YILMAZ ŞİPAL

Atatürk: “Tarihin şeklini değiştiren bir liderdir”

29 Ekim 1923’te laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, Türkiye’ yi çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkarmak için, gereken devrim yasaları, “ardı arkası kesilmeksizin” bir bir çıkarılmış ve uygulanmasına da hiç zaman yitirilmeden başlanmıştır.

1924 yılında yürürlüğe giren 430 sayılı “Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu” devrim yasalarının öncüsüdür.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen devrimler birbirini izleyerek Türk ulusunu, dünya devletleri arasında çok saygın bir konuma getirmiştir. Ne yazık ki bu saygınlık 1950’den son sonra hızla yitirilmeye başlandı.

Devrim yasaları, kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni, çok kısa sürede, her alanda çağdaş uygarlık düzeyine taşımayı amaçlıyordu ve bu uğurda epey de yol alınmıştı.

1950’den sonra “demokrat” görünümlü “karşıdevrimle” Türk toplumu, ortaçağa sürüklenmeye başlamıştır.

Oysa ki devrim yasaları tam anlamıyla uygulanabilseydi, Türkiye bugün, dünyada “çağdaş görünümlü” çok saygın bir Avrupa ülkesi konumunda olurdu.

1950’den sonra, toprak ağalarının, şeyhlerin, mollaların yönetimdeki ağırlığı Türkiye’yi uygar bir ülke görünümünden uzaklaştırıp, geri kalmış ülkeler düzeyine yaklaştırmıştır.

Türkiye’nin bugünkü görünümünün, insanın içini acıtan yanı da laik Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyanın en kolay okuma-yazma öğreten “alfabesiyle” yapılan eğitim sisteminden yararlanarak yetişip, bilim insanı, kamu yöneticisi, devlet adamı düzeyine kadar yükselenlerin, bu düzenin altını oymaya çalışanlara ve ülkeyi Cumhuriyet dönemi öncesine, daha doğrusu “ortaçağa” geri götürmeye çabalayanlara göz yummalarıdır.

Devrim yasaları, çağdaş Türkiye’nin yolunu açmış, gelecek kuşakların “ilim ve irfan sahibi” olmalarının önündeki bütün engelleri kaldırmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk ulusuyla “el ele vererek” gerçekleştirdiği bu devrimler birbirini izleyerek Türkiye’yi, dünya devletleri arasında saygın bir konuma getirmişti...

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının, köylüsüyle, kasabalısıyla, kentlisiyle el ele vererek kurdukları Türkiye Cumhuriyeti’nin devrim yasalarından sonuna kadar yararlananlardan kimileri, Türk alfabesiyle birkaç ay içinde okuma yazma öğrenip yükseköğrenimini devrim yasalarının sağladığı olanaklarla tamamlayıp toplumda saygın bir yere ulaştıktan sonra, laik Türkiye Cumhuriyeti ile Atatürk’e en ağır eleştirilerde bulunmaya başlamışlardır.

ABD Başkanı Obama, Anıtkabir Defteri’ne yazdıkları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden söyledikleriyle bunlara gereken yanıtı vermiştir:

***

Vizyonu, kararlılığı ve cesaretiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni demokrasiye yönelten ve mirası tüm dünyaya kuşaklar boyunca ilham vermeye devam eden Kemal Atatürk’e saygılarımı sunmak, benim için onurdur.

Kendisi, tarihin şeklini değiştiren bir liderdir. Ama Atatürk’ün yaşamına ait en büyük anıt, hiçbir şekilde taştan ya da mermerden inşa edilemez. Kendisinin bıraktığı en büyük miras, Türkiye’nin canlı, laik demokrasisidir.”

(…)

Tabii ki bugünlere kolay ulaşılmadı.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, Türkiye rahatlıkla yabancı güçlere teslim olabilirdi; bunun yanı sıra, bir imparatorluğu devam ettirmeyi de tercih edebilirdi.

Ama Türkiye farklı bir gelecek benimsedi.

Kendisini yabancı kontrolden uzaklaştırdı...

Bir cumhuriyet kurdu...

Bu Cumhuriyet, hem ABD’nin hem de diğer dünya ülkelerinin saygısını kazandı.”

***

Yazımıza bir atasözü ile nokta koyalım.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”

 

Cumhuriyet Gazetesi – 13.04.2009