Terörün ve terörle mücadelenin
yeni bir aşaması başladı.
1984 - 1999 arasındaki döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri kayıplar verdi
ama başarıya ulaştı. Üstelik doğru dürüst bir sivil destek görmeden. Hatta,
kimi sivil çevrelerden kösteklenmesine rağmen. O dönemin arşivlerine göz
atanlar, terörün nasıl yüceltildiğini, terörle savaşan askerin nasıl kıskaca
alındığını, nasıl elinin kolunun bağlandığını gösteren sayısız örnekle
karşılaşacaklardır.
O süreçte, terörün kitlesel taban sağlamasına da fırsat verilmedi.
Terörün, dış destekli bir saldırı olduğu gerçeğini bir türlü kabul etmeyen,
''Türkiye'nin iç sorunu'' olduğunu ısrarla savunan kimi çevreler, örgütün
arkasındaki güçler ve ülkeler birer birer açığa çıkınca yanıldıklarını
anladılar. Bazıları aynı görüşte ısrar etse de, çoğunluk teröre destek
verenleri, yardım ve yataklık yapanları, liderlerini saklayanları, koruyup
kollayanları, yedirip içirenleri çıplak gözle gördü.
Güvenlik güçlerinin zaferi sayesindedir ki, Türkiye demokratik açılımlarını
yapabildi, AB yolunda adımlar atabildi.
Her şey bitti mi?
Hayır. Belki de her şey yeni başlıyor.
Birincisi, Amerika'nın Irak'ı işgaliyle ortaya çıkan durumdur. Körfez
savaşından beri Kuzey Irak'ta bağımsız Kürt devletinin altyapısını oluşturan
Amerika, son bir yıldır bu oluşumu hızlandırdı ve son aşamaya getirdi.
Bu, bilek gücüyle kurulmuş bir devlet değildir, Amerikan uşaklığını peşin
peşin kabul etmiş, işgale çanak tutmuş aşiretlerin belkemiğini meydana
getirdiği bir kukla devlettir. Tetikçi devlettir. Bu devlet, PKK terörünü
bugüne kadar beslemiştir, hâlâ da beslemektedir. Üstelik, Amerika bu kez
açıktan açığa PKK terörüne arka çıkmakta, kendi kollarında büyütmektedir.
İkincisi, Türkiye'nin Güneydoğu'daki yeni durumdur. Yeniden başlayan bombalı,
mayınlı saldırılar bir yana, bölgede siyasal güç sağlayan kişilerin yanlış
tutumu ciddi risk unsurudur. Ellerindeki siyasal gücü, kalkınmış, demokratik,
bölgesel gelir dağılımı adaletsizliğini gidermiş, AB düzeyine yükselmekte
olan bir Türkiye için değil de, ayrımcılığı hedefleyen radikal milliyetçilik
için kullanmaları halinde (ki bunun işaretlerini veriyorlar), sonuç hiç
de hayırlı olmayacaktır. Çünkü, bu ayrılıkçı, milliyetçi tutumun yolunun
terörle kesişmesi kaçınılmazdır.
Peki, bu iki etken yüzünden Türkiye başarısızlığa mahkûm mu?
Hiç değil.
Yeter ki, Türkiye'de söz ve fikir sahibi olanlar, gerçeği saklamasınlar.
Kamuoyunun görüşünü yansıtırken, kamuoyuna gerçekleri yansıtırken çarpıtmasınlar.
Laf kalabalığı arasında kaybolup gitmesinler. Türkiye'yi hedef alan büyük
stratejik oyunların, güncel göz boyamaların arkasına gizlenmesine göz
yummasınlar.
Türk medyasındaki uyanış bu açıdan sevindiricidir.
Yine iki konuda:
Kuzey Amerika'nın Kuzey Irak'taki oyunlarını, yalanlarını artık Türk kamuoyu
da Türk medyası da yemiyor. Teröristin ailesine başsağlığı ziyareti yapan
belediye başkanlarının, onlara arka çıkan parti başkanlarının masumiyet
gösterilerini de yemiyor.
Yeni tehdit karşısında Türkiye ve halkı adına önemli bir kazanım...
Hikmet
BİLA
|