19/07/2006
Kıvıran Kıvırana
Hikmet BİLA
Sabah gazetesinin dünkü
manşeti şöyleydi: ''ABD elçisinin kıvırdığı an'' . İsrail'in sınır ötesi
harekâtını haklı bulan elçi, Türkiye'nin sınır ötesi harekâtı söz konusu
olunca, ''İşte o olmaz'' demişti.
İster kıvırma deyin, ister ''posta koyma'' deyin, Amerika ve Avrupa'nın gözünde
Türkiye'nin gördüğü muamele işte budur. Türkiye istemedikleri bir şey yapmaya
kalktığı zaman, hemen karşısına dikilirler:
''Yapamazsın.''
''Yaparsam ne olur?''
''Çok fena olur.''
''Siz yapıyorsunuz ama?''
''O başka.''
Türkiye, yıllardır, hatta on yıllardır bu çarkın dişlileri arasında öğütülüyor.
Her geri adım, her boyun eğiş, her alttan alış daha büyük sorunlara yol açtığı
halde.
Bir terör örgütünün koçbaşı olarak kullanıldığı, yirmi yıldır Türkiye'yi hedef
alan bir büyük saldırının arkasında kimler olduğu bilindiği halde, kıvıra kıvıra bütün kozlar, bütün inisiyatif gücü kaybedildi. Ne
yazık ki, bugün gelinen noktada saldırıları başlatma, saldırıları durdurma,
saldırıları yeniden başlatma inisiyatifi, işte o güçlerin elindedir. Görülüyor
ki, bırakınız Türkiye devletinin saldırı başlatma inisiyatifini, saldırılara
karşı koyma inisiyatifi bile şu ya da bu elçinin ya da bilmem ne komisyon üyesinin ambargosu altındadır.
Birinci Körfez Savaşı sırasında Türkiye bir figüran rolü oynadı. Hatta, Kuzey
Irak'ta bir gün kendisini hedef alacak bir gücün oluşmasına kendi elleriyle
yardım etti. Zamanın iktidarı ''Presidan Buş'' a bu hizmeti gururla sundu.
Amerika Irak'ı işgal ederken sadece seyretti. Oğul Bush yönetiminin orada
yapmak istedikleri bilindiği halde. Türkiye devleti, kendi güvenliği için aynı
anda sınırı geçip bir tampon bölge oluşturmayı bile başaramadı.
Türk subaylarının baskınla rehin alınıp başlarına çuval geçirilmesini de
seyretti. Bunu güvenliğine yönelik bir tehdit olarak kabul etmedi. Çuval
olayının, kendi güvenliğini kendi sınırlarının bile gerisinde sağlamaya
zorlanma anlamına geldiğini değerlendiremedi.
Gelinen nokta işte bütün bu beceriksizlik ve kıvırmaların sonucudur.
Her gün kalkan şehit cenazeleri, Türkiye'nin dört bir yanına yayılan ağıtların
yanı sıra, artık saldırının silahlı boyutu ile siyasal boyutunun el ele, baş
başa gittiği de gizli değildir.
Ve Kuzey Irak'ta kurulan devletin son hedefinin Bağdat değil, Ankara olduğu da
artık bir sır değildir. İşgal güçlerinin koruması altında kurulan ve ağır
silahlarla donatılan KYB-KDP ordusunun ve hükümetinin gözünü Bağdat'a
çevireceğini sanmak da en saf deyimiyle saflıktır.
Türkiye, kurulduğundan beri sayısız güvenlik kriziyle karşılaştı. İkinci Dünya
Savaşı dahil. Ama hiç bu kadar çaresiz, hiç bu kadar beceriksiz duruma düşmedi.