Osmanlı İmparatorluğu’nun
çok geniş ülkesinin hemen hemen tümünde; farklı ırk, din ve dile mensup
halkının kültürel sosyal, siyasal, ideolojik ve ekonomik sorunları ve
sair bahaneler pek çok ayaklanma ve isyana sebep olmuştur. (Ek-1)
Aynı dönem içinde Anadolu'da meydana gelen ayaklanmaları (Ek-2,3) bunlarla
ve birbirleriyle karşılaştırılmalı, yorumlanmalı ve ondan sonra değerlendirmelidir.
Görülecektir ki anayurtta vuku bulan olayların, ayaklanmaların ve Koçgiri,
Şeyh Sait, Dersim, Ağrı isyanlarının hemen tümü Ek-1'dekilerle kıyaslanırsa
adeta önemsizdirler, kısa sürede bastırılmışlardır ve hiç biri devletin
toprak kaybetmesine sebep olmamıştır.
Bütün bu ayaklanma ve isyanların pek çoğu Devlet-i Ali Osmani'nin
ve Türkiye Cumhuriyeti'nin savaşlarla ve sair iç ve dış dertlerle sorunlarla
uğraştıkları özellikle güç ve otoritesinin en zayıf olduğu dönemlerde
başlamış, başlatılmıştır.
Bahane, yer, zaman,senarist, aktör ve oyuncu seçimi mahirane ve çok isabetli
olmuştur. Bu olayların ve başkaldırıların meydana gelmesinde, çoğu kez
emperyalist ya da sınırdaş devletlerin ve onların yandaşlarının, maaşlılarının
ve maşalarının teşviki, kışkırtmaları ve desteklemelerinin rolü ve etkisi
çok büyüktür.
Bütün bunları başlatanlar, yönetenler genellikle feodal ve teokratik düzenin
liderleri, bölgelerinin önde gelen bazı aydınları, papazlar, kanun kaçakları,
aşiret ağaları, şeyhleri, dedeleridir. Bunlar kendi yandaşlarını, çevrelerini,
halkını, aşiretini, müritlerini ekseriye kandırarak ve de korkutarak ayaklandırmışlardır.
Saf, cahil, ufku, görüşü ve bilgisi (bilhassa o dönemlerde ve yörelerde)
ancak köyü ya da ilçesi hududuyla sınırlı olan zavallı halk, hocasına,
şeyhine, dedesine, eşkıya başına, dini etkileri, maddi ve manevi güçleri,
yarattıkları korku ve dehşet nedenleriyle, çoğu kez zoraki olarak, körü
körüne itaat etmiştir. Onlar ne demişlerse ve ne istemişlerse ona inanmış,
onu yapmıştır.
Bütün bu ayaklanmaların ve isyanların sebebi, amacı yöre halkını pek fazla
ilgilendirmemiştir. Ayaklanmalar alttan değil yukarıdan aşağıya
ve bazen de dıştan içe yönelik ve güdümlü olmuştur. Tabandaki dayanağı
çok zayıftır. Anadolu’da meydana gelenlerin hiç biri küçük de
olsa bir halk ihtilali şekline dönüşmemiş ve devletin toprak kaybına sebep
olmamıştır, pek çoğu asayişe müessir adi zabıta vak'asıdır. Çoğu halkın
öteden beri alışa geldiği: devletine asker ve vergi vermemek, hayvan sayımı
yaptırmamak, kanun kaçaklarını, suçluları korumak, yakalatmamak, yasak
silahları toplatmamak, devlet otoritesinin ve jandarma karakollarının
o bölgelere yerleşmesine karşı koymak gibi haklı ve yasal olmayan sebeplerle
başlatılmıştır.
Ayrıca kişiler ve aşiretler arası kıskançlıklar, menfaat çatışmaları,
otlak ve toprak anlaşmazlıkları, soygun ve kaçakçılık olayları, kadın
ve cinayet sorunları, kan davaları, başlık parası gibi nedenlerle meydana
gelen kişiler, aileler ve aşiretler arası, çarpışmalara güvenlik kuvvetlerinin
bölgede huzur, sükun ve asayişi sağlamak amacıyla yaptığı müdahalelere
çok defa asilerin silahla karşı koymaları gibi nedenlerle meydana gelmişlerdir.
Tabii bunların arasında isyan diye sınıflandırılabilecek olan Koçgiri,
Şeyh Sait, Dersim, Ağrı olaylarının ana sebebi genelde siyasidir, ideolojiktir.
Ayrıca bütün bu nedenlere; o bölgelerde görevli mülki idare, adalet,
güvenlik gibi bazı kamu görevlilerinin miktar, bilgi, ilgi, şefkat ve
sevgi gibi vasıflarının yetersizliklerinin, tecrübesizliklerinin, beceriksizliklerinin,
korkaklıklarının, hatalı tutum, davranış ve yönetimlerinin de etkisi,
katkısı olduğunu kabul etmek doğru ve vicdani bir davranış olur.
Siyası iktidarların bölge sorunlarını teşhiste, değerlendirmede ve çare
bulup çözmedeki yetersizliklerinin, yönetimdeki becerisizliklerinin bu
tür olayların meydana gelmesinde bazen etkisi olduğu da kabul edilmelidir.
Sorunların çözümünü silahlı kuvvetlere havale etmeden her kademedeki sivil
otoriteler tedbir almalı, çözümü bulmalıdır. Askeri ve silahlı önlemler,
müdahaleler mutlaka en son çare olmalıdır.
Bu arada bir anımı nakletmek istiyorum; 19 - 31 Mart 1981 tarihleri arasında
içişleri Bakanlığı üst düzey görevlilerinden oluşturduğum özel bir teftiş
heyetiyle, Güney Anadolu'daki teşkilatı denetlemeye çıkmıştık.
Antakya ilinin Samandağ hudut ilçesinde bizi şişman, kısa boylu, titrek,
rengi benzi soluk, çok heyecanlı, sağlıksız görünüşlü, yaşlı biri karşıladı.
Kaymakamlık makam odasına girdik. Ağlamaklı, mahçup ve adeta ızdırap içindeydi.
Bir müddet sohbetten sonra; "Sayın Bakanım, ben bu ilçenin tabibiyim.
idarecilikten, kaymakamlıktan hiç anlamam. Bu sorunlu ilçenin kaymakam
vekilliğini bana verdiler. Tecrübesizim, beceremiyorum. Ne olur beni yapamadığım
bu görevden alın." dedi. Halinden sorumluluk bilinci yüksek, temiz
kalpli, ince ruhlu ve hassas biri olduğu anlaşılıyordu. O dönemde kaymakam
vekillerinin çoğu benzer nitelikteydi.
Daha sonraki günlerde denetlemeye Mardin ili ve ilçelerinde devam ediyorduk.
Bir ilçede ilkokulun bahçesindeki Atatürk anıtı, kömür ve çöp yığınlarının
ortasında, pislik içinde mahsun ve müteessirdi. Buradaki kaymakama arkadaşları
vaktiyle Mao lakabını takmışlar. Sakıncalı ve çok aşırı sol tandanslı
biri olduğu daha sonra belgelendi, kanıtlandı.
Geri kalmış, problemli ilçeler, 1980 öncesi, kamu görevlileri için sürgün
yeri ad ediliyordu. Çok defa beğenilmeyen kişiler buralara atanıyor, oralara
tayin edilenlerin pek çoğu da ya torpil yaparak ya da uyduruk sağlık raporuyla
kapağı daha iyi yerlere atıyor ve bu nedenle pek çok ilçe yönetimi liyakatsiz
vekil ve o yöreli memurlar elinde kalıyordu. işte olayları önlemenin ilk
ve en basit yolu yukarıdaki beş paragrafta sıralanan hatalara meydan vermemektir.
Anadolu'daki bütün bu ayaklanmalar, bazı yabancı devletlerin,
Kürtçü kişilerin, örgütlerin derneklerin ve PKK.’nın ısrarla zorlamalarına,
arzu etmelerine rağmen halk, ırklar, dinler ve mezhepler arasında bir
kavga, çatışma, savaş haline vatandaşlarımızın sabrı. Sağ duyusu ve aklı
selimi sayesinde dönüşmemiştir. Ama tahrikler, olaylar, şehit Mehmetçiklere
yapılan, o iç yakan, çok acı ve duygusal törenler devam ede gelirse milliyetçi
öfke terörü yaptıran, yaratan ve yapanlara karşı nefret ve düşmanlık duyguları
çok daha artabilir ve arzulanmayan hadiseler meydana gelebilir. Türkiye
Cumhuriyeti sorumlularının, terörü kışkırtan, körükleyen, yaptıran ve
yaratan teröristlerin; bu ihmali göz önünde tutarak karar, tedbir, tutum
ve davranışlarını buna göre almalı, ayarlamalı ve uygulamalıdır. Yoksa
Kürdüyle, Türküyle bütün vatandaşlarımıza çok acı ve pahalı faturalar
kesilebilir.
Anadolu coğrafyasında hiçbir ayaklanmada ve isyanda kitle, bir ve beraber
olarak devletine baş kaldırmamış, karşı koymamıştır. Bölgedeki yerleşim
birimlerinin, aşiretlerin halkının büyük çoğunluğu ağır baskı ve tehditlere
rağmen asilerin yanında yer almamıştır. Bilhassa PKK'nın köylere, şantiyelere,
iş makinelerine, okullara, kadınlar, bebekler dahil köylülere, işçilere,
öğretmenlere, memurlara uyguladığı vahşetten, katliamdan ve dehşetten
korkarak bazıları onun yanlısı, aleti olmuş veya öyle görünmek zorunda
kalmıştır.
Bölge halkının büyük çoğunluğu evlatlarının kurbanlık koyunlar gibi ölüme
gönderilmesini istemiyor, silahlı mücadeleyle bugüne kadar hiçbir sonuç
alınmadığını, alınamayacağını biliyor. Ve esasen bu yöntemin çok yanlış,
Zararlı, faydasız, çıkmaz bir yol olduğunu da anlamış bulunuyor.
Bugüne kadarki ayaklanmalarda bölge halkının büyük bir kısmı çok defa
asilere karşı devlet kuvvetleriyle birlikte savaşa gelmiştir.
Bir örnek olarak Şeyh Sait isyanını bastıran 3. Ordu'nun komutanı Korg.
Kazım (İnanç) Diyarbakırlıdır. Şeyh Sait; atının heybeleri altınla dolu
olarak, İran’a doğru kaçarken, onun yakalanabileceği Murat Nehri’ndeki
Çarpuh köprüsünü takip kuvvetlerine ihbar eden bacanağı Binbaşı Cibran'lı
Kazım (Ataç)'dır. Lolan'lı Hüseyin Bey onu ve beraberindekileri yakalayanlardan
biridir. Her ikisi de Kürt kökenlidir. Diyarbakır'daki Şark İstiklal Mahkemesi'nde
Şeyh Sait'i ve beraberindekilerden bazılarını idama mahkum eden üç yargıçtan
biri Kürt kökenli Urfa Milletvekili Ali Saip Bey'dir.
Devlet hiçbir zaman ırk ve din ayrımı yapmamıştır. Osmanlı döneminde sadrazamların,
nazırların milletvekillerinin ve hatta komutanların bir çoğu diğer ırkların,
dinlerin mensubuydular. Durum bu günde aynıdır. Türk vatandaşı olanlar
için hiçbir ayrım söz konusu değildir. Onlar mülki, adli ve askeri en
üst makamlarda, parlamentolarda görev almış ve almaktadırlar.
Son 100 yıldan bu yana yabancı devletlerin, dıştaki ve içteki Kürtçü örgütlerin,
PKK'nın, ırkçı partilerin, kişilerin, bölücü yayınların kışkırtmalarına,
zorlamalarına rağmen Türk halkı Türk-Kürt ayırımı yapmamıştır. Ama son
8 - 10 yıl içinde gittikçe artan sakıncalı propagandalara, telkinlere,
gayretlere bir de AB üyesi bazı devletlerin istekleri, tutumları, şartları
ve de Kuzey Irak'taki gelişmeler, ABD’nin yanlı, belki de kasıtlı tutumu,
ilgisizliği, Irak'taki PKK-kongra-gel teröristlerini adeta koruma altına
alması eklenince, ayrımcıların, bölünmecilerin miktarı çoğalmış, ümitleri
ve cesaretleri ve eylemleri artmıştır.
Bütün bu olaylar, ayaklanmalar o bölgelerin taraflarca yakılıp, yıkılmasına,
harabiyetine, ekonomisinin çökmesine ve asilerin ve de maalesef masum
halkın ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yok yere can ve mal kaybetmelerine,
ızdıraplara ve göz yaşlarına sebep olmuştur.
Türlü ve ciddi iç, dış sorunlarla uğraşagelen devlet, gayretinin ve kısıtlı
imkanlarının, bütçesinin büyük bir kısmını, ard arda yaptırılan bu olayları
(Ek-2,3) bastırmaya sarf etmiştir. Ve bütün bunlar ayaklanma bölgelerinin
ve ülkemizin kalkınmasına, zenginleşmesine mani olan faktörlerden önemli
biri olmuştur.
Güçlü Türk Devleti’ne baş kaldırarak ve masumların kanlarını akıtarak
sağlanmasını istedikleri sözde özerklik, bağımsızlık nafile, sonuçta faydasız
ve boş bir hevestir. Bugün makul ve gerçek bir nedeni de yoktur. Avrupa
Birliği uyum yasalarıyla; devlet şikayet edilegelen Kürt kimliğinin tanınması,
dil, okul, TRT gibi istekleri, sosyal, kültürel vesair talepleri karşılamış,
sorunları ortadan kaldırmıştır. Daha fazlasını da yapacaktır.
Asırlardır birbirine karışmış, aile bağlarıyla kaynaşmış, vatanını beraberce
savunmuş Anadolu halkını Türk, Kürt diye bölmeye, birbirinden koparmaya,
ülkeyi bölmeye artık kalkışılmamalıdır. Günahtır, affedilemez
ağır bir suçtur. Yalnız vatana değil, mensup oldukları etnik gruba yani
Kürtlere olduğu kadar Türklere ve diğer soylardan aziz vatandaşlarımıza
da ihanettir.
Kürt kökenliler dahil bütün yurttaşlarımızın mutlu geleceği daha zengin,
huzurlu, kalkınmış, üniter ve demokratik bağımsız bir Türkiye de bir arada
yaşamaktadır.
Türkiye'de özerk ya da bağımsız bir Kürdistan imkansız, faydasız bir taleptir.
Tam ve ham bir hayaldir. Gerçekleşemeyecek bir rüyadır. Hakikatte ve pratikte
çok şey kaybetmek, sonu meçhul bir maceraya, çok güç şartlara ve ateşin
içine atılmaktır. Eldekini kaybetmek, halkı de Allah korusun karşılıklı
çarpışmalara, ızdıraplı iç göçe zorlamaktır. Fırsat bekleyen ülkelerin,
emellerine alet olmak ve hatta onların güdümüne girmektir.
EK-1
(Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Hariç)
Osmanlı imparatorluğu'nda Meydana Gelen Bazı Olaylar,
Ayaklanmalar ve İsyanlar
1806 Pazvantoğlu Osman Ayaklanması (Vidin-Rumeli)
1806-1812 Osmanlı Rus Savaşı
1807 Kabakçı Mustafa Ayaklanması (İstanbul)
1808 Yeniçeri Ayaklanması (İstanbul)
1815 Sırpların İsyanı Sırbistan'ın İmparatorluktan Kopması (Rumeli)
1820 Tepedelenli Ali Paşa isyanı (Rumeli)
1821 Mora İsyanı(Rumeli)
1825 Yunan İsyanı(Rumeli)
1825 Yeniçerilerin Ayaklanması (İstanbul)
1826 Yeniçeri Ocağı’nın Zorla Dağıtılması (İstanbul)
1827 Navarin’de Osmanlı ve Mısır Donanmalarının Yakılması
1827 Mora İsyanının Bastırılması (Rumeli)
1828 Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusu'nun Kurulması
1828-1829 Osmanlı Rus Savaşı, Edirne Andlaşması (Anapa, Poti, Efiak, Boğdan
ve Gürcistan'ın Kaybı)
1830 Yunanistan'ın Bağımsızlığını Kazanması
1831-1833 Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın İsyanı (Mısır)
1839-1841 Mehmet Ali Paşa'nın İkinci İsyanı Mısır'a Özerklik Verilmesi
(Mısır, Kütahya)
1858 Karadağ'da Ayaklanma (Rumeli)
1858 Cidde'de Ayaklanma (Arabistan)
1860 Softalar Ayaklanması (Kuleli Vak'ası İstanbul)
1862 Romanya'nın İmparatorluktan Kopması
1866 Girit İsyanı (Rumeli)
1867 Belgrad Kalesi’nin Sırplara Terki
1875 Bosna Hersek İsyanı (Rumeli)
1878 Avusturya'nın Bosna-Hersek'i Alması
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Berlin Andlaşması (Karadağ, Sırbistan, Romanya'ya
Bağımsızlık. Kars, Ardahan ve Batum'un Rusya'ya verilmesi)
1878 Gazeteci Ali Suavi Olayı
1878 İngiltere’nin Kıbrıs'a EI Koyması
1878-1882 Bulgar isyanı ve Bulgaristan'ın Bağımsızlığını kazanması (Rumeli)
1881 Fransa'nın Tunus'u işgali
1881 Düyunu Umumiye (Genel Borçlar) Adlı Yabancı Örgütün Kontrolünün Kabulü
1882 İngiltere’nin Mısır'ı işgali
1895 İstanbul’da Ermeni Olayları, Yıldız'da Bomba Hadisesi, Babıali'de
Gösteri
1897 Türk-Yunan Savaşı
1902 Makedonya'da Ayaklanma
1898-1908 Balkanlarda Bulgar, Rum, Arnavut ve Ulah (Romen) Komitecileri,
Çeteleri ve Asilerle Yüzden Fazla Çatışma, Savaş
1905 Yemen'de İsyan
1908 İkinci Meşrutiyet'in ilanı
1909 31 Mart Ayaklanması (İstanbul)
1913 Babıali Baskını, Hükümetin Düşürülmesi
1919 İstanbul’un İşgali
1920 Menemen'de Gerici Ayaklanması. Astğm. Kubilay ve Erlerin Öldürülmesi
EK-2
Osmanlı imparatorluğu'nun Doğu
ve Güneydoğu Bölgelerinde
Meydana Gelen Bazı Olaylar,
Ayaklanmalar ve isyanlar.
1806 Babanzade Abdurrahman Paşa Ayaklanması (Irak)
1812 Babanzade Ahmet Paşa Ayaklanması (Irak)
1830 Yezidiler'in Ayaklanması (Hakkari, Revandiz)
1831 Bedirhan Bey Ayaklanması (Mardin)
1833 Emir Muhammet Ayaklanması
1847 Nasturilerin Ayaklanması (Hakkari)
1854 Sason'da Ermeni Ayaklanması
1855 Zeydan-ı Şir Ayaklanması (Bitlis)
1877 Bedirhan Osman Paşa Ayaklanması (Cizre, Midyat)
1880 Şeyh Ubeydullah Ayaklanması (Bayburt)
1889 Emin Ali Bedirhan Ayaklanması (Şemdinli, Iran)
1895-1896 Ermenilerin Zeytun Ayaklanması (Muş ve civarı)
1914 Molla Selim Ayaklanması (Bayburt)
1919 Ali Batı Ayaklanması (Mardin, Cizre, Nusaybin)
1919 Ali Galip Olayı (İstanbul)
1921 Koçgiri isyanı (Zara, Suşehri, Refahiye)
1924 Nasturi Ayaklanması (Hakkari)
1925 Şeyh Sait İsyanı (Bingöl, Muş, Bitlis, Diyarbakır)
1925 Zilan Ayaklanması (Siirt Kozluk, Malabadi)
1925 Şemdinli Ayaklanması (Şemdinli, Çukurca, Beytüşşebap)
1926 Pervari Ayaklanması (Hakkari - Rubaköyü)
1926 Hakkari Beytüşşebap Ayaklanması
1926 Guyan Ayaklanması (Beytüşşebap)
1926 Koçuşağı Ayaklanması (Dersim, Ovacık, Cemişgezek)
1927 Biçar Ayaklanması (Lice, Hani, Kulp)
1928 Resul Ağa Ayaklanması (Siirt -Eruh)
1930 Ağrı İsyanı (Ağrı Dağı, Erciş, Çaldıran)
1934 Ruban Ayaklanması (Bitlis-Mutki)
1935 Abdurrahman Ayaklanması (Siirt-Baykan)
1935 Sason Ayaklanması (Siirt-Sason)
1937-1938 Dersim İsyanı (Tunceli, Erzincan, Bingöl)
1984- PKK'nın Terör Eylemleri
Selahattin
ÇETİNER |