Ülkemizde bir çok üniversite bulunmaktadır.
Bu üniversitelerde bilimsel toplantılar yapılarak sonuçları kamu oyuna
duyurulmakta aynı zamanda sonuç bildirgesinde varılan hükümler dünyada
da ülkemizde olduğu gibi tartışmaya açılmaktadır.
24.Nisan Sözde Ermeni Soykırımı günü nedeni ile bütün dünyada her yıl
temposu artırılarak baskı anlamını da taşıyan bir tartışmaya sürükleniriz.
1915 yılında ülkemizde olan olaylar hiçbir değerlendirmeye ve bilimsel
tahlile tabi tutulmadan Türkiye Cumhuriyeti Devleti suçlanarak Avrupa
ve Amerika Birleşik Devletleri yönetimlerince bu günün Ermeni Soykırımının
yapıldığının kabul edilmesi gerektiği , ülkemize telkin edilmektedir.
Böyle bir soykırım yapılmış mıdır?. Yapılmışsa bunu kimler ve nasıl yapmışlardır,
gerçeği hiç araştırılmaz. O yıllara uzanan tarihi kaynaklar , anılar ,
belgeler ve bilimsel çalışmalar değerlendirilmeye bile alınmamaktadır.
Avrupalı ülkelerin hemen tümü hiçbir çalışma ve araştırma yapmadan soykırımı
yapıladığını kabul etmişler, hatta böyle bir soykırım yapılmadığını öne
süren ve tartışma yapılarak bilimsel ve tarihsel sonuçlara göre değerlendirme
yapmak isteyen kişilere de kapıları sıkı sıkıya kaparak “ Soykırım yapılmadığını
söyleyenler suçlu ilan edilmişlerdir. “ bu konuda yasalar çıkarmışlardır.
Geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesinde sözüm ona bir bilimsel konferansın
gerçekleştirileceği ilan edildi. Konferansın konusu “ 1915 Ermeni Tehciri
ve Sonuçları” başlığını taşıyordu. Ama bu konuşmada görev alan birçok
bilim adamı görüşlerini daha önceden basın ve yayın organlarında açıklayarak
ülkemizde böyle bir soykırımı yapıldığını dile getirmişlerdi. Yani bu
toplantının konusu ve ortaya çıkaracağı sonuç belli idi. Tartışma yapılmadan
tarihi ve bilimsel bir sonuca da varılmadan ülkemizin yetiştirdiği sözde
bizim insanlarımız bütün dünyaya olmayan bir şeyi Ermenilerle ve Avrupa
Ülkeleri ile birlikte aynı safta yer alarak yapılmış gibi varsayıp, göstermeye
çalışıyorlardı.
Bu düşünce tarzı bilimsel değildir. Tarihi değildir, gerçekleri yansıtmamaktadır;
herhangi bir objektifliği de içinde barındırmamaktadır. Tartışmacılar
Ermenilerin Anadolu’da yaptıkları katliam ve soykırımları bizzat yerinde
ve mekanlarında görüp, o günleri yaşamış insanları dinlememişlerdi. Toplu
mezarları incelememişlerdi. Anadolu İnsanına uzun yıllardır yapılan katliam
ve zulümden haberleri yokmuş gibi görünmeyi görev edinmişlerdi. Onlar
her zaman olduğu gibi rahat koltuklarında oturarak bilim yerine kendilerinin
de çok inanmadıkları, tabanın duygu ve düşüncelerinden uzak ulusallıkla
hiçbir yakınlığı olmayan bu düşüncelerini dünya kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlardı.
Ne yazık ki, bilimsel bir yuvamızı da alet olarak kullanarak dünya kamuoyu
önüne bilimsel tartışma şeklinde kendi yanlı ve yanlış düşüncelerini taşımaya
çalışıyorlardı.
Tam bu sırada Büyük Millet Meclisi şimdiye kadar yapmadığı bir birlikteliği
ortaya koyarak muhalefeti ve iktidarı, ulusal bir direnç ile bu yanlış
, yanlı ve bilimsellikten uzak ulusal olmayan görüşün seslendirilmesine
karşı çıkmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu davranışından ötürü
kutlamamız gerekmektedir.
Konferans iptal edildi, ama yansımaları basın ve yayın organlarımızda
hala sürmektedir. Konu tartışmacıların yanlı ve sübjektif niyetlerinden
kaydırılarak demokrasi platformuna çekilmeye çalışılmaktadır. Demokratik
bir ülkede aykırı seslerin olması gerekli imiş, (? ) Denilmekte ve görüşler
bu şekilde seslendirilmektedir.
Demokrasinin tanımı iyice incelenmelidir. Demokrasi keyfilikler ve düzensizlikler
sistemi değildir. Kurallar bütünüdür. Her insan istediğini , anarşi yaratacak
şekilde istediği yerde yapamaz, ve söyleyemez. Böyle bir uygulamanın olduğu
yerde demokrasi değil, anarşizm vardır. Anarşinin olduğu yerde her kafadan
bir ses çıkar, devletin kural ve düzeni yok edilir, sonuçta devlet bütünü
ile ortadan kalkar.
Demokrasi diye bağırmaya başlayanlar dikkat ediniz. En başta Avrupa Birliği
ülkeleri, daha sonra ülkemizde ne yaptığı belli olmayan birkaç kişiyi
geçmeyen kendilerini etkili sayan gazeteci takımı özgürlük ve demokrasi
kavramları arkasında ulusalcılığı kınamaya başlamışlardır.
Ulusalcığın temelinde milli mücadele vardır. Kurtuluş Savaşı ve onu yapanlar
ile önderi Mustafa Kemal bulunmaktadır. Avrupa birliğinin hemen tavır
alması artık alışılmış bir davranış biçimidir. Onun yanında yer alan yerli
yandaşlarının ise temeldeki düşünceleri demokrasi değil, Türkiye Cumhuriyet
Devleti ve onun üniter yapısıdır.
Şimdi buradan soruyorum. Avrupa Ülkelerinin bir çoğunda sadece soykırımı
yapılamamıştır, diyebilme özgürlüğünü bile tanımayan yönetimler demokrat
mıdır?. Oralarda özgürlükten söz edilebilir mi?
Fransa’da bir toplantı yapılarak Fransızların 1940’lı yıllarda ve daha
önceleri Cezayir’de bir milyon müslümanı katlettikleri seslendirebilir
misiniz.?
İspanyada, Almanya’da İtalya’da bu ülkelerin sömürgelerinden ve kendi
ülkelerinde yıllarca gerçekleştirdikleri soy kırımı anlatacak bir toplantının
yapılacağı üniversite bulabilir misiniz.?
Amerika Birleşik Devletlerinde bu ülkenin gerçek sahibi olan 75 milyon
Kızılderililin sistemli olarak yok edildiğini , Japonya’ya 2. Dünya savaşında
iki atom bombası ile Hiroşima ve Nagazaki de yüzbinlerce sivil insanın
soykırıma uğratıldığını bilimsel ve tarihsel boyutları ile tartışabilir
misiniz?
Rusya’da Sovyetler birliği zamanında yapılan ve Stalin döneminin kanlı,
acımasız “Tatar” soy kırımını dile getirip, dünya kamuoyu önüne getirebilir
misiniz. ? bütün bu soruları daha da çoğaltabiliriz. Eğer bu ülkeler kendi
yaptıkları soykırımları ülkelerinde tartışabiliyor iseler o zaman demokrasiden
ve fikir özgürlüğünden söz etmeye de hakları vardır. Ama bu tartışma ortamı
hiç olmadığı için ülkemiz de demokrasi ve insan hakları konusunda ders
vermeye güçlerinin yetmeyeceği ve hiçbir söz söyleyemeyecekleri de bir
gerçektir.
Bu konferansa katılanların isimleri şunlardır : Birçoğunu Türk Kamuoyu
tanımaktadır. Bir daha hatırlayalım :
Murat BELGE, Halil BERKTAY, Selim DERİNGİL, Fikret ADANIR, Taner AKÇAM,
Üstün ERGÜDER, Fatma Müge GÖÇEK, Nilüfer GÖLE, Cemal KAFADAR,Şeref MARDİN,
İlhan TEKELİ, Mete TUNCAY, Stefan YERASİMO, Ayhan AKTAR, Çağlar KAYDER,
Edhem ERDEM, Cemil KOÇAK, Akşin SOMEL, Engin AKARLI, Metin KURT, Şeyla
BENHABİB, Elif ŞAFAK, Osman KÖKER, Fethiye ÇETİN, Baskın ORAN, Gündüz
VASSAF, Hrant DİNK, Ferhat KENTEL, Ayşe Gül ALTINEL, Melissa BİLAL, Ali
BAYRAMOĞLU, Ahmet İNSEL, Turgut TARHANLI, Osman KÖKER, Nazan MAKSUDYAN,
Oktay ÖZEL, Nesim ŞEKER, Rober KOPTAŞ, Meltem TOKSÜZ, Şahin ALPAY, Etyen
MAHCUPYAN İsmet berkan, Ahmet HAKAN, Oral ÇALIŞLAR, Kürşat BUMİN, Fehmi
KORU , Esra ÇUHADAR, Cem ÖZDEMİR, Murat PAKER, Ahmet KUYAŞ, Cevdet AYKAN,
Serkis SEROPYAN, Aykut KANSU, Fuat DÜNDAR, Hülya ADAK,
Şimdi isimlerini kamuoyunun dikkatine çektiğim bu insanlara şunu sormak
istiyorum. Erzurum’da binlerce Türk ve Müslüman Ermeniler tarafından 1877
– 1915 yılları arasında katledilip, yok edilmişlerdir. Onbinlerce aile
Ermeni katliamından kaçarak yurtlarından uzaklarda yaşamak zorunda kalmış
binlercesi hastalık ve iklim koşullarının elverişsizliği nedeni ile yollarda
ölmüştür. Bu gerçekleri anlamak için sizler hiç olmazsa Erzurum Kongresinin
kahramanlarından “ Cevat DURSUNOĞLU ’nun anılarını” okudunuz mu? Şuna
inanıyorum ki böyle bir kitabın varlığını bu tartışmacılar belki de ilk
defa duymaktadırlar. Ne olur, okuyun , araştırın ve ondan sonra ülkemiz
insanlarına ve onların çektiklerine sırt çevirmeyin. Siz bu ülkenin fakir
Türk Toplumunun yetiştirdiği insanlarsınız. Onlara sırt çevirmeye onların
gerçeklerine göz kapayarak gerçek olmayan fikirlere destek varmaya hakkınız
yoktur. Böyle bir hak size tanınmamıştır.
Hiçbir demokrat ülkede , ülke çıkarlarını hiçe sayan böylesine gerçek
dışı toplantılara da özgünlük ve demokrasi adına müsaade edilmeyeceğini
çok iyi bilmektesiniz.
Bu toplantıyı Boğaziçi Üniversitesinde değil, katliamın gerçekleştirildiği
ve binlerce Türk’ün yok edildiği Erzurum’da Atatürk Üniversitesinde panel
şeklinde yaparak halkı dinleyin, ondan sonra dünya kamuoyu önüne çıkarak
bilimsel bir taştırmanın kuralları ile nasıl yapılacağının örneğini gösteriniz.
Bu gün hala yaşayan o katliamın içinden çıkmış insanlar size 1915’i ve
o yılların acılarını en güzel şekilde anlatacaklardır. Sizlerde hiçbir
yanlışa düşmeden dünya kamuoyu önünde gerçekleri objektif olarak tartışma
fırsatını bulabilecek misiniz ? .
Sizlerin tartışmaya çalıştığınız bu konuda söz söylemeye çokta hakkınız
olmadığını söylemek istiyorum. Çünkü hiçbirinizin 1915 yılını araştıran
bir inceleme yaptığınıza ve herhangi bir bilimsel makale yayınladığınıza
bile kimse tanık olmamıştır.
O halde bilgisiz , bilgi üretmekten vaz geçerek gerçekler üzerine oturtulacak
tartışmaları yapmanızı daha objektif ve katılımcı , bilimsel çalışmalar
içerisinde bulunmanızı sizlere öneriyorum.
Çok büyük arşiv ve kaynaklarımız mevcuttur. Onları iyice araştırıp, inceledikten
sonra Türk kamuoyu önüne çıkmanızı sizlere salık veriyorum. Şöhretiniz
altında tavsiye etme cüretimi hoş görü ve demokrasi anlayışı ile karşılayacağınızı
umuyorum.
|