Bombanın derinleştirdiği sorular

 

Mehmet Faraç

 

PKK'ye yönelik giderek sıklaşan sınır ötesi harekât, örgütün siyasal hedefleri ve beklentileri üzerinde bir strateji değişikliği yaratabilir mi? Hareket kabiliyetini giderek azaltan müdahaleler sonrasında PKK'nin marjinalleşeceği mi hesaplanıyor? Örgütteki panik Kandil Dağı'nda yeni ve büyük bir çözülmeye yol açar mı? Sınır ötesine düşen her bomba tüm bu sorular üzerindeki gizemi derinleştiriyor.

 

16 Aralık'ta başlayan sınır ötesi harekât öncesinde PKK kendinden emin, diplomatik destekleriyle siyasallaşma hedefine doğru hızla yol alan bir örgüttü. Tezkerenin Meclis'ten geçmesinin ardından PKK'liler "hava operasyonu olabilir" şeklinde endişelerini dillendirmeye başlamışlardı. Ancak ne Belçika'daki Kongra-Gel yönetimi, ne İmralı'daki Öcalan ve ne de Kandil'i üs tutan örgüt kadrosu, Türkiye'nin art arda darbe vurarak topyekün bir imhaya yönelebileceğini bekliyordu!

 

Örgüt yöneticileri Avrupa'da son 10 yıldır yoğunlaştırdıkları lobi çalışmaları ile CIA ajanlarının Kandil'e kadar ulaştırdığı ABD desteğinin Türkiye'yi engelleyebileceğine inanıyordu. Kuzey Irak'ta devletleşmeye çalışan peşmerge liderlerinin ise etnik kaygıyla kendilerine kalkan olacağını bekliyorlardı. Ancak onlar asıl şaşkınlığı Kandil bombalanırken ABD ve Avrupa'dan neredeyse bir tek aykırı ses çıkmayınca yaşadılar. PKK'yi Kandil'deki karargâhlarla AB ülkelerindeki lobi kulelerinin aynı anda yıkılışıyla başlayan travma sarsıyor!

Bilançoya göre PKK'nin hali!

 

Peki bir haftadır süren bombardımanda Kandil'den geriye ne kaldı?.. PKK'liler, "patlamayan bombalardan TNT elde ettiklerini" iddia edebilecek bir pervasızlık sergiliyor! Kongra-Gel'in gençlik örgütü metropolleri eylem alanı ilan etti! Örgütün askeri kanadının başındaki "Dr. Bahoz Erdal" kod adlı Suriyeli Fehman Hüseyin dün örgütün yayın organında, "operasyonların etkisiz kaldığını, sadece 5 militanın öldüğünü, 3'ünün de yaralandığını" tekrarladı. Genelkurmay'ın açıkladığı bilanço detaylandırıldığında ise PKK'nin içinde bulunduğu durumun aşağı yukarı şöyle bir tablo çizmesi gerekiyor:

 

Örgüt komuta denetimini yitirdi. Operasyonların ardından dağılan eylem grupları arasındaki sevk ve idare zinciri koptu. Bu ciddi bir dağınıklık yarattı. Muhabere olanaklarının büyük oranda saf dışı bırakılmasıyla örgütün Kandil çevresindeki 46 yerleşim birimi ile yurt içinde, Hakkâri'den Tunceli'nin Ali Boğazı'na kadar ulaşan eylem bölgesindeki irtibat büyük darbe aldı. Bu durum yeni eylemlerin planlanması ve uygulanmasında PKK'yi çaresiz bıraktı. PKK'nin "Apollon Akademiler Komutanlığı" olarak adlandırdığı eğitim merkezlerinin vurulması, yeni militanların sevkıyatı ve yönlendirilmesinde büyük sıkıntı yarattı. Kandil ve çevresindeki hava savunma sistemlerinin tahrip edilmesiyle örgüt tamamen sığınaklara çekildi. 9 lojistik tesis ile sığınak ve barınak gibi 182 noktanın hedeflenmesi ise PKK'yi kış koşullarında gıda, ilaç ve giyecek gibi yaşam malzemeleri ile mühimmat açısından büyük sıkıntıya soktu! PKK her ne kadar Kandil'i boşalttığını duyursa da militan kaybıyla ilgili rakamlar örgütün büyük bir yıkıma uğradığını gösterdi.

Yol ayrımı ve ikilem!

 

Tüm bu gelişmeler ışığında yazının başındaki sorular, PKK'nin bundan sonrası için giderek daha çok önem kazanıyor. Askeri ve fiziki koşullarda yaratılan tahribat örgütün eylem ve direnç iradesini tamamen çökertebilecek mi? PKK'nin komuta kademesi ne kadar vurulabildi, karar vericiler etkisizleştirilebildi mi? Bir hafta süren operasyonlar PKK'yi askeri açıdan ne kadar geriye götürdü? Örgüt önümüzdeki süreçte bir yol ayrımına gelebilecek mi? Ayakta kalabilen yöneticileri eylem ve siyaset ikilemine sürüklenebildiyse bundan sonra ne olacak? Bu sorulara verilecek yanıtlar, bir örgütün salt 23 yıllık eylem iradesinin içinde bulunduğu koşulları ve geleceğini değil, aynı zamanda siyasallaşma hedeflerinin bundan sonrasına da ışık tutacak! PKK'yi yakından izleyen herkesin bundan sonra ne olacak sorusunu ayrıntılarıyla düşünmesi gerekiyor! Kandil'e düşen her bomba bu soruların gizemini derinleştiriyor!

 

Cumhuriyet Gazetesi - 26.12.2007