baykut-Aydın) |
| Adliye
Vekili |
83
oyla |
Celalettin
Arif Bey(Erzurum) |
| Şer'iye
Vekili |
80
oyla |
Mustafa
Fehim Ef.(Gerçeker-Bursa) |
| Nafia
Vekili |
74 oyla |
İsmail
Fazıl Paşa(Bayiç-Denizli) |
| Maliye
Vekili |
74
oyla |
Hakkı
Behiç Bey(Bayiç-Denizli) |
| Maarif
Vekili |
65
oyla |
Dr.
Rıza Nur Bey (Sinop) |
TBMM Üyeleri
-
Geri -
|