Mehmet
Faraç
Sınır ötesindeki örgüt yuvalarını dağıtmak PKK'nin
tamamen yok olacağı anlamına gelmiyor. Terörist cenazelerine katılımlar, intifada
provalarındaki tepkiler PKK'nin milis
örgütlenmesinin, militan yapılanmasının çok önüne geçtiğini gösteriyor. Örgütün
TAK ve benzeri yapılanmalarının metropollerde yarattığı tehdit göz ardı
ediliyor. TSK birliklerinin 10 yıldır yürüttüğü Toplumsal Destek
Çalışmaları'nın siyasi otoritece benimsenmesi ve terörist yetiştiren
bataklıkların kurutulmasının öncelik olması gerekiyor.
PKK'nin bir hafta içinde 12 sivil ve 15 askeri
şehit etmesinin ardından AKP iktidarı, tezkere yoluyla PKK'ye
karşı mermiyi namluya sürmeye hazırlanıyor. Toplumda terörün kökünün
kazınmasına yönelik beklentiler sınır ötesi operasyonla başta Irak-İran
sınırının iç kesimleriyle Kandil Dağı'ndaki terörist yuvalarına odaklanıyor.
Oysa sınır dışındaki tehdit, giderek terörün yurtiçindeki lojistik ve milis
yapılanmasından kaynaklanan tehlikenin çok gerisinde kalıyor. PKK'ye yönelik her operasyonda çökertilen sığınaklara
yüzlerce ton yaşam malzemesi ve cephanenin kimler tarafından nasıl ve ne zaman
ulaştırıldığı sorgulanmıyor.
Sınırdan rahatlıkla geçirilen silahlar ve tonlarca patlayıcının büyük
kentlere nasıl ulaştırıldığı, bomba düzenekleriyle nasıl ve nerede bir araya
getirildiği, lojistik görevlilerinin uzun süre nerede barındığı da
düşünülmüyor. Göz ardı edilen gerçekler bununla da kalmıyor:
PKK son üç yıldır siyasal çabalarının yanı sıra liselerden üniversitelere,
mahallelerden köylere kadar yoğun bir milis yapılanması sürdürüyor. Öcalan'ın
İmralı'dan yaptığı çağrılar bölgede yankı buluyor, kadınlar legal ve illegal
tüm eylem ve etkinliklerde öne çıkarılıyor. Yayın organları ve televizyonları
aracılığıyla artık 7'den 70'e insanlara örgütsel bilinç aşılanıyor, PKK gerçeği
siyasal bir hak ve kurtuluş hareketi olarak ısrarla dikte ediliyor.
Türkiye'nin dört bir yanında şehit cenazeleri 3-5 bin kişilik kitlelerce
toprağa verilirken, Güneydoğu'da PKK'nin çağrısıyla
zaman zaman 15- 40 bin arasında insan örgüt
flamalarının sarıldığı tabutların peşinde zılgıt ve sloganlarla yürüyor.
Köylerde, kent kırsallarında kurulan cenaze çadırlarını binlerce kişi ziyaret
ediyor. Bu tabloyu, sadece Nakşi- feodal zihniyetin
töresel taziyesi olarak algılamak gülünç kalıyor. Cenazelerde fatihaların
ardından yaşlı kadınlarla okula gitmemiş dedeler siyasallaşmış PKK'nin ezberlettiği dersleri mırıldanıyor. Öldürülen 30
bini aşkın teröristle dağdaki 7 bin civarındaki militanın yüz binlerce kişiye
varan akrabalarının devletle kan davası yürüttüğü ise halen anlaşılamıyor?
Bu gerçekler örgütün, Öcalan'ın yakalandığı 1999'dan 1 Haziran 2004'e kadar
silahları toprağa gömüp piknik yapmadığını, yurtiçi ve dışında siyalasallaşmış PKK'nin
temellerini perçinlediğini, toplumsal örgütlenmeye büyük ağırlık verdiğini
kanıtlamaya yetiyor. PKK'nin çabalarının nasıl sonuç
verdiğini anlamak için sokak çatışmalarının yer aldığı gazete arşivlerine
bakmak yetiyor. PKK artık legal ve illegal siyasal örgütlenmeleri, milis
grupları, TAK gibi sabotaj birimleri ve bizzat örgütün "Şehir
gerillası" diye tanımladığı eylemcileriyle salt üç beş bin teröristten
oluşan bir yapılanmadan uzaklaşıyor.
Tüm bunlara karşın TSK başta 300 bin insanın iş aradığı, 30 bin çocuğun
sokaklarda çalıştığı Diyarbakır olmak üzere kan ve şiddetten yılmış doğu
kentlerinde "Toplumsal Gelişime Destek Faaliyetleri" yle terörün beslenebileceği bataklıkları kurutmaya
çalışıyor . Komandolar dağdaki teröristle çatışırken, tabip askerler
onların belki de köylerdeki analarına babalarına ilaç dağıtıyor, camileri,
okulları onarıyor, gençler terörün kucağına düşmesin diye ÖSS hazırlık kursları
düzenliyor.
Askerler bunları yaparken ülkesine bağlı, sağduyulu milyonlarca Kürt kökenli
yurttaşın da desteğini alıyor. Halkla iletişimini kömür çuvallarına endeksleyen
AKP ise yalnızca TSK'yi hem terör hem teröristle mücadele gibi bir paradoksun
içine sürüklemekle kalmıyor, siyasal kararsızlık ve ikiyüzlü politikalarla
sorunu kangrenleştiriyor.
PKK gerçeğinin sosyoekonomik ve sosyo politik
açmazları yukarıdaki satırlarda duruyor! Terörle mücadeleyi salt sınır ötesine
odaklayanların tüm bu gerçekleri bir kez daha mantık süzgecinden geçirmesi
gerekiyor.
Cumhuriyet Gazetesi - 11.10.2007