Tuncer KILINÇ
Eski
MGK Genel Sekreteri
PKK'nin terör yoluyla etnik ayrımcılığı amaçlayan
faaliyeti bir Kürt sorunu değildir. Ancak, Sevr'den bu yana Avrupa'nın
desteklediği bu ayrımcı girişim, Türkiye'nin çok önemli bir sorunudur.
Etnik
ayrımcılığa yönelik bu çabalar, milli duyguları zayıf ve kendilerini aydın
sayan bazı eğitimliler, köşe yazarları ve siyasileri de etkisi altına almış ve
maalesef bu kesim, bölücülerin propaganda unsurları haline gelmişlerdir.
Etnik ayrımcılığı
bir Kürt sorunu şeklinde tanımlamak gaflettir, aymazlıktır ya
da kasıttır. Zira bu projeyi yürütenlerin ekmeğine yağ sürmektir.
Gelişmişlik ve
veya azgelişmişlik açısından Kürt kökenli vatandaşlarımızın yoğun olarak
yaşamakta oldukları bölgede bazı tedbirlerin alınmasına duyulan ihtiyaç, bir
etnik sorun olarak tanımlanamaz. Anadolu'nun her yerinde bu sorunlar vardır.
Kimse bu ülkede
Kürt kökenli vatandaşlarımızın yasalar karşısında veya sosyal uygulamalarda
ayrıcalıklı bir konumda tutulduğunu söyleyemez. Kendi kültürlerini
yaşayamadıkları savları ise iftiradan başka bir şey değildir. Kimse Türkiye
Cumhuriyeti'ni birlikte kurduğumuz bu vatandaşlarımızın kendi dillerini
kullanmalarına veya türkülerini çağırıp halaylarını çekmesine ya da yaşam tarzlarına tavırlı olmamıştır. Hatta dar
gelirli olmalarına karşın çok fazla doğurganlıklarına ve çağımızda fazlaca
yadırganan çokeşliliklerine, yasalara karşın uyguladıkları çağ dışı törelerine
(kan parası gibi) sessiz kalınmıştır.
Bırakın bu
kültürü bastırma veya değiştirmeyi, Türkiye bu kültürü kendi kültürünün önemli
bir rengi, motifi ve lezzeti olarak algılamış ve onu yaşatmış ve yaşamaktadır.
Ne yazık ki
günümüzün yönetim sorumluları, konuyu ''Kürt sorunu'' diye adlandırma
gafletine düşmüş ve bu tutum, ayrımcı faaliyetin giderek azgınlaşmasına neden
olmuştur.
Şemdinli'de
TSK'ye karşı oluşturulan komplonun nedeni araştırılmadan bazı yöneticiler, mal
bulmuş Mağripli örneği, hayret verici tutumlara
girmiş, olayı Susurluk olayıyla koşutlandırmışlardır.
Bu menfi tutum
yetmemiş gibi, komplodan başka komplolar üretilmeye çalışılmıştır. Konuyla
ilgili araştırma komisyonu bazı üyelerinin, ilgili savcıyı da kullanarak,
TSK'nin tümünü karalayan bir kampanya oluşturdukları ortaya çıkmıştır.
Bu gelişmeler PKK'nin ayrımcı faaliyetlerine destek çıkan bazılarının
yüce Meclisimizde yer alma fırsatını da yakaladıklarına bir işarettir.
Ayrımcı teröre
destek verenler ile Türkiye Cumhuriyeti'nin laik yapısına karşı olanlar el ele
vererek bu iki konuda da ödün vermeyen TSK'nin mücadele azmini kırmaya
çalışmaktadırlar.
Bu çirkin
oyunlara karşın TSK'nin ağırbaşlı ve vakur duruşu, hiç kimseyi yanlış hesaplar
yapmaya yöneltmesin.
TSK, ulusunun
bağrından çıkmış gerçek halk çocuklarından oluşmuş yapısıyla yüce Atatürk
'ün devrimcilik dahil tüm ilkelerinin ve düşünce sisteminin ve Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin azimli bir koruyucusu ve vazgeçilemez teminatıdır.
Onlar, Bağımsızlık Savaşı'mızda olduğu gibi, bugün de
bütünlüğümüz ve laik devlet yapımızın korunması uğrunda canlarını feda eden ve
etmeye hazır olan bu ülkenin cefakâr ve vefakâr halk kesiminin çocuklarıdır.
Onun gerçek sahibi Türk ulusudur. Ona yönelik her menfi girişime karşı
öncelikle bu ulus göğsünü siper eder.
Bu yapısıyla ve
her zaman hukuka saygılı uygulamalarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı bir
darbe tertibi, ona ancak bir fiske etkisinden öteye geçemez.
Daha fazlası ise kimsenin ne haddidir ne de ulusun yararınadır.
Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana düşmanlarımızın öncelikli hedefi her zaman
TSK olmuştur. Ne yazık ki onun sosyal ve siyasal hayatımızdaki itibarını
zedelemek için elinden geleni ardına komayan Batı
dünyası, günümüzde beklediklerinden daha çok destekçiyi içimizde bulmaktadır.
Türkiye mevcut
yapısı ve olanaklarıyla bölgenin yeniden güçlü ve büyük devlet olma adayıdır.
Bunu bilen emperyalistler, Türkiye üzerinde olduğu kadar bölgenin tümünde
çıkarlarına uygun projeler yürütmektedirler.
Son gelişmeler
de Türkiye üzerinde oynanan oyunun bir parçasıdır. Bu defa oyun, gayet masumane
görüntüyle, demokrasi ve insan hakları üzerine kurguludur.
ABD ve
Avrupa'daki destekçileri, Ortadoğu'ya demokrasi ve çağdaş insan hakları
normlarını getireceğim diye Afganistan'ı ve Irak'ı istila etmiştir. Buralarda
her gün onlarca bölge insanı hayatını kaybetmektedir. Oysa en kutsal ve
hukuksal hak, yaşama hakkıdır.
Bizde de, zaman
içinde, demokrasi hedefe varmak için bir vasıta olarak nitelendirilmiştir.
Afganistan ve
Irak gibi Türkiye de ABD'nin Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek için ortaya
attığı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) içindedir.
Çevremizde
cereyan eden haksız ve hukuksuz bu tablonun tümüne bakmadan ve bu görüntüden
bir ders çıkarmadan hareket edildiği takdirde geleceğimiz karanlıktır. Hele hele ulus devletlerinin sonunu hazırlamaya yönelik BOP'nin taşeronluğuna talip olmak gibi gaflet görüntüleri
çok daha tehlikelidir.
Ancak, engin
sağduyusuna inanılan ulusumuzun TSK'ye yönelik komploları, bu geniş çerçeve içeriside değerlendireceklerine olan güvenle teselli
bulabiliriz