|
SAVAŞLAR
A- TÜRK İSTİKLAL
HARBİNİN GENEL PERSPEKTİFİ
1. Türk İstiklal
Harbinin Mahiyeti:
Türk Kurtuluş Savaşı, yalnız askeri ve siyasi
bir mücadele ile sınırlandırılamaz. Bu mücadele,
Osmanlı İmpatorluğunun yıkılmakta olduğunu gören
Türk Milletinin, her bakımdan müstakil bir devlet
kurma ve toplumu çağdaş bir toplum seviyesine
çıkarma mücadelesidir. İşte Mustafa KEMAL'in yüksek
ve feyizli yönetimi altında, bir çok cephelerden
taarruz ve savunmayı icap ettiren bu mücadele
ve gayretlerin toplamı İstiklal, Harbini teşkil
eder.
2. Türk İstiklal
Harbinin Amaç ve Hedefleri:
İstiklal Harbinin Amaç ve Hedeflerinden çoğu bugün
gerçekleştiğinden kolaylıkla tespit edilebilir.
Bunlar:
- Osmanlı Devleti
yıkılırken ve yerine Türk Milleti yeni ve bağımsız
bir devlet kurarken, Türk yurdunu yabancı ülkelerin
işgalinden kurtarmak;
- Osmanlı Saltanatının
zayıflığıyla son dönemde tamamen ortaya çıkmış
bulunan ekonomik ve hukuki istiklalsizliği yeni
Türk Devletine intikal ettirmemek;
- Osmanlı Saltanatını
yıkıma götüren ferdi idare yerine milli iradeyi
hakim ve etkin kılmak;
- Yeni Türk Devletinin
ve toplumunun ihtiyaçlarını çağın hukuk ve siyaset
nazariyelerine göre laik prensiplere istinat
ettirmek;
- Devri ömrünü
tamamlamış bulunan hilafet müessesine son vermek;
- Orta zamanın
fedoal ve el sanayii medeni seviyesinde kalmış
bulunan şark medeniyetinden, kararlı ve istikrarlı
bir şekilde Batı medeniyetine geçmek;
- Orta zaman
medeniyetinde önemli bir yer tutan hurafe an'ane
ve müesseselerin yerine aklı ve bilimi rehber
edinmiş düşünce, uygulama ve kurumları hayata
geçirmek.
3. Ülke, Millet
ve Egemenlik Faktörleri Işığında Osmanlı Devletinin
Durumu:
- Ülke:
Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı devleti
coğrafyası, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi
ile işgale açılmış ve 20 Temmuz 1920 tarihli
Sevr Antlaşması gereğince tamamen İtilaf Devletlerinin
işgal ve kontrolü altına girmeye başlamıştır.
Dolayısıyla devletin üç temel faktöründen biri
olan ülke kavramı sıkıntılı bir boyut kazanmıştır.
- Millet:
Fatih ile birlikte Milliyetler Prensibi"
ni diğer bir ifade ile çok ulusluluğu esas alan
Osmanlı Devleti; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi ve
Balkan Harbi sonucu Hristiyan nüfusunu; Birinci
Dünya Harbi sonunda da ümmet unsurunu kaybetmiştir.
Anadolu'nun işgali ile de Anadolu'daki Türk
varlığı "millet durumundan" cemiyet
durumuna düşürülmüştür. Yani istiklali ve istikbali
tehlikeye girmiştir.
Egemenlik:
1876 Meşrutiyet Anayasasının 3 üncü maddesi
gereğince Osmanlı Hanedanı ve devamına ait olan
"egemenlik keyfiyeti" son Osmanlı
Padişahının İtilaf Devletleri tarafından Dolmabahçe
sarayına hapsedilmesi sonucu varlığını ve etkinliğini
kaybetmiştir.
Kısacası; Osmanlı İmparatorluğu, bir devletin
üç temel yapısını oluşturan ülke, millet ve
egemenliğin kullanılması faktörleriyle ilgili
hassasiyetlerini kaybetme tehdit ve tehlikesiyle
karşı karşıya kalmıştır. Bu bir anlamda fiili
olarak devletin sona ermesi demek olup, hukuki
sonu Sevr ile gerçekleşecektir.
4. ATATÜRK'e
Göre Erzurum ve Sivas Kongrelerinden alınan Dersler:
- Erzurum Kongresi:
- Mondros
Mütarekesi sulh için yapılmıştır. Ancak,
Anadolu'nun işgalini esas almıştır.
- Tepki alarak
doğan milli cereyanlar bütün ülkede bir
elektrik şebekesi haline dönüşmeye başlamıştır.
- Emperyalist
zihniyete karşı tıpkı Anadolu'da olduğu
gibi Mısır, Hindistan, Afganistan, Suriye,
Arabistan Yarımadası, Kafkasya, Macarlar,
Bulgarlar ve Rus alemi tam bir reaksiyon
içine girmiştir.
Anadolu'da ise; Rum, Ermeni, Pontus faaliyetlerinin
yanında kalp ve asabı zayıf; yapılamak istenen
işin mahiyetini müdrikten aciz insanlarla
birlikte vatansız ve menfaatperest kişilerin
varlık ve faaliyetleri millete ve olumlu
gelişmelere güçlük çıkarmaktadır.
Fakat; şu bir hakikattir ki, Türk Milleti
tüm bu olumsuzluklardan başarı ile çıkacaktır.
- Sivas Kongresi:
İzmir'e çıkan Yunanlılar batıda ilerlemesine
devam ederken; doğuda Ermeniler Kızılırmak'a
kadar ilerleme gayretlerini sürdürmekte; Pontuscular
da Pontus Krallığını gerçekleştirme hayalini
kurmaktadırlar.
Buna karşı; tüm ülke genelinde başlayan reaksiyonlar
Erzurum Kongresi ile bölgesel; Sivas Kongresi
ile de daha geniş boyutta ortaya çıkmakta ve
yaygınlaşmaktadır.
Dolayısıyla gelişmeler, milli bir mücadeleye
doğru süratle inkişaf etmektedir.
- Türkiye Büyük
Millet Meclisi:
Atatürk'ün verdiği en mühim karar, Ankara'da
fevkalade yetkilere sahip bir millet meclisi
toplayıp milli hakimiyeti, o müstakil ve hür
mecliste hayata geçirmesidir. "Ben çözümü
mecliste arıyorum" diyen ve onun üzerinde
hiçbir güç tanımayan M. Kemal, 23 Nisan 1920'de
Türk ulusunun kıymetli ve kahraman evlatlarından
Meclisi açmakla Milli Mücadeleyi Türk Milletine
mal etmiştir.
Yüce Meclis, 20
Ocak 1921 tarihinde kabul ettiği Teşkilat-ı Esasiye
Kanunu (İlk Anayasa) 'nun birinci maddesinde "Hakimiyet
kayıtsız şartsız milletindir, idare usulü halkın
mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına
müstenittir" hükmü ile bir anlamda bir halk
idaresi olan Cumhuriyet idaresini hayata geçirmiştir.
Dolayısıyla ilk T.B.M Meclisi; seçimle kurulmuş,
demokratik bir meclistir. Devlet kurucudur; İnkılapçıdır;
kurucu meclis niteliğindedir; kuvvetler birliğini
esas alır; denetici özelliği mevcuttur. Kısacası;
Türk milletinin karakterine uygun bir meclistir.
Yüce Atatürk'ün ve Türk milletinin en büyük eseridir.
5. İstiklal
Harbinin Stratejisi:
Kesin Sonuç Noktalarını iki safhada incelemek
gerekir.
Birinci safha; İç Kale'de meydana gelen isyanların
bertaraf edilmesine yöneliktir.
İkinci safha ; Anadolu'nun işgaline son verilmesine
yöneliktir.
- Doğu Cephesi'nde Stratejik Taarruz,
- Güney Cephesi'nde Mahalli ve Bölgesel Mücadele,
- Batı Cephesi'nde ise önce Stratejik Savunma,
müteakiben de Stratejik Taarruz Kesin Sonuç
Noktaları'dır.
Özellikle Batı Cephesi'nde, kuvvet, zaman ve mekan
temel faktörlerinden oluşturulmaya çalışılan askeri
gücü tehlikeye sokmamak için gerekirse mekandan
ve zamandan fedakarlık yapılarak kuvvetin muhafazası
esas alınmıştır.
6. İstiklal Harbinin Başarı Kriterleri:
Türk Milleti'nin tarihi misyonu, O'nun hür ve
bağımsız yaşamıdır. Bu tarihi misyonundan uzaklaşmak
tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını gören Türk
Milleti, millet durumundan cemiyet durumuna düşmemek
için, yetiştirmiş olduğu, başta Mustafa Kemal
olmak üzere, kıymetli evlatlarının koordinatörlüğünde
süratle mahalli, bölgesel ve bir süre sonra genel
mahiyette Kurtuluş Mücadelesi'ni başlatmıştır.
Bu Mücadele'nin en belirgin örnekleri Erzurum
ve Sivas kongreleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
toplanmasıdır. Başlangıçta çok sistemli, düzenli
ve olumlu başlayan bu Milli Mücadele, yüce ATATÜRK'ün
ifadesi ile;
"Sınırlı da olsa toplum içerisinde kalbi
ve asabı zayıf olan insanların bulunması; yapılmak
istenen davanın mahiyetini anlamayan insanların
olması ve özellikle de kişisel menfaatlerini milli
menfaatlerin üzerinde tutan kişi ve grupların
bulunması ve bunların bazı iç ve dış güçler tarafından
yönlendirilip kullanılması, Anadolu'yu ve Türk
Milleti'ni yoğun bir iç isyan kaosuna sürüklemiştir.
Giderek yoğunlaşan ve gelişen bu tehdidin bertaraf
edilmesi, en azından dış tehdit kadar önemli ve
hatta daha fazla bir boyut kazanmıştır".
Bunu gören Mustafa Kemal ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi hükümeti, yukarıda belirtilen birinci
ve ikinci gruptaki insanları mümkün olduğu kadar
bilinçlendirmeye ve bilgilendirmeye çalışarak,
üçüncü gruptakileri ise şiddetle murakabe altında
tutarak tehlikeyi önleme cihetine girmiştir. Bu
tespit ve kararlı uygulama, isyanların bertaraf
edilmesinde esas etken olmuştur.
Bu ivmenin bir devamı olan Sakarya operatif ve
stratejik sahasında kazanılan başarının, tespit
edilen nihai hedefe ulaşmak için Yüksek Stratejik
sahaya taşınması ile de; sınırlı da olsa Fransa
ile Ankara Antlaşması'nın yapılmasına ve dolayısıyla
itilaf devletlerinin birlikteliğinin bozulmasına
imkan sağlamıştır. Keza Sovyetler Birliği ile
yapılan Kars Antlaşması ile de doğu sınırlarının
tespiti ve Gümrü ve Moskova Antlaşmaları'nın teyidi
sağlanmıştır. Bu iki sonuç, Misak-ı Milli ile
tespit edilen milli hudutların güney ve doğusunu
bir anlamda problem olmaktan çıkarmıştır.
Bundan sonra Türk ordusu ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi hükümeti tüm ağırlığını ve gücünü, Batı
cephesinde yoğunlaştırarak, Büyük Taarruzun hazırlanmasına
teksif etmiştir. Askeri, Siyasi, Ekonomik ve Sosyal
alanlarda yaratılan "Sinerji" ile Büyük
Taarruz özellikle Başkomutan Meydan Muharebesi
(Rum Sındığı Meydan Muharebesi) sonucu Yunan işgal
ordusu Anadolu'dan çıkarılmış ve bu sonuç çıkarılmış
ve bu sonuç yüksek Strateji'nin bir neticesi olarak
Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetini önce Mudanya
Mütarekesi'ne, müteakiben de Lozan Barış Antlaşması'na
taşımıştır.
Düşmanı doruk noktasına ulaştırana ulaştıran Türk
Ordusu, oluşan bu durumdan yararlanarak Büyük
Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesini gerçekleştirmiş;
ülkenin işgalden kurtarılmasını, devletin kurulmasını,
Lozan Antlaşması'nın hayata geçirilmesini sağlamış;
yeni bir "Çağdaş Devlet" yapısı içerisine
girerek mazlum milletlere de örnek olmuştur.
Ancak, çok ulusluk yerine milli devleti; ferdi
otorite yerine milli egemenliği, her konuda tam
bağımsızlığı ve çağdaşlığı esas alan yeni Türk
Devleti'nin geleceğe yönelik misyonu; toplumunu
"Bilgi Toplumu" yapmak, bilgiyi teknik
ve teknolojiye dönüştürmektir. Bilgi ile teknik
ve teknoloji boyutunda ortaya çıkacak bu gelişmeyi
üçüncü halka olan ve üretimi öngören her konuda
ekonomiye dönüştürme mücadelesi günümüzde devam
etmektedir, gelecekte de devam edecektir. Bu bağlamda
ve anlamda; Milli Mücadele'nin devletin bekasının
sağlanması ve toplumun medeniyet seviyesinin yükseltilmesi
mücadelesi devam ettiği içindir ki, Türk Milli
Mücadelesi de süreklilik göstermek durumundadır.
Sonuç olarak; ATATÜRK'ün ifadesi ile "Afyonkarahisar-Dumlupınar
Muharebesi ve O'nun son safhası olan 30 Ağustos
Meydan Muharebesi, Türk tarihinin önemli bir dönüm
noktasını teşkil etmiştir. Bu muharebeler ve zafer
neticesinde yeni Türk Devleti'nin ve genç Türkiye
Cumhuriyeti'nin temeli atılmıştır. Devletin ve
milletin ebedi hayatı burada perçinlenmiştir.
Bu sahada akan Türk kanları, bu semada dolaşan
şehit ruhları, devlet ve Cumhuriyetimizin ebedi
muhafızları olmuşlardır. Dumlupınar Şehit Abidesi
bunun sembolüdür".
Bu sonuçlar; nihai hedef olan devletin
kurulmasında, barışın sağlanmasında ve çağdaş
toplumun yaratılmasında esas temeli teşkil etmişlerdir.
-
Geri -
|