07 Nisan 2006

 

DİYARBAKIR’DA YAŞANANLAR AB SÜRECİNİN YANSIMALARIDIR

Tuğrul KESKİNGÖREN

 

Kürt sorununun iyi analiz edilememesi sonucu geldiği nokta geçmişin ve terörizmin ötesinde sivil itaatsizliği içermektedir. Gelinen nokta ne 1924 ne de 1984 ile kıyaslanabilir. Sivil itaatsizlik Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir örneği daha görülmeyen, Hindistan'da kendisini İngiliz emperyalizmine ve otoriteye karsı silahsız direnişi içeren Gandi, Filistin'de İsrail işgaline karsı kendi topraklarını savunan Arafat önderliğindeki Filistin Kurtuluş hareketlerini, Güney Afrika'da ise ırkçı rejime karşı Mandela liderliğindeki sivil itaatsizlik örneklerini içerir. Her ne kadar bazıları bu kıyaslamanın yanlış olacağını düşünseler de, sivil itaatsizlik bağlamında Kürt siyasi hareketinin geleceği nokta bu hareketler ile büyük benzerlikler içermektedir. Peki bu noktaya nasıl gelinmiştir? TUSIAD, yani Türkiye burjuvazisinin ortak kararı, neoliberal ekonomik politikaların açılımı, Türkiye kapitalizminin açgözlülüğü, küçük olsun bizim olsun istemi ile Türkiye’ye Avrupa Birliği kriterlerini kabul ettirme çabaları Kürt sorunun bu konuma gelmesindeki en onemli etkenlerdir. AB emperyalist "devrimlerini" savunan Türkiye siyasi eliti ile Türkiye burjuvazisinin geçmişteki yansımaları ise Atatürk’e karşı manda iktidarını savunan "Avrupa sevenler cemiyetleridir." Osmanlı İmparatorluğuna kapitülasyonları zorla kabul ettirmeye çalışan Avrupa emperyalizminin bir benzeri ve hatta günümüz yansımasıdır. Helsinki kriterleri, Dünya Bankası ve IMF ekonomik yaptırımları ile Osmanlı imparatorluğunun çökmesindeki ana nedenlerden birisi olan Kapitülasyonlar arasındaki benzerlik incelendiğinde Kürt sorunun bu noktaya nasıl geldiği daha iyi anlaşılabilir. Avrupa Birliğinin Türkiye’deki beşinci kolu gibi çalışan Arı hareketi gibi dernekler ise Atatürk’e kurtuluş savasında İngiliz mandacılığını kabul ettirmeye çalışan gurupların günümüz yansımalarıdır. Kendilerini Fredrick Hayek veya Karl Popper misali sınırsız liberal olarak sunanların çıkardıkları dergilerde ve Washington buluşmalarında kesişme noktası liberal değil, aşırı muhafazakarlığın ötesi olan Uluslar arası Cumhuriyetçiler Enstitüsüdür (International Republican Institute(1).

İşte Türkiye’nin bugün geldiği siyasi ve sivil itaatsizliği içeren çok bilinmezli Kurt denkleminin, bu açılımların bir yansıması olduğu söylemek herhalde yanlış olmasa gerektir ve bu süreç Türkiye açısından uzun ve karanlık bir tünelin başlangıcıdır.

Bu açılımlara en güzel örnekleri ise Diyarbakır belediye başkanı Osman Baydemir'in 6-13 Şubat tarihlerinde gerçekleştirdiği ABD ziyaretinde gözden kaçan noktalarda gizlidir. Birincisi Baydemir'in Washington DC'de demokratlara yakın bir düşünce kuruluşu olan Brookings'de yaptığı toplantı ve konuşmadır. Toplantının ilgi çekici yönü, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği başkanı Rifat  Hisarcıklıoğlu'nun finansal desteği ile kurulan Türkiye bölümünün direktörü olan Ömer Taşpınar'ın, Baydemir'i konuşma yapmak üzere Brookings'e davet etmesidir. Ömer Taşpınar, daha evvel ki yıllarda da Diyarbakır barosu başkanı Sezgin
Tanrıkulu'nun Washington ziyaretlerinde ve Washington Kürt Ensitütüsünün çevirmenliklerini yapmıştır. Baydemir'in gözden kaçan bir diğer çalışması ise Diyarbakır ile ABD'nin Tennessee eyaletinde bulunan Nashville şehrini kardeş şehir yapma projesidir. Bu amaçla Baydemir, ABD'nin Nashville şehrinde bulunan Kürt gurupları ile buluşur (2).

Nashville ABD'nin CIA'ye yardım eden ve Guam üzerinden getirilen, 7000'e yakın Kuzey Iraklı Kürt'un bulunduğu şehirlerin en önemlisidir.

PKK’nın başlattığı sivil itaatsizlik projesi ne kadar başarılı veya etkili olur, bu elbette tartışılır. Fakat Kürt sorunu açısından altının çizilmesi gereken en önemli nokta bu sivil itaatsizlikte PKK’yı suçlamadan evvel ilk önce aynaya bakıp nerede yanlış yaptık diyebilecek, beyinlerini ve yüreklerini Brüksel’e göre değil de Türkiye’ye endeksleyen yöneticilerin olması ile mümkündür. Daha çok silah lobiciliği yapan Amerikan Türk İş Konseyinin yıllık
toplantılarında konuşan ABD'nin eski Türkiye elçisi Marc Grossman, PKK'ya karsı adım atabiliriz(3)  diye konuşmuş. Oysa aynı toplantıların bir gün evvel ki buluşmasında ABD Dışişleri bakanlığından Matt Byrza ise PKK konusunda Irak hükümeti sorumlu olduğunu öne sürmüştü.(4) Aynı toplantıların bir başka gününde ise ABD Genel Kurmay başkanı Pace Irak'ta istikrarın sağlanmasının öncelikli(5) olduğunu belirterek PKK ile bir sorunlarının şimdilik olmadığını ima etmiştir. PKK’nın liderlerini Türkiye’ye teslim et diye
ABD'ye yalvaranlar eğer güçleri yetiyorsa kendileri gidip alsınlar, yok alamıyorlarsa sivil itaatsizlik tünelinde yok olmaya mahkumdurlar.

Belki de yukarıda bahsettiğimiz gibi bu tüneli girmemizi hazırlayanlar Türkiye siyasi eliti ile Türkiye burjuvazisinin kendisidir. Kürt sorunu, PKK'ya indirgenemez, bu sorun tarihsel bağlamda kompleks bir sosyal ve siyasi yaradır.  

Diyarbakır ve Batman'da yaşanan sivil itaatsizlik Kürt sorununda bir başlangıç noktasını teşkil etmektedir. Kafalarını kuma gömerken rahat yataklarında Avrupa Birliği hayali ile uyuyanların ne Kürt sorunu ne de Türk sorunu vardır. Türkiye burjuvazisinin, Türkiye siyasi eliti olan TC Dışişleri bakanlığı ile elele verdiği nokta da varılan sonuç
Türkiye’nin bölünmesidir. Hiç bir siyasi güç sivil itaatsizliğin önünde duramaz.  

 


1)Uluslararasi Cumhuriyetciler Enstitusu hakkinda daha fazla bilgi
icin: http://www.iri.org/
2)Kurdish Media, 13 Subat 2006,
http://www.kurdmedia.com/articles.asp?id=11360
3)Amerika'nin Sesi Radyosu, 30 Mart, 2006,
http://www.voanews.com/turkish/2006-03-30-voa4.cfm
4)Amerika'nin Sesi Radyosu, 28 Mart 2006,
http://www.voanews.com/turkish/2006-03-28-voa15.cfm
5) Amerika'nin Sesi Radyosu, 29 Mart 2006,
http://www.voanews.com/turkish/2006-03-29-voa3.cfm