PKK NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

Örgütün eylemlilik sürecinin dönemsel incelemesi...

PKK, eylemlerine başladığı 1984 yılından beri birbirinden farklı stratejiler uygulayan bir örgüttür. Bu stratejiler genel olarak dört başlık altında toplanabilir. Bunlar, 1984-89 arası yoğun terör, 1989-95 arası gerilla aşamasına geçme çabası, 1995-1999 arası tekrar yoğun terör, 1999-2005 arası ise farklı kombinasyonları eş zamanlı içeren, terör, pasif itaatsizlik ve siyasallaşma sürecidir. Gerçi şunu belirtmekte yarar var: bu stratejilerin hiçbiri PKK terör örgütü patenti taşımamaktadır, hepsi ithal, kopya edilmiş stratejilerdir. PKK örgütünün bu stratejileri nasıl uyguladığına sırayla bakalım.

PKK'nin birinci dönemi

PKK terör örgütü 1984 yılından itibaren Kürt kökenli vatandaşlarımıza yoğun bir terör uygulamıştır. Bu süreçte bölge halkı hedef alınmış ve gerçekleştirilen eylemlerde bazen ailelerin tüm mensupları öldürülmüştür. Seksenli yıllarda şu sorunun sıklıkla sorulduğunu hatırlarız. Nasıl, bir örgüt adına savaştığını iddia ettiği insanları topluca katledebilir? Cevabı oldukça açıktır. PKK argümanına göre, Kürtlere haklarını hatırlatmak, onları mobilize etmek ve ikna etmek başka türlü olanaksızdır. Dolayısıyla terörün korkutucu gücünden ve sindirme etkisinden yaralanılacaktır. Bu yaklaşımı Öcalan, o yıllarda yalın bir şekilde ifade etmiştir; 'Kürtler zorun gücünden anlar, onlarla fikri tartışmalarla bir sonuca ulaşmak olanaksızdır'. Terör keşfedildiği günden beri bir yönüyle bu çıkarımla yola çıkmıştır. Terör örgütleri önce büyük bir ürperti yaratmak, sosyal grupları yalnızlığa ve çaresizliğe itmek üzere hareket ederler. Terörün en keskin mesajı ise 'sizi kimse kurtaramaz, bizden başkasını bir adres veya otorite olarak aklınızdan dahi geçirmeyin'dir. Teröristlerin eylemlerinde bu kadar vahşi olmasının ve görselliğe önem vermesinin nedeni budur. En fazla acıyı biz veririz, en vahşi biziz, kural tanımayız, hiçbir değere bağlı değiliz, teröristin eylemlerindeki propagandadır. Bu bakımdan terör eylemlerine "ölü üzerinden propaganda" denir. Evet insanın en kıymetli hazinesi kendi varlığıdır ve bunun her an kaybedilme riski varsa en azından sessiz kalınması tercih sebebidir. PKK terör örgütü de bunu yapmaya çalışmıştır. PKK neden Kürtleri katletmiştir sorusunun yanıtı açıktır: çünkü eylem bölgesi olarak seçtiği alanda devlet güçleri ile yerel halk arasına bir duvar örmek istemiştir ve bu duvarın yoğun terör eylemleriyle örülmesi bir metod olarak benimsenmiştir. Önemli olan sonuca ulaşmaktır ve sonuca varmak için de her yol meşruudur. Zira teröristin meşruiyet kaygısı yoktur. 1989 yılına gelindiğinde bölge halkı üzerinde gerçekten de bir tedirginlik oluşmuştur. Artık PKK özellikle geceleri daha fazla korkulan bir güçtür 1990'lı yıllara gelindiğinde. Devlet, PKK'nın vahşetinden halkını emin kılamamıştır.

PKK'nin ikinci dönemi

P KK örgütünün ikinci stratejisi ise, terörün bir sonraki safhası olan gerilla aşamasına geçme çabasıdır. Gerilla aşaması terör örgütlerini özellikle etnik ayrılıkçı örgütlerin ulaşmak istedikleri önemli bir stratejik hedeftir. PKK açısından da durum böyledir. Korkuya hapsedilmiş Kürtlere şefkatli yaklaşım zamanı ve devlete meydan okuma vakti gelmiştir. Bu stratejinin temeli şaşkınlık ve panik halindeki halkı kurulacak farklı isimlerdeki derneklerle örgüte yönlendirme ve aynı zaman da devleti aşırı güç kullanmaya itmek marifetiyle güvenlik güçlerinin ne kadar vahşi ve adaletsiz olduğu propagandasını yapmaktır. Gerilla aşamasının olmazsa olmazları da vardır. Bunlar bir toprak parçasına sahip olduğunu veya en azından kendi kontrolünde bir toprağın olduğunu göstermek, kendine gönüllü destek veren geniş bir halk kitlesinin varlığını ispatlamak ve düşman güçler olarak tanımladığı devlet güçlerine karşı başarılı eylemler yapmak. PKK terör örgütü bu çerçevede hükümet güçlerine (asker, polis, öğretmen, doktor, hemşire, şantiye işçileri, ziraat mühendisleri v.b) karşı yoğun eylemler başlatmıştır. Ancak örgüt devlet güçleri karşısında büyük zayiatlar vermiş ve çatışmayı kaybetmiştir. Aynı dönemde örgütün uygulamaya koyduğu bağımsız bir arazi parçasına sahip olmak stratejisi ise Kuzey Irak'taki otoriteden yoksun bölgeyi kontrolü altına almak çabası olmuştur. Burada belirli bir toprak hakimiyeti kurmakla birlikte, adına savaştığını iddia ettiği Kürtler, yani halk yoktu. Bunun gerçekleştirilmesi için Türkiye'den 'devletin zulmünden şikayetçi Kürtlerin' bu bölgeye göçmesi gerekmekteydi. Bu göç gönüllü olamadı ve zorunlu olarak aileler göçe zorlandı ve sonuç olarak yüz binlerce Kürt Batı Türkiye'ye (Adana, Antalya, İzmir, Bursa, İstanbul, İzmit, Ankara gibi illere göç ederken sadece birkaç bin Kürt Kuzey Irak'a göç ettirilebildi. Bu deneme de başarısız olmuştu. Geriye 1994 yerel seçimleri kalmıştı. Örgütün gücü ve halk desteği burada kanıtlanabilirdi. Seçim sandıklarına gidilecek, ancak, kasıtlı olarak geçerli oy kullanılacaktı. Bu seçimlerde bölgede kullanılan oyların, Türkiye ortalamasındaki hata payı çıkarıldığında, %3.5'ta kalması PKK terör örgütünde derin bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Çatışma alanlarında yenilgiye uğrayan, Kuzey Irak'a göçü başaramayan ve yerel seçimlerde taban desteğini ispatlama noktasında büyük şok yaşayan PKK tekrar ilk dönemdeki gibi ayrımsız ve yoğun teröre dönme kararı aldı. Zira örgüt, Kürtlere karşı uyguladığı her türlü strateji sonucunda, başkaldırmayı ve kendine yeterli desteği vermeyi sağlayamamıştır.

PKK'nin üçüncü dönemi

Üçüncü dönem PKK açısından dağlardaki yenilgiyi kabul etmek anlamına da gelmektedir. 1995 yılında şekillenen bu dönem Öcalan'ın 1999 yılında Kenya'da gözaltına alınmasına kadar sürmüştür. Artık PKK terör örgütü Türkler üzerinden Kürt kimliği arayışı içersindedir. Bu stratejinin temeli, terör eylemlerinin Türkiye'nin batıdaki kentlerine taşınmasıdır. Batıdaki kentlerde gerçekleştirilecek olan yoğun terör eylemleri Türk milliyetçiliğini radikalleştirecektir. Dolayısıyla Kürtler adına eylem yaptığı iddiasıyla olayları üstlenen PKK, Türk milliyetçiliğinin tepkisini Kürtler üzerine çekecektir. Kızgınlık, öfke ve nefret üzerine inşa edilecek ötekileştirme projesi Kürtleri yalnızlığa itecek ve ötekileştirilen Kürtler ise PKK yanında saf tutacaklardır. Böylece yüzyıllarca birlikte yaşamış, aynı potada erimiş ve ortak değerler etrafında yükselmiş olan Anadolu insanı, Kürtler ve Türkler olarak birbirlerinden ayrışmaya başlayacaklardır. PKK bu beklentiler içersinde İstanbul, İzmir, Adana, Ankara, Antalya gibi illerde eylemlerine başlamıştır. Türkiye'deki birliktelik yerine, ortak özelliklerin bir kenara atıldığı, küçük farklılıkların dahi dev aynasında öfke seliyle beslendiği bir dönem planlanmıştır. Ancak bu süreç beklenilen sonucu doğurmamıştır. Bunun gerçekleşmemesinin temel nedeni ise; yüzyıllardan beri aynı kaderi paylaşma, aynı potada erime gerçekliği, PKK'nın eylemlerinin Kürtler üzerinde istediği etkiyi doğurmaması, Kürtleri ötekileştirememesidir. PKK, batı kentlerindeki eylemleri için gerekli Kürt (daha önceden bu bölgelere yerleşmiş olanlar) desteğini bulamamıştır, polis istihbaratı ve buna bağlı gerçekleşen operasyonlar örgütün planlı eylemlerinin önemli bir kısmını başlamadan önlemiştir. Tüm ayrılık hamlelerine rağmen, Anadolu'da PKK'nın istediği ölçütte bir kutuplaşma ve ayrımcılık yaşanmamıştır. Bu süreci sona erdiren önemli gelişmeler ise, yukarıdakilere ilave olarak, Örgütün ikinci kişisi Şemdin Sakık'ın yakalanması ve PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 1999 yılında Kenya'da Türk güvenlik güçlerince ele geçirilmesidir. Özellikle Öcalan'ın yakalanması PKK terör örgütü üzerinde önemli bir şok etkisi yaratmıştır. Bu şok süreci örgüt üzerinde karmaşalara yol açmış ve bir kısım örgüt militanları intihar eylemlerine teşebbüs etmişlerdir. Ancak bu eylemlerin önemli bir kısmı başarısız olmuştur.

PKK'nin dördüncü dönemi

PKK terör örgütünün dördüncü aşaması ise, birbiriyle çelişen stratejilerin uygulanmaya çalışıldığı dönemdir. Bu, günümüzde PKK ne yapmaya çalışıyor sorusunu da sıklıkla akla getiren karmaşıklığın doğmasına yol açmıştır. Son döneme sarkan karmaşıklığın temeli, PKK lideri Öcalan'ın Türk devlet görevlilerinin eline geçtiği andan itibaren; devletime hizmet etmeye hazırım, halkların kardeşliği, akan kanın durdurulmasında üzerime düşeni yapmaya hazırım, demokratik cumhuriyet gibi ifadelerle, hem Türkiye Cumhuriyeti'ne hem de örgüte yönelik mesajlarıyla ortaya çıkmasıdır. Örgüt, militanlarına Kuzey Irak'a çıkmaları için emir vermenin yanında eylemsizlik kararı almıştır. Bu Örgütün inisiyatifinden ziyade, tüm şartların örgütün aleyhine gelişmesinin zorunlu bir sonucu olmuştur. Eylemsizlik sürecini uzun kılan bir başka gelişme ise, ABD'ye karşı gerçekleştirilen 11 Eylül terör eylemleridir. 11 Eylül saldırılarından sonra küresel güç ABD, teröristlere karşı topyekün bir mücadele ilan etmiştir. Uluslararası alanda gerçekleşen bu hava teröre müracaat edenlere sıfır tolerans olarak ortaya çıkmış ve PKK terör örgütü bu rüzgarı üzerine çekmekten çekinmiştir.

Örgütü yeniden eyleme yönlendiren unsurlar


P KK'yı eylem sürecine getiren gelişmeleri; Türkiye'nin AB süreci, örgütün iç sorunları, Irak savaş ve ABD'nin teröre bakışı olarak sıralayabiliriz. PKK, Öcalan'ın tutuklanması sonrasında Kuzey Irakta konuşlanmış ve Türkiye'deki gelişmeleri takibe koyulmuştur. 1999 sonrası, örgütün içersindeki şaşkınlık intihar eylemlerinin denenmesi olarak ortaya çıkmıştır ancak bitmişlik psikolojisinin ürünü olan bu eylemler fazla sürme şansı bulamamıştır. Bu eylemler düşünülmüş bir stratejiden ziyade şok ve şaşkınlığın bir kısım militanları bu yöne itmesi şeklinde cereyan etmiştir. Silahlı eylem yapma döneminin önemli ölçüde bittiğini anlayan örgüt siyasallaşma çalışmalarına ağırlık vermiştir. Bu çerçevede çeşitli adlarda sivil toplum örgütlerini arttıran örgüt belediye başkanlığı seçimleri ve kurdurduğu partiler aracılığıyla Türkiye genel seçimlerini gücünün önemli ölçütte ispatlanabileceği olimpiyatlar olarak görülmüştür. HEP, DEP, DEHAP, HADEP gibi PKK ekseninde siyaset yapan partilerin önemli siyasal argümanları, bölgedeki insanların ekonomik, sosyal sorunlarını çözmeye yönelik olmamıştır. Tam tersine bu sorunların varlığını yapıcı çözüm önerileri üretmek yerine PKK örgütünün bölücü söylemlerini gündemde tutmak ve ayrılıkçı söylemleri öne çıkarmak suretiyle acı, gözyaşı, düşmanlık, etnik milliyetçilik, tahrik ve kışkırtma üzerinden negatif duygusal politik argümanlar ileri sürmüşlerdir. Gerçi bu yaklaşım tarzı Kürtlerin sorunlarını çözmemiş olsa da bir kısım insanların duygularını okşamıştır. 11 Eylül saldırıları PKK'nın eylemsizliğini daha da pekiştirmiştir. Süper güç ABD'nin teröristlere yönelik kızgın açıklamaları yeni dünya düzeninde terörle sonuca gitmeye çalışanlara veya heveslilerine ağır bir darbe indirmişti. Artık PKK'nın en büyük ümidi siyasal alanda kazanımlar elde etmekti. Ancak yıllarca terörle uğraşmış ve düşmanlığın, gerilimin arttırılması üzerine stratejiler geliştirmiş olan örgütün demokratik yaşamda başarılı olması da oldukça zordu. Gerçi Türkiye'nin politika yapıcıları da PKK'nın siyasallaşması konusundan çok endişe etmekteydiler. Onların da bakışı, silahlı mücadeleyi kazandık; ancak, beyin gücüne dayalı mücadeleyi kazanmamız daha zor olacak şeklindeydi. Her iki taraf açısından da korkulan olmadı 2003 yılına gelindiğinde; 1 Mart tezkeresinin TBMM'de kabul edilmemesi sonucunda oluşan Türk-ABD ilişkilerindeki gerilim, PKK açısından yeni bir canlanmanın işaretlerini vermeye başladı. Irak savaşına ABD'den farklı yaklaşan Türkiye, bir bakıma bölgedeki rolünü de sınırlamak zorunda kaldı. ABD Irak işgalinde Şiileri ve Kürtleri müttefik ilan etti. Bu gelişmelere bağlı olarak Kuzey Irak'ta konuşlanmış olan PKK terör örgüt ABD'nin Irak'taki operasyonlarına doğrudan hedef olmadı. PKK, Irak savaşının konuşulduğu süreçte kendine yönelik risklerin kaygısını yaşarken, savaşta Türkiye'nin ABD tarafında doğrudan yer almaması sonucunda önemli bir nefes almıştır. ABD'nin terörle mücadeleden anladığı ile Türkiye'nin anladığı arasında önemli farklar oluşmaya başlamıştır. Bir bakıma Türkiye ABD'nin ilan ettiği terörle mücadele projesinde aktif yer alırken, ABD sadece kendi teröristlerinin peşinden koşmayı strateji olarak benimsemiştir. Bu durum PKK'yı ABD'nin hedefi dışında tutmuştur. PKK'nın önemli terörist liderlerinden Murat Karayılan açık bir şekilde ABD'nin kendi menfaatleri çerçevesinde PKK'ya karşı operasyon yapamaz, çünkü Irak'taki müttefiki olan Kürtleri karşısına almak istemez demiştir. ABD'nin bölgede kendini direk hedef almayacağını anlayan PKK, önemli ölçütte rahatlamıştır. Bu Örgütün kendini yeniden toparlaması açısından ateşleyici olmuştur.

PKK'nin dağılmayı önleme çabaları

PKK'nın Türkiye'de eylemlere başlamasının bir diğer nedeni ise örgütteki dağılmanın önlenmesi çabasıdır. Örgüt, Öcalan'ın İmralı'da vereceği işaretleri beklemenin yanında, kendi iç sorunlarını aktif olarak örgütün başında bulunanlarca yürütülmesini de ön plana çıkarmıştır. Zübeyir Aydar, Murat Kayrılan gibi örgüt liderleri PKK'nın eylemlere başlamasının gerekli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunun içe dönük iki nedeni vardır; birincisi yaşamını militan olarak geçirenlerin uzun eylemsizlik döneminde kokuşmaya başlaması, ikincisi ise örgütün hedeflerin gerçekleştirmek için başka araçları kullanma yeteneğinin sınırlı olmasıdır. Bu düşünce terör örgütünün söylemlerinde inandırıcı olmasa da elindeki araçlara göre politik hedeflerine ulaşma çabasıdır. Bu çerçevede örgüt doğrudan güvenlik güçlerine yönelik saldırlar gerçekleştirme yeteneğinden yoksun olduğunu da açığa çıkaracak şekilde, siviller, turistik bölgelere ve ulaşım araçlarına yönelik uzaktan kumandalı bombalı eylemlere başlamıştır.

Demokratik Toplum Hareketi


İmralı'daki Öcalan ise bu eylemeleri desteklemekle birlikte kendi yaşamını garantiye alacak asıl gelişmenin siyasal alandaki çalışmalara bağlı olduğunun farkındadır. Bu doğrultuda Demokratik Toplum Hareketi (DTH)'nin kendi inisiyatifinde kurulmasına özel önem vermiştir. DTH, Kürt siyasal hareketinin tek adresi ve Kürtlerin yegane temsilcisi olduğu tezini işleyen bir projedir. Bunun en önemli delillerinden olan Hikmet Fidanın (Kürt siyasal yaşamında önemli bir isim) PKK tarafından öldürülmesi ve diğer alternatif girişimlerde bulunanların da tehdit edilmesi veya öldürülecekler listesine alınmasıdır (Abdülmelik Fırat, İbrahim Güçlü, Kemal Burkay, Ümit Fırat gibi yüzlerce kişi). PKK'nın 2004'ten sonraki gelişimi karmaşık olmakla birlikte iki temel strateji üzerine oturmaktadır. Bunlardan birincisi örgüt açısından riski az silahlı eylemler, bir diğeri ise siyasallaşma sürecini canlı tutmaktır. Bu iki sürecin de eş zamanlı ilerlediğini görmekteyiz. PKK bir elinde bomba diğer elinde ise siyasetle kamuoyuna mesajlar vermeye çalışmaktadır. Siyasallaşma çabalarının daha çok Türkiye'nin AB sürecine yönelik mesajlar içerdiği açıktır. Ancak Örgütün İmralı güdümünde, aynı zamanda silahlı eylemleri içeren vizyonu bu günlerde sadece Öcalan'ın koşullarının iyileştirilmesi ve uzun dönemde ise serbest bırakılmasına yöneliktir. Kürt halkını temsil ettiği iddiasıyla yola çıkan bir hareketin Kürt halkını Öcalan'a indirgemesi yakın gelecekte farklı alternatiflerin ortaya çıkmasının en önemli nedenini oluşturmaktadır. Zira Kürt sorunu ile Öcalan ve terör sorunu aynı şeyler değildir.

Doç. Dr. İhsan BAL