Haberi okurken, hayvan sever
dostlarımı, özellikle her konuda yüreğindeki engin sevgiyi sütunlarına
yansıtmakta çok başarılı olup hepimizi gönülden saran Bekir Coşkun 'u düşündüm.
Şemdinli olaylarını soruşturmakta
olan TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyelerinin tüylerini diken diken eden olayları haberleştirmiş Saygı Öztürk .
Haberde, polis ve askerlerin
kullandıkları köpek ve güvercinlere yapılan işkenceler anlatılıyordu.
Canlı canlı
kanatlarından duvarlara çivilenmiş posta güvercinleri ve eritilmiş naylon ile
gözleri kör edilmiş veya üzerine benzin dökülerek yakılmış polis köpekleri...
İnsan ruhunun sefaletinin
varabileceği son noktadır bilinci olmayan hayvana yapılan işkence...
Bu davranış biçimini bir kavmin
geleneksel yabanıllığına, ilkelliğine bağlamaya kalkmak yanlış olduğu kadar,
ırkçı bir tavırdır..
İnsanın içini bulandıran, örneğinin
hiçbir yaratıkta görülmesine olanak bulunmayan bu davranış biçimi ile
geleneksel töre cinayeti arasında haklı olarak bir bağlantı kurabilirsiniz, ama
bunlara etnik bir kılıf giydiremezsiniz.
Bugün içinde yaşadığımız sorunun
püf noktası da zaten, olayların etnik nedenlerle açıklanmasına çalışılmasıdır.
Olay etnik değil, sosyolojiktir. Bu
akıl almaz vahşetin ve ilkelliği de aşan çöküntünün nedenini etnisitede değil; geri kalmış, cahil, feodal, tarım
toplumunun yapısında aramak gerekir.
****
Kökenine doğru tanı koymamız,
olayın önemi açısından da zorunludur. Böylesine bir kinin tutsağı olan insanlar,
bir değişime uğramadan, hangi özgürlüğü, hangi demokrasiyi sağlayabilirler
kendilerine veya kardeşlerine?...
Onlar ki, kör gelenekleri ve çağın
gerisinde kalmış değer yargıları yüzünden bizzat kardeşlerine ve evlatlarına
kıymaktan bile çekinmemektedirler. Ve bu yapı değişmeden, onun eseri olan
insanlar nasıl bir değişime uğratılabilirler?
Demokrasiden, demokratik çözümden,
barıştan söz eden, programlar öneren bölge önde gelenlerinin kaç tanesi sorunun
özü olan bu noktaya dokunuyorlar? Bunların önemli bir bölümünün feodal düzenin
egemenleri olduklarını bilmiyor muyuz?
Önderi baskının simgesi olan
hareketler, nasıl bir özgürlük ve demokrasi doğurabilirler ki?
Herkes aklını başına devşirsin!
Sorun etnik olmanın çok
ötesindedir.
Böylesine bir kini doğuran düzen
değişmedikçe, hiçbir çözüm olamaz.
Kimse halkların bahtsızlığını ve
mutsuzluğunu daha da arttıracak, halkları karşıt taraflar haline getirip etnik
saflaşmayı kışkırtıp egemen kılacak davranışlarda, önerilerde bulunmasın!
Toplumları, gerçekleşmesi teorik
olarak mümkün görülse bile fiilen mümkün olmayan çözümlerin peşine takarak,
halkın bir bölümüne ülkenin en gelişmiş bölgelerinin kapanması sonucunu
doğuracak öneriler, programlar peşinde koşturmak kimseye ama kimseye yarar
sağlamayacaktır.
Feodal düzenin bu geri
kalmışlıktaki birincil etkisini gözden kaçırmak amacıyla etnik çelişkiyi,
çatışmayı kaşımak kendi insanına ihanettir.
****
Ülkedeki sorunu, kendi amaçları
doğrultusunda kaşımak, ilk bakışta masum gibi görünen saptamalarla, tehlikeli
önerilere yol açmak kimseye yarar sağlamaz. Çağdaş laik toplumda, bir başbakan
eğer, bizi birleştiren öğenin din olduğunu söylüyorsa, bunun ne gibi tehlikeli
sonuçlara yol açabileceğini görmek zorundayız.
Açın yakın tarihimizi bir bakın!
Anadolu'da masum insanların kanının
dökülmesine yol açan Şeyh Sait de bizi birleştiren öğenin din olduğunu
söylüyor; ama buradan yola çıkarak, hilafetin kaldırılmasının bu birleştirici
öğeyi ortadan yok ettiğini ileri sürüp, hilafetin kaldırılmasının üstünden bir
yıl bile geçmeden isyan bayrağını açarak Türkiye'yi
parçalamaya çalışıyordu.
Şeyh Sait'in girişiminin kimlere
neler kaybettirdiği, hangi yabancı güçlere neler kazandırdığını, olayın nasıl
geliştiğini bilmeyenler, Uğur Mumcu 'nun ''Kürt -
İslam Ayaklanması'' kitabını okuyabilirler.
Uğur, aramızdan ayrılmasından
yıllar sonra da eserleriyle yolumuza ışık tutuyor.
Başbakan'ın, uçakta kimi medya
mensuplarına söyledikleri üzerinde uzun uzun düşünmek
ve bu mantığın hangi tehlikeli sonuçlara varabileceğini görmek zorundayız.
Evet herkes aklını başına toplasın!
Kimse, insanları daha da mutsuz
edecek çıkmazlara sokmaya çalışmasın toplumu!