|
AZINLIKLAR
VE FAALİYETLERİ
Azınlıkların
Kurdukları Zararlı Dernekler:
Osmanlı İmparatorluğunun,Birinci Dünya Savaşına
girişi ve arka arkaya yenilgiler alması sebebiyle,
Rum, Ermeni, Yahudi gibi çeşitli cemaatlere mensup
azınlıklar, yüz yıllardır içerisinde yaşadıkları
devleti parçalamak, kendilerine bu yurttan toprak
edinmek amacı ile örgütlenmeye ve ülkeyi içten
yıkmak için çalışmalara başladılar.
a) Ermenilerin
Kurdukları Cemiyetler:
Bunlardan,
cemiyetlerini daha II. Abdülhamid zamanında
kurmuş olan Ermenilerin Taşnaksütyun ve Hınçak
adlı gizli ve yeraltı örgütleri, Türkleri arkadan
vurmaya ve yabancı devletler ile birlikte hareket
etmeye başladılar.Ermeni cemiyetlerinin en azılıları
arasında Hınçak ve Taşnaksütyun görülmektedir.Bunlardan
Taşnaksütyun daha sonra da faaliyetini sürdürmüştür.İtilaf
Devletlerinin dikte ettirdiği 10 Ağustos 1920
tarihli Sevr Antlaşmasının 88-93. maddeleri,
Ermenileri şımartacak ve kışkırtacak nitelikteydi.
Ancak, 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Antlaşması,
bütün bu pürüzlü noktaları kaldırmış, Ermenilerle
ilgili hiçbir hususa yer vermemiştir.
b) Rumların
Kurdukları Cemiyetler:
Ulusal Bağımsızlık Savaşımız sırasında Rumlar,
kendi çıkarları için, gizli cemiyetler kurarak,
Osmanlı İmparatorluğundan toprak koparmak için
çalışmalar yapmışlardır. Rumlar'ın kurdukları
pek çok cemiyeti, Yunan Başbakanı Venezelos
ve İstanbul'daki Rum Ortodoks Patrikhanesi örgütlenmekteydi.Bu
cemiyetler, Rum Pontus, Trakya Cemiyeti, İttihat-ı
Milli, Mavri Mira, Kordos adları altında çalışmaktaydılar.
İstanbul'daki İzci Derneği, Bizans Ordusu'nu
kuracaktı.Küçük Asya Cemiyeti, Anadolu Rumlarını
isyan ettirecekti. Pontus Cemiyeti, Batum'dan
İnebolu'ya kadar Rum-Pontus Devleti'ni kuracaktı.
Ayrıca, Matbuat Cemiyeti, Rum Müdafaa-i Milliye,
Rum Edebi,Rum Tüccar Cemiyetlerine Yunan Kızılhaçı
yardım yapıyordu. Önceleri bunlar, doğuda bağımsız
bir Ermenistan kurmak hayalini güden Ermeniler
ile birlikte çalıştılar. Daha sonra, İstanbul
konusunda anlaşmazlık çıkınca, birbirlerinden
ayrıldılar ve bağımsız çalışmalar yaptılar.
Trabzon Metropoliti ve Rum delegesi Hrisantos,
Trabzon'un Rumlara verilmesi için çalışmalar
yapmaktaydı. Anadolu Rum ve Samsun bölgesinde
"Müdafaa-i Meşrua" ve "Mukaddes
Anadolu Rum", "Rum Muhacirin Cemiyeti",
Merzifon'daki Pontus Cemiyeti şubesi İstanbul
Patrikhanesinden direktif almaktaydılar.
Mustafa
Kemal Paşa, Mavri Mira ve Rum cemiyetlerinin
memleketi nasıl ve ne tarzda parçalamak istediklerini
çok iyi anlamış ve bunun önüne geçmek için tedbirler
almak zorunluluğunu duymuş, 21-22 Ağustos 1919'da,
bütün heyet-i merkeziyelere telgraflar çekerek,
bu konularda gerekli uyarılarda bulunmuş, elde
edilen bilgilere göre, İstanbul Rum Patrikhanesinde
Mavri Mira Cemiyeti'nin kurulduğunu, bunun başkanının
patrik vekili Druetos, üyelerinin ise Enes Metropoliti,
Girit'li Katehahuz gibi kişilerden oluştuğunu
ve heyetin "Doğrudan doğruya Venezelos'tan
talimat" aldığını, Rumların ve Yunan Hükümetinin
nakliye yardımları ile cemiyetin büyük bir sermayeye
sahip olduğunu, bu cemiyetin görevinin de "Osmanlı
vilayetleri dahilinde çeteler teşkil ve idare
eylemek, mitingler ve propaganda yapmak",
Yunan Salib-i Ahmer Cemiyeti'nin de Mavri Mira'ya
bağlı olduğunu, sözde görevinin göçmenlere bakmak
gibi insani bir amaca dayandığını, ancak asıl
amacının perde altında "Çete teşkilatı
yapmak, tertibat-ı ihtilaliyeyi ihzar eylemek"
olduğunu da açıklamıştı. Bu cemiyetler "Ecza-yı
tıbbiye ve levazım-ı sıhhıye" de yığmaktaydılar.
Resmi Muhacirin Komisyonu da Mavri Mira'ya bağlıydı.
İstanbul
Patrikhanesi ve Yunan Konsoloshanesi silah ve
cephane deposu haline gelmekte, "hatta
kiliseler ibadet yerinden ziyade askeri ambarlar
gibi" kullanılmaktaydı. Ermeni Patriği
Zaven Efendi de, Mavri Mira ile birlikte çalışmaktaydı.
Rum mekteplerinin izci teşkilatları tümden Mavri
Mira Heyetince yönetilmekteydi. İstanbul, Bursa,
Bandırma, Kırkkilise, Tekirdağ ve buna bağlı
yerlerde izci teşkilatları kurulmuş olup, buralara
yalnız çocuklar değil, yirmi yaşını geçmiş kişiler
de girmişti. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'un,
Trabzon'un bunların cephane dağıtım yerleri
olduğunu, Ermeni hazırlığının da Rum hazırlığı
gibi yürüdüğünü bizzat vurgulamaktaydı.
Pontus
Rum Kurulu çalışmalarını, 1920'de de sürdürmüştür.
Pontus Rum Kurulu adına on kişilik bir heyetin
Batum'dan Moskova'ya giderek, Lenin ile buluştukları
yolunda söylentiler mevcuttur. 14 Mart 1921'de,
Dışişleri Bakanı Ahmet Muhsin, bu durumun incelenmesi
için, Genelkurmay Başkanlığına şifreli bir tel
çekmişti. Bu sıralarda, Harbort Başkanlığında
Amerikan heyetinin Ermenilerin yaşadığı ileri
sürülen yerlerde inceleme yapmak amacı ile İstanbul'a
gelmesi bekleniyordu. General Harbort Başkanlığındaki
heyetin, gezi sırasında Pontus Bölgesine de
giderek, olayları ve yöresel durumu inceleyip,
getirteceği büyük devletlerin askerleri ile
yöresel düzen ve güvenliği sağlayacağı ileri
sürülüyordu. 1920'de, Metropolit Hrisantos,
Amerikan kurul üyelerinden Coster Briton'la,
yaptığı dört saatlik görüşme sırasında, Briton'un
Ermeni Cumhuriyetinden bahsi üzerine, bu şekilde,
Pontus, Ermenistan'a bağlanırsa, Pontuslular,
İslamların direnme hareketlerinin olabileceğini
belirtmişti. Briton da, daha sonraki toplantıda
bu çözüm yolunu reddetmişti. Hrisantos, hükümet
ve adliye örgütüyle ilgili gerekli açıklamayı
yaptıktan sonra, her toplumun kendi kendini
yöneteceğini, gerek köy ihtiyar heyetlerinin
seçiminde, gerekse nizamiye ve sulh mahkemelerinde
her milletin bir hak eşitliğinin olacağını da
ileri sürmüştü. Hrisantos, resmi dilin Türkçe
ve Yunanca olacağını, özellikle Samsun, Trabzon,
Batum, Giresun, ve diğer yerlerde Pontus derneklerine
bilgi verilmesini ve özellikle Amerikan Heyeti
ile ilişki kurulmasını da önermişti. Hrisantos'un
bu mektubu, Giresun Mutasarrıflığına da yollanmıştı.
Giresun Mutasarrıflığının 16 Mart 1921 tarihli
şifreli teli, 15 Mart 1921 tarihli şifreye ek
olarak, Hrisantos'un 20 Ağustos 1920 tarihli
Paris çıkışlı bu mektubunun aynen çevirisi,
22 Mart 1921 tarihli Vehbi Cevat'ın şifreli
telinde aynen yer almıştı.
Görüldüğü
üzere, Osmanlı döneminden beri, azınlıkların
hareketlerini, isyanlarını, görevleri din ile
uğraşmak olan dini liderler yönlendirmektedir.
Dini liderlerin, bu tip hareketlere girişmeleri,
şüphesiz, kendi halkı gözünde daha etkili görünmektedir.
Ancak, bunlar Osmanlı Hükümetinin kendilerine
bahşeylediği büyük hoşgörüyü böylece kötüye
kullanmakta ve dini siyasete alet etmektedirler.
Kiliselerin, hastanelerin silah yuvası haline
gelmesine neden almaktadırlar. Bu da, insani
hislerin kötüye kullanılmasından başka birşey
değildir.
c) Alyans
İsrailit:
Yahudiler
ise, İstanbul'da "Alyans İsrailit"
adlı bir örgüt kurmuşlardı. Alliance İsraelit
adlı bu cemiyetin merkezi Paris'te idi. Yöneticileri
yerel komitelerden sosyal, ekonomik ve diğer
konularda bilgiler almaktaydılar. Yahudiler,
diğer yaşadıkları yerlere göre, imparatorlukda
rahat bir hayat yaşadıklarından önemli hiçbir
olay çıkarmamışlardır.
Görülüyor
ki, İmparatorluğun can çekişme devresinde, yüzyıllardır
bu devletin nimetlerinden yararlanan azınlıklar,
Türkleri arkadan vurmaya, fırsattan yararlanma
yoluna gitmekteydiler. Ne yazık ki, bunlara
yardımcı olan Osmanlı toplumunun bazı vatansız
kişileri de mevcuttu. İla-yı Vatan Cemiyeti'nin
bazı üyeleri böyle bir yola başvurmuşlardır
ki, buna sonra değineceğiz.
Bu şartlar
altında, Anadolu'da örgütlenmek gereğini duyan
ve örgütlenen Türkler, vatanı kurtarmak için
çalışmalara başladılar ve Atatürk'ün başkanlığında
bir araya gelen örgütler, hem Osmanlı toplumundaki
saraya bağlı Kuva-yı Milliye aleyhtarı cemiyetler,
hem de azınlıkların kurdukları bu cemiyetler
ile uğraşmak zorunda kaldılar.
-
Geri -
|